Nilüfer Akbal: Hem seyircisiz, hem harçlıksız, hem de alkışsız kaldık
كوردی عربي فارسى
Kurdî Türkçe English

HABERLER GÖRÜŞ RAPOR SÖYLEŞİ EKONOMİ MULTİMEDİA YAŞAM KÜLTÜR & SANAT
x

Nilüfer Akbal: Hem seyircisiz, hem harçlıksız, hem de alkışsız kaldık

SerpilGüneş

BasNews - Kürdistan’ın tanınmış sanatçısı Nilüfer Akbal, Kürdistan Bölgesi’ndeki bir tv kanalında Zazaca/Dimilkî program yapmak istiyor.

Kürdistan Bölgesi’ne seçim sürecinde gelen Nilüfer Akbal ile pandemi sürecindeki çalışmaları, geleceğe dönük projeleri, Kürdistan izlenimlerine ilişkin samimi bir söyleşi gerçekleştirdik.

Pandemi sürecinde her sanatçı gibi zor dönemler geçirdiğini dile getiren Akbal, tüm sanatçıların durumunu “hem seyircisiz, hem harçlıksız, hem de alkışsız kaldık” şeklinde özetliyor.

Davut Sulari’nin  Dimilkî eserleri üzerine bir çalışma başlattığını belirten Nilüfer Akbal, Kürdistan Bölgesi’ndeki bir tv kanalında Zazaca/Dimilkî program yapmak istediğini belirtiyor.

Kürdistan Bölgesi’ne en son bağımsızlık referandumu sürecinde gelen sanatçı, “Kürdistan hepimizin gelip nefes alabildiği topraklar. Özlemlerimizi giderdiğimiz yer. Kendimizi ait hissettiğimiz ve her an her yerde kendi dilinin konuşulduğu, bayrağını gördüğü, o ertelenmiş bastırılmış tüm duyguların yaşandığı yer, burada ferahlıyorsun” diyor.

“Hem seyircisiz, hem harçlıksız, hem de alkışsız kaldık”  

-Pandemi ile birlikte uzun süre sahnelerden uzak kaldınız. Tüm  sanatçılar zor dönemler geçirdi. Siz bu dönemi nasıl geçirdiniz? Sahneleri ve alkışları özlediniz mi? Pandemi sürecinde sanat hayatınız nasıl geçiyor?

Bizim sanat hayatımız durdu bütün müzisyenler gibi benimki de durdu. Evdeydik. Kürt müziği her yerde her alanda ifade edilen bir müzik değil. Kürt müziğinin çok fazla alanı yok zaten. Belli alanları var, o alanlar da kapanınca biz; hem seyircisiz, hem harçlıksız, hem de alkışsız kaldık.  

Fakat benim için pozitif yanları önemliydi, açıkçası en çok bu yanıyla ilgilendim. Kovid vakaları başladığı günden itibaren bu virüsü “bilge bir virüs” olarak değerlendirdim. “Bilge virüs, hayatımızı dizayn etmeye geldin, bize öğretmeye geldin, seni sevgiyle selamlıyorum” dedim.

Böyle düşündüğüm için bana kızanlar çoktu. Bu süreç boyunca başlayan kapanmalar, karantina, araçların trafiğe çıkmaması ile birlikte doğa canlandı, nesli tükenen hayvanlar var deniyordu, o canlılar yeninden görünmeye başladılar. 

Marmara denizinde yunuslar dans etmeye başladı ve şunu fark ettim; İnsanın olmadığı yerde yaşam var oluyor. İnsan yaşamın olduğu yerlerde gelişigüzel yapılaşma ile yaşam alanları daralıyor, evrendeki diğer canlılara, bitkilere, doğal yaşama zarar veriliyor. 

İnsanoğlu çok bencil bir varlık, bunu fark ettim. Her şey insana hizmet etmek için var olacak, bu bir yere kadar doğru ama, aynı zamanda insanın da hizmet etme, katkı sunma diye bir sorumluluğu var.  

