Kötülüğe sövgü ve tekrar ikrardır 
كوردی عربي فارسى
Kurdî Türkçe English

HABERLER GÖRÜŞ RAPOR SÖYLEŞİ EKONOMİ MULTİMEDİA YAŞAM KÜLTÜR & SANAT
x
Hatice Özhan

Kötülüğe sövgü ve tekrar ikrardır 

Hatice Özhan 

Dünya iyi bir yere doğru gitmiyor ve kötülük insanları o kocaman midesine indiren gözü dönmüş dizginlenemez bir canavar. Tüm gövdesiyle her yere gölgesini düşüren bu canavarın varlığından herkes ama herkes haberdar. İnsanların en zaliminin bile iyi bildiği bir güce sahip. Büyük çoğunluğumuzun korkuyla çaresizlikle izler olduğu; sonlanmasının mümkün olmadığı anlaşılan varlığının bir seviyede azalmasına bile razı gelindiği kötülük inkâr edilemez bir güce sahip. İyilik istenci kötülüğün bu önü alınamaz gücü karşısında basit bir güzelleme olarak kalacaktır belki de. Kötülüğün eli kolu insanın mücadele azmini ve iyilik istencini felce uğratacak denli çok uzun ve yazının bu ilk satırlarını okuyanlar, canavarın pençesindeki dünyalarını sürekli bir mücadele ile koruma çabası içerisinde geçirdiklerinden fazla yorgunlar.  Farklı ihtiyaç önceliklerine göre oluşturdukları yaşamlarının dümenini elden bırakmamak gayesi sadece yorgunluk değil bildikleri şeyleri duymaktan duyulan bıkkınlığı da beraberinde getirdi insanlara. Dünyanın iyi bir yere doğru gitmediği cümlem bahsettiğim nedenlere bağlı yorgunlukları olan insanları belki sıkacaktır, onlara pes dedirtecektir, bu yazıyı daha okumaya başlamadan ellerinden düşüreceklerdir? Duymaktan çok sıkıldıkları, işittiklerinde öfleyip pöfledikleri bilgilerin aslında acı hakikatlerin rahminde döllendiğini unutmamalılardır.

Hepimizin yeni kelamlar duymak istediği, canavarın midesine inmemek için sağlam çıkış kapıları aradıkları da belirttiğim hakikatin başka uzuvlardır. Kötülükten kurtulmanın doğru formüllerini somut ortaya koymayan, onun varlığına sadece vurgulamalardan ibaret olan hiçbir teorinin okurun nazarında çok az bir hükmünün olmayacağı yüksek bir ihtimaldir. Ancak ben tekrar ikrardandır düşüncesindeyim, hafızanın nankör tarafını iyi biliyorum, unutulan bir sürü kötülüğün çok kereler kuruttuğu nice kalbin sonsuza dek aramızdan ayrıldıklarını gördüm. Kuruyan bir sürü kalp hafızanın dipsiz kuyularına hayatın bir cezası misali atıldı, çürümeye bırakılarak cezalandırılan demir yığını bir tank gibi.

Kalbimizi kurutacak, bizleri çürümeye mahkûm edecek bir acı daha yaşandı geçenlerde. İran sınırında Afgan bir anne donarak hayatını kaybetti. Türkiye’ye geçmeye çalışan Afgan kadın çocuklarının donmasını engellemek için onların ellerine çorap geçirerek ölmelerini engelledi. Kötülüğün ehven-i şer hallerinden biri daha acımasızca yaşandı yine, Afgan kadın kendisinin ölmesini daha yeğ tutmuş oldu. Biz haberi izlerken, okurken, duyarken üzüldüğümüzle ve korktuğumuzla kaldık gene, canavarın kışın ortasında üzerimize düşen gölgesinin buz tutan serinliğinde tuhaf üzüntümüzle tir tir titredik.

