Siyasetin ‘‘Solcu’’ Mantığı: Öcalan Hapiste, PKK Dağda, Siyasi Mülteciler Gurbette Kalsın
كوردی عربي فارسى
Kurdî Türkçe English

HABERLER GÖRÜŞ RAPOR SÖYLEŞİ EKONOMİ MULTİMEDİA YAŞAM KÜLTÜR & SANAT
x
Öztekin Çaçan

Siyasetin ‘‘Solcu’’ Mantığı: Öcalan Hapiste, PKK Dağda, Siyasi Mülteciler Gurbette Kalsın

 Öztekin Çaçan

"Tarihin gerçek dilini çözdüğümde görüyorum ki, biz dün farkına varmadan ‘ Türkiye Komünist Partisi’ değil ‘ Türk Komünist Partisi ’ olmuşuz’’  Nabi Yağcı, TKP Eski Genel Sek.

“Sinn Fein’i sadece siyasi bir araç olarak değerlendirmek vahim bir hata olur. O, politikadan fazlasıdır, bir ulusal felsefedir” P.S. O’Hegarty,  Sinn Fein kurucusu

  ‘‘Kürtler Yine ‘Solcu’ oldu’’ yazıma devam etmek istiyorum…

Solculuğun  Türkiye’de ki muhtevası ile diğer ülkelerdeki muhtevası farklıdır. Bizde solculuğun içerisinde, iyi gizlenmiş şekilde devletin birliği ve bekası fikri vardır.

Zahirde olmasa da batında bu durum böyledir. Her seferinde benim bile örneklerini yaşadığım bir durumdur bu. Birlikte mücadele, çoğu kere ayrılma hakkını meşru göstermeyen bir yaklaşımla, içerikle doludur.

Bunun yanında Türkiye özelinde ‘‘solculuk’’, sınıf problemi ile söylem düzeyinin dışında çok alakası olmayan, hatta sınıfla organik bağı çoktan kopmuş yapıları da içinde barındırıyor.

İttifaka zorlandığımız solcuların neredeyse tamamı kendi içerisinde de ciddi ayrımlara tabi ve kitlesiz hareketlerdir.

Buna, sınıf mücadelesi bitmeyecekse, Kürt meselesi de bitmesin mantığını. Ne olursa olsun  ‘istemezük’’ diye de adlandırabileceğimiz bin bir türlü hal ile şekillenen uzlaşma karşıtlığını. Bin türlü yöntemle dile getirilen yokuş edebiyatını toplayıp ,ortaya çıkan sonuca ben  "solculuk" dedim. Tabiki siz başka bişey diyebilirsiniz.

Bu çeşit ‘‘solculuktan’’ Kürtleri koparan örgüt liderlerinin başında, Öcalan gelir. İlk bağımsızlıkçı yaklaşımların başladığı birkaç örgütten biri PKK'dir. Ama bu çok başka bir külliyattır girmeyeceğim.

Bunun yanında HDK içerisindeki etnik ve dezavantajlı grupları, farklı cinsel eğilimler vb. asla benim kullandığım anlamıyla ‘‘solcu’’ tanımı içerisine  değildir. Bilinmesini isterim.  

Dolayısıyla sol diye kavradığım şeyi ile ‘‘solculuk’’ birlikte düşünüldüğünde ‘‘solculuk’’ ile ittifak, Kürtlerin diyalog dilini körelttiğinden oldukça mahsurlu bir şeydir.  

Mesela, olası bir Millet İttifakı desteğine bu gruplar CHP'nin kuruluş gününden başlayarak İYİ Parti'ye, oradan da SAADET Partisi'ne küfredeceklerdir. Ya da "Sol ittifak" dışındaki her şeye karşı çıkarak, seçimi bilerek yada bilmeyerek 2. tura bırakma eğilimine gireceklerdir. Biz kendi adayımızı çıkaralım diye tutturacaklardır.

Bu olası tutum ise sosyolojik ve siyasal, sayısal güce ulaşmış Kürt toplumunun, elini ayağını bağlamak anlamına gelecektir. Kürtler, "sol ittifak" dayatmasıyla belki de direk yada dolaylı bir iktidar ortağı olma şanslarını yitireceklerdir. Ardından belkide bir yüzyıl daha herc-û merc dönemine girilecektir.