Bu süreç bütün bunları idrak etmek, kendini gözlemlemek ve yeniden bir değerler muhasebesi yapma dönemiydi.

Aslında Kovid bize öğretmeye geldi ve öğretti de. Bunun bilincinde olanlar bu zaman dilimini; kendisine, çevresine  bu bütünsellik içinde bakarak, bundan yeni bir 'ben' çıkarttılar. Buradan beslenmeyen taraflar da olmuş olabilir, onu bilemeyiz, ama ben bu döneme böyle baktım. 

“Sanat her yerde, her zaman ve herkes için olmalı”

-Bu bilge virüs sanata bakış açınızı, yaratıcılığınızı nasıl etkiledi? 

Bu süreçte evde saz çalmaya başladım. Sosyal medya aracılığı ile kendi dinleyicilerim için konserler düzenlemeye başladım ve şunu idrak ettim; sanat illaki para ile yapılmaz. Her an her yerde yapabilirsin, bu yetenek sende varsa ve güzel duygular akıyorsa bunu bir salonda alkış alarak icra etmek ve ücret karşılığında yapmak zorunda değilsin, her an ve yerde yapabilirsin. Sanat her yerde, her zaman ve herkes için olmalı. 

Açıklama yok.

-Pandemi sürecinde sanatçılar çok zor dönemler geçirdiler. Kürt sanatçılar arası bir dayanışma oldu mu?  

Eş, dost tabii ki haberleştik, birbirimize moral olduk ya da imkanı olmayan arkadaşlarımız için aramızda ne yapabiliriz, nasıl bir destek sağlayabiliriz türü girişimlerde de bulunduk. Ama herkes aynı durumda olduğu için, bu daha çok manevi destek şeklinde oldu.  

Salgın döneminde ne yazık ki 150 müzisyen intihar etti. Çünkü geçimlerini oradan sağlıyorlardı, yani gidiyor barda kemam, flüt çalıyor, şarkı söylüyor. Bizim gibi 30 yılını bu alanda geçirmiş sanatçılar yaşamlarını belli bir aşamaya getirmiştir. Fakat genç müzisyenler, sanatıyla geçinen bazı arkadaşlarımızdan, çok intihar eden oldu, onlara çok üzüldüm, hepsini saygı ve sevgiyle anıyorum.   

“Davut Sulari’nin Zazaca klamları üzerine çalışıyorum

-Pandemi sizin açınızdan bir hazırlık sürecidir diyebilir miyiz? Sevenleriniz uzun süredir sizden bir çalışma bekliyor. Ne tür çalışmalarınız var geleceğe ilişkin? 

Elbette, beklemekte  haklılar. Klasikên Kurdî-1’i yaptım. Klasikên Kurdî-2’yi yapacağım, hazırlıkları bitti.

Akabinde Zazaca klasikler yapmak istiyorum. Ondan sonra Ozan Davut Sulari’nin söylediği Zazaca klamlar var, sıralama böyle.

Sulari Zazacayı Davudi bir dille yani spiritüel bir tarz kullanmış. Çok derin anlamları var. O dili, o kavramları kimsenin anlayacağını ve seslendirebileceğini sanmıyorum. Bir tek Davut Sulari biliyor olabilir, o derece ha!. Bu kadar iddialı konuşuyorum…

Onun torunu Berrin Sulari ile konuştuk. Kaset halinde kayıtları var, bir ara kapanıp dinleyeceğiz, o kayıtlardan bir repartuar oluşturup Davud Sularinin Zazaca klamlarını seslendirmeyi planlıyorum.  

-Kürdistan Bölgesi’ne en son ne zaman geldiniz? Son gelişiniz ile bu gelişinizi karşılaştıracak olursanız, izlenimleriniz nedir? Farklılıklar var mı?

En son, 2017 yılında bağımsızlık referandumu döneminde gelmiştim, bir program vesilesiyle ve çok heyecan vericiydi.