İnsanlar ülkelerindeki canavarlardan kaçarken gidecekleri yerlerin kendilerine has canavarları olduğunu hesap etmeden, tamamıyla yok olacakları uzak geleceğe doğru yola koyulurlar. Erişilmez uzak gelecek kendilerine el sallar ama o aslında yalancı bir seraptır. Seraplar akla ve ömre ziyandır, delilik ya da ölüm getirir her kime göründüyse. Kötülük hayali kurulan duygunun, ereğin resmine bir serap görüntüsündedir ve sınır boylarındaki, kaçan göçen kim varsa bir sanrı gördürtür onlara.  Çocukluklarının geçtiği, gençliklerinin solduğu ve yaşlılıklarının burunlarından getirildiği ülkelerinden ibaret sanılan kötülükten kaçış yaşanan acı tablolarla nafile.  İnsanlar görece daha iyi belirsiz bir gelecek arayışıyla, aile öykülerindeki özgün bir durumdan ya da adı bir erkek, klan, kabile olabilen bir tehlikeden kurtulmak adına bir kaçış halindeler,  en fazla da ilk fırsatını bulduklarında kaçanlar kadınlardır. Belarus köyünde donan Afgan kadının ülkesi Afganistan’dan İran üzerinden Türkiye’ye doğru bu soğuk kış mevsiminde çocuklarıyla birlikte gerçekleştirdiği kötülükten kaçış sözünü ettiğim nafile sonuçlardan. Afganistan’ın canavarı Taliban’ın ülkedeki oynar başlı/kontrollü iktidarı yeniden ele geçirdiğinde ülke kadınlar için hâlihazırda zaten yaşanılır olmayan durumun ötesindeki bir vahametin eşiğine gelip dayandı. Yanı sıra, açlık sınırının altında yaşayan ülkedeki insanların büyük bir kesimi de güncel durumda yoğun kaçış planları içerisinde.  Ekseriyeti gerçeklikten uzak, gerçekçi olanlarınsa anca iyi bir maddi temele dayanarak oluşturulduğu kaçış planları hayata geçildiğinde mutlu sonla biteceğini farz etmek büyük bir aptallık örneği sergilemek olacaktır kanımca.  Nihai amacı kötülükten kurtulmak demek olan bu kaçışlarını sağ salim gerçekleştirebilene ise ne mutlu! İran’ın Türkiye sınırına yakın Belarus adlı bir köyünde donarak can veren Afgan kadın nihai amacına ulaşamadı ne yazık ki! Can vermeden önce çocuklarının can güvenliklerini o koşullarda sağlayan Afgan kadının haberi kötülüğü yeniden konuşmanın, duymaktan sıkıldıklarımızın yeniden su yüzüne çıkmasının önlemezliğiyle karşılaştırdı bizleri. Kötülük Afgan bir kadını midesine indirdi, sırada daha niceleri de yok değil elbette ki! Sıra kendimize gelinceye dek yakınından ya da uzağından daha nice ve hangi şiddette yüzleşmeler yaşayacağımızı kim bilebilir?

 Bundan yedi sene önce, 2 Eylül 2015'te ailesi ile birlikte Muğla'nın Bodrum ilçesinden Yunanistan'ın İstanköy adasına şişme botla geçmeye çalışırken annesi ve kardeşi ile birlikte boğularak hayatını kaybeden üç yaşındaki Suriyeli Kürt çocuk Alan Kurdî’nin cansız bedeni hafızalarda halen de diridir. Denizin yuttuğu sanılan hâlbuki kötülüğün yuttuğu masum Alan’ın o küçücük bedeninin son hali tüm unutulmazlığıyla akıllarda ve Alan o günden itibaren ki kertede göçmenlik, savaş, sığınmacılık konularının tartışılmasında “sembol isim” olarak kullanıldı. IŞİD’in tüm barbarlığıyla Suriye’de Kürtlere saldırdığı o günlerde Avrupa’ya insan akının yaşandığı, insani dramların ekranlara yansıdığı sıralarda insanların göçmenlik, savaş konularında yüzleşmeleri için meğerse pragmatik bir değere ihtiyaçları varmış. Alan Kurdî’nin cansız bedeni yüzüstü kıyıya vurduğunda insanlık onu “sembol” bir isim olarak addetti ve moda bir duyarlılık geliştirildi. Alan’ın adına resim sergileri düzenlendi, heykeller yapıldı, göçmenlik konusu yeniden tartışmaya açıldı ama bir süreden sonra bunların da bir sonu geldi. Kürtlerin vatansızlığı, Alan’ın yurdunun işgalcilerin saldırısı altında niçin olduğu tartışılmadı doğru düzgün.  Biz Alan bebeğin bir “sembol isim” olarak bir süreliğine değerlendirilmesini görmekle yetindik sadece ve kötülüğün midesine iştahla indirdiği Alan bebek ne ilkti ne de son oldu. Göçler, savaşlar, insanlık dramları tüm hızıyla devam ediyor ve Belarus köyünde Afgan bir kadın birkaç gün önce donarak can veriyor. Hayatın ucuzluğunu, ayaklar altına alınmışlığını kötülük göre göre ve de yapa yapa her defasında yeniden hatırlıyor oluyoruz.  Yinelemelerden sıkılan ve pesimistlerden hiç hazzetmeyen okurlar kusuruma bakmasın: tekrar ikrardandır ve dünya iyi bir yere doğru gitmiyor!

 Hatice Özhan

Sosyolog-yazar

Learn the Truth Here ... لـێــــره‌ ڕاستی بـزانــــــه
Copyright ©2021 BasNews.com. All rights reserved