Durum böyle olmakla birlikte, aslında sol blok, konferans vb. gibi çağrılar ilginç bir boyut daha taşımaktadır. Zaten HDK denilen bişey var. Orada da Türkiye sol hareketinin neredeyse tamamı temsil ediliyorken  neden tekrar sol ittifak söylemi geliştiriliyor, onu da anlamak mümkün değil.

HDP zaten eşittir neredeyse HDK değil mi. HDP parti programında bu yazıyor. Yani sol ve sosyalist hareket ile iç içe bir durum var iken. Durum böyle iken, neden her seferinde solcularla  konferans yapılıyor. Demek ki ters giden bir şeyler var ki; var olan ittifak yeterli görülmüyor.

Aslına bakarsanız bence de ters giden bir şeyler var. Ve ters giden şey şu; Kürt halkının, HDP üzerinde ki şekillendirici etkisinden hoşlanmayanlar var.

Evet Kürt halkı, demokratik Kürt kamuoyu aslında HDP’yi şekillendiren temel güçtür. Ve bu güç, bazen idarecilerinin tersine hareket edebilmektedir.

Esas istenmeyen, hoşlanılmayan durum bu. Yani olası ittifak senaryolarında Kürtlerin kendilerini ‘‘solcular’’ ile sınırlandırmayıp, çözüm için, Millet ittifakı yada daha geniş ittifak olasılıklarına açık kapı bırakılması ihtimali, eğilimi bile belirli çevrelerde rahatsızlık uyandırıyor. 

Halbuki, ortada şekillenmiş hiç bir şey yok. Hatta, Millet ve  Cumhur ittifaklarının dağılması bile olasılık dahilinde. Dolayısıyla ille de ‘‘solcular’’la ittifak aramak zaten var olan -HDK- ittifakını, başkasına kapıları kapatarak ilerlemesini sağlamaktan başka bir anlam ifade etmeyecektir. "Sol ittifak kurduk tekliflere, her şeye kapalıyız" demek istiyor birileri. Yani, dolambaçlı bir uzlaşmazlık dili oluşturulmak isteniyor. Hepsi bu.

Bunların dışında…

Kürt sosyoloji realitesinde parti üst yönetimleri hariç talepleri açısından sol ve sosyalist olan bir sosyolojiye sahip değiliz.

Rawest ve KONDA'nın sosyolojik bulguları ile çelişen bir açıklama bu. Sadece  Mesut Yeğen ve arkadaşlarının ‘Kürtler ne istiyor’ çalışması bile durumun tersini gösteriyor. Yani Kürtlerde solcu ve sosyalist bir taban aramak eşyanın tabiatına aykırı. Ama Rahatlıkla Kürtler için özgürlükçü, demokrat ve kısmen de milliyetçi tanımlarını kullanabiliriz.

Kürt siyasetlerinin bile bir çoğu sosyalist iddia taşımaz. Söylemde sosyalist bile takılsalar, aslında etnik yönleri ve hatta milliyetçilikleri daha ağır basar. Tarihte de bu böyledir ve buna PKK de dahildir.

Bunun yanında, Öcalan’ın, Murray Bookchin’i öneren yani ‘Ekolojik Demokratik Konfederalizm’ çıkışından sonra "solcu" kardeşlerimize ne kadar solcu geldiği ise muğlaktır. Öcalan’ın yukarıdaki benim tanımlarıma göre ‘‘solcu’’ olmadığı ise kesindir.

Her seferinde uzlaşma zemini arayan bir lider asla yukarıda tanımladığım anlamıyla "solculuk" yapan biri olamaz. Öcalan hayatının her döneminde, en katı Türk milliyetçiliğiyle bile, neredeyse her zaman uzlaşma dili arayan bir lider olmuştur.

Ama, yine neredeyse her seferinde, ‘‘solculuk’’ yapanların tuzağına düşmüştür. Hatta, bence Öcalan neredeyse hayatı boyunca bu tip ‘‘solculuk’’tan uzak kaçmaya, kurtulmaya çalışmış, fakat, bir türlü kurtulamamış bir liderdir.

Gelelim ‘‘HDP bir Öcalan Projesidir’’ tekrarına kapılan ‘‘solculuk’’ tezahürüne.