Düşünün, Kürdistan’ın bağımsızlık referandumu yapılacak! Tarifsiz bir andı. Onu hiç unutmayacağım. Bu gelişimde seçimden kısa bir süre öncesine denk geldi. Kürdistan’da seçim nasıl oluyor acaba? Diye çok merak ederdim, ülkem dediğiniz bir yerde ilk defa böyle bir şey yaşayacaksınız, müthiş bir gözlem olacaktı. Burada çok sayıda  değerli eşim dostum var.

Mamoste Mazhar Xalake gibi 'Kürdistan’ın bülbülü' dediğimiz bir sanatçı dostum var. Nitekim Süleymaniye’ye giderek kendisini bizzat ziyaret ettim. Başkaca sanatçı dostlarım ve arkadaşlarım da var.  

Bu gelişimde Hewlerin çok geliştiğini, çok modernleştiğini gördüm. Değerli dostumlarım beni gezdirdi.Yeni yapılan binaları görme fırsatı oldu, çok şık Avrupayi yapılar, güzel yollar, parklar peyzajlar yapılmış. Eskiden o kadar çok yeşil alan yoktu.

Seçimde oy verme süreci çok sakin ve güzeldi. Örneğin; Türkiye’de sokaklara bayraklar, posterler asılıyor, arabalardan mikrofonlarla seçim propagandası yapılıyor, kargaşadan, yüksek ses tonundan geçilmiyor. Resmen insan zihnini yoran, gerginleştiren, itici bir seçim ortamı oluyor.

Kürdistan’daki seçimlerde de, Türkiye'deki gibi herkesin yan yana posterleri var, ama kimse kimsenin posterine karışmıyor, o kadar sesiz ve dingin, harika, medeni bir seçim havası vardı, buna müthiş bir hayranlık duyduğumu belirtmek istiyorum, beni çok mutlu etti.

“Dört tarafı zalimlerle çevrili de olsa, bu kaostan özgür, demokratik, insan haklarına saygılı bir devlet doğacak”

-İki tarihi süreçte referandum ve seçimlerde buradaydınız. Bağımsızlık referandumunda nasıl bir coşku vardı siz neler hissettiniz? 

Dedim ki “ben Kürdistan’ın bağımsızlığının ilanında buradayım ve çok şanslıyım. Tanrım bu kadar nasıl şanslı olabilirim.” Tabi sonraki hayal kırıklıkları herkes gibi beni de çok üzdü. Ben şuna inanıyorum; bu kadim topraklar, bu kadim halk hiçbir şekilde, ne olursa olsun dört tarafı zalimlerle çevrili de olsa, bu kaostan özgür, demokratik, insan haklarına saygılı bir devlet doğacak. Çünkü büyük zulmü ve haksızlıkları görmüş, kendisine yapılan zorbalıkları başkasına yapmama gibi bir erdemi var! Ki ben bunu Kürdistan’da görüyorum.

Hewler’de Ankawa ilçesi var, orda kiliselerde insanlar özgürce ibadetlerini yapabiliyor. Diyanet Bakanlığı’nın inançlar binası var.  Ezdiler, Hristiyanlar, Zerdeştiler, Müslümanlar, Yahudiler hepsinin diyanette temsilcisi var. Dolayısıyla görünen resimden anlıyorsun ki, tamamen özgür bir Kürdistan olduğunda bütün inanç, etnisiteler her ne varsa kendini özgürce ifade edebililir ve yan yana yaşayabilirler. Bu tablo aynı zamanda büyük fotoğrafta bütün farklılıkların bir arada yaşayabileceğinin nişanı da oluyor. Ben bunu çok güçlü bir şekilde sezinledim burada.   

Bu arada Süleymaniye’de Zerdüştülerin dini merkezini ziyaret ettim. Ben de Zerdeşti olmak istedim, ritüellerine katıldım ve Zerdeşti oldum. 

Kürtlerin peygamberi Zerdüştür. Diğer dinlerin yayılması ile birlikte biz, kendi kadim inancımızı unuttuk. Kürtlerin bilinçlice kendi dinlerini, Peygamberlerini tanımaları, inançlarını ve kültürlerini öğrenmeleri, farklılıklarını bilmeleri gerekiyor. 

Resim

“Kürdistan Bölgesi TV’lerinde Zazaca bir program yapmak istiyorum”

-Kürdistan Bölgesi’nde gerçekleştirmek istediğiniz bir proje var mı?  

Evet var.  Kürdistan Bölgesi’nde hükümete ait bir televizyon kanalında Zazaca bir program yapmak istiyorum. 

Zazaca demiyelim buna biz Dimilkî diyelim. Zaza tabiri daha çok Türklerin tabiri. Hatta Zaza ismiyle bir parti kuruldu, onlar kendilerini ayrı görüyorlar. O onların tanımı. Bu Kürtleri siyaset yoluyla yine bölmenin, ayrıştırmanın projesi gibi geliyor bana. Biz çocukluğumuzdan beri kendimize Dimilkî diyoruz. Annemizden, babamızdan atamızdan gördüğümüz Dimilkî konuşuyoruz diyorduk, Zazaca demiyorduk. 

Kürdistan Bölgesi’nin hükümet kanalında Dimilkî yapacağım programda, bizim kültürümüzü tanıtmayı amaçlıyorum. Bu programda Dimilkî dil bilimcileri, sanatçılar, araştırmacıları, tarihçileri, yazarları, şairleri konuk etmek istiyorum Dimilkîlr kimlerdir? Bir araya geldiklerinde nasıl sohbet ederler?  O dilin ses, avaz, ima ve anlamı ne? Buradaki  Kürtler, Dimilkîleri ne kadar anlıya biliyor. Ne kadar ortak yanımız var. Bütün bu özellikleri sunmak için böyle bir program yapmak istiyorum.  

Hükümete ait TV kanallarına buradan sesleniyorum; bu tür bir proje ile ilgileniyorlarsa bana ulaşabilirler.  

-Bu projeye ilişkin herhangi bir görüşmeniz oldu mu? 

Yok olmadı. Çünkü vakit olmadı seçim vardı. Seçim sonrası hükümet yetkililerinin yoğun programı oluyor. Bundan dolayı görüşme imkanım olmadı. Eşime, dostuma bu projemi ilettim. Ayrıca sizin aracılığığınız ile projemi yetkililere duyuruyorum.  

-Kürdistan Bölgesi yarı-devlet, federal bir statüye sahip. Kısıtlı imkanları ile Kürdistan’ın diğer parçalarındaki sanatçılara katkısını nasıl görüyorsunuz?  

Kürdistan Bölgesi bize güç veriyor, moral oluyor. Hepimizin gelip nefes alabildiği topraklar. Özlemlerimizi giderdiğimiz yer. Kendimizi ait hissettiğimiz ve her an her yerde kendi dilinin konuşulduğu, bayrağını gördüğü, o ertelenmiş bastırılmış tüm duyguların yaşandığı yer, burada ferahlıyorsun.

Her şeyden önce burada olmak sonsuz bir öz güven, mutluluk ve iç huzur veriyor. Bu tarifsiz bir duygu, parayla satın alınacak cinsten değil. Öte yandan, eminim gerçek sanata, sanatı geleceğe taşıyacak olanlara mutlaka yardım ediyorlardır, ederler, ediyorlar. Ben de başta olmak üzere, kültürü gelecek kuşaklara taşıyacak olan yazar, şair, müzisyen, şarkıcı, yapımcı ve sair, hepsine burada imkan sağlandığını biliyorum.  

Kürdistan hükümetine teşekkür ediyorum, bu kadar dar bir alan federe bir bölge, özgür değil. Kısıtlı imkanlar ile elinden gelenin en iyisini yapıyor. Bu şartlarda bunu yapıyorsa; artık tamamen bağımsız olunca neler yapacak onu siz hayal edin. Hayaller daha da büyür. 