Her söylendiğinde kulağa hoş gelen bu cümle, günümüzde hiçbir anlam ifade etmeyen bir cümledir. Çünkü, Diyarbakır Newrozu'nda Öcalan mektubu okunduğunda, o mektubun içeriğini doldurmayan bir süreç yaşanmıştır maalesef.

Başkanlık konseyi tarafından baş müzakereci kabul edilen, İmralı’da barış sekretaryası kurulan Öcalan, kendi partisine dönük 'beni dinlemeyecekseniz, bir daha yanıma gelmeyin' benzeri cümlelerle İmralı’nın kapısını, kendisi kapatmıştır. Bu tutum dolayısıyla HDP de kapı dışında kalmıştır.

HDP, barış sürecindeki yetersizlikleri ile ilgili olarak, defalarca öz eleştiri de vermiştir.

Hele İstanbul seçimlerindeki HDP tavrı, kurucusu ve fikir babası olan Öcalan’a karşı ve neredeyse bir gövde gösterisi niteliğindedir.

Yani, HDP’nin fikir babası Öcalan olmakla birlikte, yine Öcalan’ın ifadesiyle ‘‘demokratik sosyalizmin’’ bir aygıtı olarak kurulmasına rağmen HDP bugün, birçok açıdan başka yerdedir. Bunlar biliniyor.

Ama ilginç olan şu, bir Öcalan propagandasına soyunmuş Temelli gibi siyasiler o gün yani İstanbul seçimlerinde, neden Öcalan’ı duymazdan geldiler anlamış da değilim.

Birde o gün Öcalan’ı duymayan kulaklar, neden bugün Öcalan’ı rektör ilan ettiler onu da anlamak güç.

Geçtiğimiz gün S. Temelli ‘‘HDP özgür bir üniversitedir, rektörü de bellidir. Kıymetini bilmesek de adını fazla zikretmesek de bize sunduğu tezler var…bu tezlerin sahibi de Öcalan’dır’’ diyerek üniversite öğrencilerine, Öcalan okumalarını tavsiye etti.

Yine oldukça kulağa hoş gelen bu ifadelerin, HDP kapatma davası sürerken‘‘solculuk’’ dediğimiz mantığın yeni tezahüründen başka bişey değil. Eğer sol blok olmayacaksa yada böyle bir risk oluşmasın diye önlem alıyorlar. HDK ye vurgu yapıp  "Öcalan’ın kurduğu parti" vurgusuyla ‘fabrika ayarlarına’ dönmek istiyorlar.

Ama hatırlamak istemedikleri şey şu; Öcalan HDK'ya küsmüş aslında. Mesela son dönemde zaman zaman Mehmet Öcalan ile görüşen Abdullah Öcalan ne HDP'ye ne de HDK'ya selam etmedi. Bu yüzden  bazıları tedirgin olmuş  olabilir mi bilmiyorum.

Velhasıl, kuruluşundaki niyet, hikaye ne olursa olsun, ben HDP’nin aldığı yol ve geldiği aşamayla çok daha fazla ilgiliyim.

Ben, HDP'ye Siyaset sosyolojisi açısından yaklaşmak taraftarıyım.

Örneğin Mroslav Hroch ve L. Cosser bu açıdan önemli anahtarlardır. Hele Hroch nerdeyse bizi anlatır. 

Örneğin siyaset sosyolojisi anlamında HDP ulusal mücadelede Miroslav Hroch'un sınıflandırmasıyla C aşamasına tekabül eder. Yine Hroch'un tarifine göre ‘C’ evresi ‘‘ulusal bilincin geniş kitlelere yayıldığı evredir. Bu evre ulusal bilincin, grubun bütün üyelerinin olmasa bile çok büyük bir kısmının meselesi haline geldiği, ulusal hareketin ülkenin tümüne yayılan sağlam bir örgütsel yapıya sahip olduğu durumla karşı karsıya bulunulan evredir. Ulaşılan bu aşamada geniş̧ kitlelerin tepkilerini belirleyen, doğrudan doğruya ulusal bilinçtir’’ der.

Yani HDP, siyaset sosyolojisi açısından bir de böyle bir işleve sahiptir. C evresi diye tanımlanabilecek A ve B evrelerinin devamı olan bir sonuçtur HDP.

Bir de yeni orta sınıflar, prekaryalar vb.  bağlamında HDP’yi düşünürsek Hroch'un dediği geniş kitleler tanımına bir kez daha ulaşırız. Böyle bir okumayla, HDP nedir sorusu, zannımca oldukça berraklık kazanacaktır. Yoksa sürekli Öcalan projesi demek bir anlam ifade etmemektedir.