- Geldiğiniz yerden Güney Kürdistan'a absürt bir bakış açısı var. Geri, İlkel milliyetçi, feodal-aşiretçi ve benzeri değerlendirmeler baskın şekilde. Kuzeyli kadın bir sanatçı olarak bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? 

Uzaktan, tanımadan oturup konuşmak aşırı bir kolaycılık, fazlaca önyargı barındırır.

Yargının önü de arkası da öldürmektir. Hem kişilere karşı yargı öldürme, hem de bilmediği bir toplumu yaşamadığın bir alana karşı peşin hükümlü olmakla orayı öldürmektir.

Ben böyle bakıyorum, bu bakış açıları da ancak, insanların buraya geldiğinde, bu havayı soluduğunda, bu ve benzeri  düşüncelerinin değişeceğine inanıyorum.  

“Ben hep Kürdistaniydim”

-Sizde de böyle yıkılan önyargılar oldu mu? 

Bende, sizin dediğinizden hiç olmadı çünkü ben hep Kurdistani kaldım. Miro albümünden sonra Rewingi’yi yaptım. Raya albümünden itibaren üçüncü albümünden itibaren her albümde Soranca iki üç tane şarkı koydum mutlaka. Ve bana hem Kurmanc hem de Dimilkî olan arkadaşlarım, çevrem “Burada kaç Soran var ki sen Sorani söylüyorsun” ya da “Biz anlamıyoruz niye daha Dimilkî veya Kurmancî söylemiyorsun” şeklinde tepki gösterdiler.

Yani onlar için daha çok Kurmanc var, daha çok Kurmancî söyleyeyim daha çok CD’im satılsın daha çok meşhur olayım mantığı hakim. Bu arada bir pragmatizm söz konusu. Eyvallah elbette yaptığın işten daha çok para kazan ama her şey para değil!. O kültürleri, lehçeleri bir araya getirmek, buluşturmak önemli bir zenginlik. Bu bana büyük bir haz ve mutluluk veriyor.

Sonra geldim Süleymaniye’de albümümde söylediğim “Çume Süleymani Goje Diyara” parçasında adı geçen Diyarî Goje’ye gittim, gezdim. Raya albümünü yaptıktan sonra ilk 2002’de geldim Güney Kürdistan’a. “Ba Biçine Serê Weys” parçasında geçen yere gitmek istiyorum dedim. Şarkılarda söyledim ama neresiydi Oralar? Birebir gittim gördüm ve çok mutlu oldum.  

Zamanla Dimilkî, Kurmanc olan arkadaşlarım bana şunu söylediler; “Sana teşekkür ediyoruz. Sayende muhteşem şarkılar dinliyoruz. İyi kulak verdiğimizde, önyargısız dinlediğimizde ortak kelimeler, cümleler keşfediyoruz, ortak yanlarımızı görüyoruz” dediler. Maço Dilleri Konferansına iki Dimilkî arkadaşım geldi. Biri şair Emir Ali Yağan şu an Paris’te bir rahatsızlığı dolayısıyla tedavi görüyor. Kendisine acil şifalar diliyorum. Diğeri Cemal Taş’tı. Konferansa katıldılar ve onlardaki tüm önyargılar kayboldu. Süleymaniye’de bir Şeyh ile karşılaştık. Arkadaşlarım elini öpmek istedi. Dedi ki şeyh; "Biz el öptürmeyiz, biz yuvarlak halka düzeninde otururuz. En başa kimse oturmaz çünkü, herkes eşittir". Tüm bunları ancak insan yaşarken farkına varabiliyor.

Bu seferde birkaç arkadaşımı beraberimde getirecektim ama yoğun olduğumdan dolayı getiremedim. Her geldiğimde mutlaka beraberimde buraları görmesi gerektiğine inandığım arkadaşlarımla gelmeye özen gösteririm.  