Ben şunu demek istiyorum, bu güçler, meşru olmakla birlikte, legal siyaset alanında ve mecliste değiller. Yani hiçbirinin arkasında her kesimden, sınıftan tabakadan altı buçuk milyon Kürdün oyu yoktur.

Ve zannımca devlet aklı, bir daha illegal yapılarla -PKK- iletişim kurma refleksi en azından bir süre için göstermeyecektir. Yani demokratik Kürt halkının elinde günümüz koşullarında, HDP'den başka bir diyalog yapısı aslında yok.

HDP’nin oluşumu, gelişimi üzerinde etkileri bir yana, ne PKK’nin, ne de Öcalan’ın HDP seçmenini -önümüzdeki başkanlık seçimi için- bu saatten sonra fazla yönlendiremeyeceğini düşünüyorum. Durum ve şartlar çok değişmiş durumda.

Tipik bir akıl yürütmesi yapalım. Mesela, bu gün seçim olsa ya Öcalan yada PKK, seçimi boykot edin çağrısı yaparsa, sizce, HDP'li Kürt seçmen sandığa gider mi, gitmez mi. Giderse bunu nasıl yorumlamalıyız? Bence HDP seçmeninin büyük çoğunluğu, belkide %80’ i  bu çağrıyı dinlemeyip, sandığa gidecektir. Bu konuda İstanbul seçimleri yine iyi bir örnektir.

Gelelim son cümlelerimize.

Fikrim şu ki, daha ana muhalefet blokları oluşum içerisindeyken. Daha Millet ve de Cumhur ittifakları seçim için şekillenmemişken. Kürtler, konferans şu bu yolla kendilerini sol blok, sol aday olarak sınırlamamalıdır. 

Biraz sabredip, ortaya bir şeylerin çıkması beklenmelidir. Ancak doğru bir strateji ile Türkiye demokrasisinin dolayısıyla toplumsal barışın geleceğine katkı sunulabilir.

Eğer, Türkiye’de yeni bir dönem açılacaksa.  Hangi ittifak başa gelirse, gelsin. Seçim sonrası bile diyalog arayan taraf Kürtler olmalıdır.

Seçimi bir tarafa bırakalım. Kürt meselesinde büyük çözüm konusunda, yani barış konusunda, yine aynı mantık yürütülmelidir.  Eğer devleti yönetenler, çözüm yeri meclistir derlerse meclis.  

İmralı’yı veya Kandil'i adres olarak görürlerse, İmralı yada Kandil. Yani esas aktörlerden devlet, çözümün yerini kendisi belirlemelidir. Eğer çözüm isteniyorsa, bu durum doğal olarak böyle şekillenmelidir. Ve bence muhataplık açısından ve barış gelecekse, birinin diğerinden bir farkı yoktur.

Nereyi muhatap alırlarsa alsınlar, demokratik Kürt kamuoyu barışı, şekil şartlarına bakmadan,  koşulsuz destekleyecektir.

Dolayısıyla işi baştan yokuşa sürmek, Temelli’nin yaptığı gibi, Öcalan’ı veya Kandil'i dayatmak, işe yarayan politik bir çıkış değildir. Dolayısıyla Temelli, biraz sussa iyi olur.  

Daha ortada ne müzakere yolu, ne kanun değişikliği gibi bir şeyler yokken. Başka bir ifadeyle barışın ‘b’si yokken. Öcalan’ı işaret etmek ,Türkiye toplumundaki şiddet eğilimi ve ön yargılar düşünüldüğünde, Demokles’in kılıcını kafaya yaklaştırmaktan başka bir değer taşımaz.

Seçim, ittifaklar, olası barış gibi çok önemli bir süreçten geçerken bu tavırlar, Öcalan’ı içerde, PKK’yi dağda, ülke hasretiyle yanan binlerce siyasi mülteciyi ise gurbette bırakma sonucunu doğuracaktır.

 Benim temel itirazım da bunadır. Barış, bu ülkenin hak ettiği bir sonuçtur.

 

 

 

 

 

                                                            

Learn the Truth Here ... لـێــــره‌ ڕاستی بـزانــــــه
Copyright ©2021 BasNews.com. All rights reserved