Cesur olacaksın! Raya albümünde Lori lehçesinde de bir eser okudum. Ne kadar çok sevildi o şarkı, bilen biliyor.  Müziğin dili yok, benim kulağıma hoş gelen ve sesimin yakıştığı, söylerken o stranın ruhunu verebildiğim eserler aslolandır. Albümlerimde; Kurmancî, Dimilkî, Sorani, bazen Lori, Asuri hepsini tereddütsüz harmanladım, benim için önemli olan odur.  

-Gorani, Hewramî lehçeleri ile Dimilkî lehçesi arasında benzerlikler çok 

Evet Soranî de öyle. TRT Kurdi’de program yaptığımda Kurmancî ve Soranîyi karşılaştırıyor, benzerlikleri ortaklıkları söylüyordum, çok verimli oluyordu.  

“Kürtlere vasiyetim...”

-Soranînin kulağa hoş gelen, çok ahenkli bir tınısı var... 

Dimilkî de öyle. Belki ölürsem bu benim vasiyetim olsun; Kürdistan’da bir opera kurulursa operanın dili Dimilkî olmalı. Arya dili mesela İtalyancadır. Almanya’da opera eğitimi aldığımda da gördüm ki opera dili Almanca değil İtalyanca. Neden öyledir. İtalyancanın sonu hep sesli harfle biter. E, a, o, i gibi. Zazaca/Dimilkî de öyledir. "Yena, Şona, sekena, biya, şiye, kerdo, vato..." yani kelimleri sesli harflerle son bulur. Dolayısıyla fonetik olarak bir opera dilidir. Kürt operasının dili Dimilkî olmalıdır. Ses bilgisi olan bir müzisyen olarak söylüyorum. Bu da benim halkıma vasiyetim olsun.  

-Belki siz hayattayken bunu gerçekleştirme imkanınız olur 

Hayatta hiçbir şey garanti değil bilmiyorum belki yarın ölürüm. Sokrates diyor ya “Bildiğim tek şey hiçbir şey bilmediğimdir”. Yaşadığım şu ana kadar hiçbir şey bildiğim gibi değildi.  

-Giderayak toparlayacak olursak?

Partiye(PDK) büyük bir saldırı olduğunu fark ettim. Seçimleri kazanmasın diye sağdan soldan manipüle edilmek istenmesine rağmen seçimler büyük başarı gösterdiler. Burda aşiretçilik yok, büyük bir hizmet var!.

Parti, Kürtperwerdir, Kürdistanidir ve hayali büyük Kürdistan'ı kurmaktır.  Hepimizin bu anlayışla bir olmamız, buraya saygı göstermemiz ve destek olmamız gerekiyor.  

Sanatçı arkadaşlarıma özellikle Dimili olanlara gelsinler gezsinler. Bu Dimili programı yaparsam hepsini getireceğim. Türkiye’de de yapabilirim. Youtube üzerinden de yapabilirim, asıl amaç; Kürdistan’da olmak, bu havayı solumak. Burada o deneyimi yaşamak. O konukları buraya davet etmek, burada ağırlamak, onlara buraları göstermek. Aynı zamanda Dimilkî dili, kültürünü, tarihini Kürdistan’a tanıtmak. 

BasNews'i okuyorum, takip ediyorum. Çok değerli bir çalışma yürütüyorsunuz. İstanbul’daki büronuzu da ziyaret etmiştim. Değerli dostluklar oldu, onlara, sana ve emeği geçen tüm arkadaşlara teşekkür ederim.  

-Umarım bir dahaki  gelişinizde sözkonusu projeler gerçekleşmiş olur, heyecanımızı oraya saklayalım, ben de teşekkür edip, yol açıklığı diliyorum. 

 

Learn the Truth Here ... لـێــــره‌ ڕاستی بـزانــــــه
Copyright ©2021 BasNews.com. All rights reserved