Kürtler Birleşmiş Milletlere İlk ne zaman ve nasıl sızdı?
كوردی عربي فارسى
Kurdî Türkçe English

HABERLER GÖRÜŞ RAPOR SÖYLEŞİ EKONOMİ MULTİMEDİA YAŞAM KÜLTÜR & SANAT
x
Ayşe ALTÜRK

Kürtler Birleşmiş Milletlere İlk ne zaman ve nasıl sızdı?

Ayşe ALTÜRK

Güney Kürdistan’da, 11 Eylül 1961'den Mart 1970'e kadar Irak hükümeti ile Kürtler arasında, belli aralıklarla süren ve Mart Anlaşması ile sona eren silahlı çatışma vardı.

Bağdat’ta sürekli iç çekişmeler ve iktidar kavgaları yaşanırdı. Rakiplerini veya muhalefet kaygısını savuşturan her yönetici sonra özel olarak Kürt bölgelerine yönelirdi. Artık saldırı, şiddet, gazetelerin yasaklanması, asimilasyon politikası uygulanırdı. 1961 yılı sonunda, Irak ordusu, Barzani ve Peşmergelerinin bulunduğu bölgeleri bombalamaya başladı.

Kürdistan halkı 11 Eylül 1961 yılında Irak’taki BAAS rejimine karşı Mela Mustafa Barzani öncülüğünde amansız bir mücadeleye başladı. 

8 Şubat 1963 tarihinde Abdülkerim Kasım rejimi, BAAS Partisi’nin desteğindeki askerlerin gerçekleştirdiği bir darbe ile devrildi ve Kasım, arkadaşlarıyla birlikte idam edildi; böylece 1958’den beri karışıklıklar içinde geçen iktidar dönemi el değiştirdi, ama Kürtlere karşı olan politika değişmedi.

Savaş, tekrar patlak vererek yıllar boyunca sürecekti. Bu arada Mustafa Barzani ve yeni rejim arasında birkaç ay boyunca yeni bir anlaşma olanaklı gibi göründü. Fakat Kürtlere karşı savaş, 1963 Haziran'ından itibaren tekrar başlatıldı.

11 Mart 1970'de Barzani ve o dönemde sadece Saddam Hüseyin'den ibaret, Bağdat ile Kürtler arasında bir anlaşmaya varıldı.

Bu uzlaşma, Kürdistan'ın özerkliğinin kabulü, Kürtlerin çoğunlukta olduğu bölgelerde Arapçanın yanında Kürtçenin de kullanılması, ülkenin yönetici organlarında Kürtlerin eşit oranda temsil edilmesi ve genel bütçeden Kürt bölgeleri için adaletli bir bölümünün ayrılmasını içeriyordu.

Burada bir parantez açalım. Bu anlaşmayı duyan Türkiye’den bir heyet apar topar Bağdat’a gidiyor, anlaşmayı bozdurmak için.

Bakıyorlar ki, iş işten geçmiş! “Peki o zaman eğitim dilini Kurmancî, değil, Soranî yapın” diyorlar.

Genellikle sol gelenekten gelen, en azından eski nesil Kürtlerin hafife aldığı ‘Türk devlet aklı’ bundan yarım asır önce böyle bir istekte bulunuyor!

Saddam da “Mademki öyle, sizi eli boş göndermem” diyor.

1970 anlaşmasında sonra, 4 yıllık bir ateşkes uygulaması oldu. Bu ara Irak rejimi, Kürt özerk bölgesindeki dağlık bölgelere pek dokunmadan önemli ve kalabalık yerleşim bölgelerinin Araplaştırılmasını sürdürüyordu. Irak rejimi 1974 baharında, Kürt bölgesini denetimi altında bulunduran Mustafa Barzani'nin birliklerine karşı savaşı yeniden başlattı.

Bu defa savaş, dağlara çekilmiş olan Mele Mustafa Barzani'nin birliklerine ve sivil Kürt halkına karşı kesintisiz bir biçimde, şiddetli ve savaşın bütün araçlarıyla; tanklar, ağır toplar, yangın ve napalm bombalarıyla sürecekti.

1974 yılında Irak rejimi sivil Kürtlere, öğrencilere karşı napalm bombası yağdırdığında Mela Mustafa Barzani bu katliamın fotoğraflarını devrimin yurtdışı temsilcisine göndererek “Ne yaparsan yap, bunları Birlemiş Milletlere ulaştır, bütün dünyaya nasıl bir insanlık suçu ile karşı karşıya olduğumuzu anlat, sesimizi duyur” der.

Öyle ya: 1945'te Dünya barışını, güvenliğini korumak, uluslararası uyuşmazlıkların barışçı yollarla çözümünü sağlamak amacıyla kurulmuş, iki yüze yakın ülkenin üye olduğu bir cemiyet.

Bizim temsilci kara kara düşünür, nasıl gidecek, gitse bile nasıl ulaşacak Birleşmiş Milletlere?

Neyse, bilet parasını denkleştirip gider. New York’taki devasa binanın önüne geldiğinde, bakar ki, dünyanın dört bir yanından adını sanını duymadığı ülkelerin temsilcileri uzun lüks limuzin arabaları ile tevir tevir kıyafetler içinde binaya yanaşıyor, önlerine serilen kırmızı halı üzerinden yürüyerek içeri giriyorlar.

Bizimkide, istifini bozmadan kırmızı halı üzerinden yürüyerek içeri girmeye başlar.

O ara kapıda duran iki siyahi ‘zeballah’ görevli kim olduğunu sorar.

Bizim temsilci Kürt olduğunu ve meramını anlatmaya başlar.

Görevliler ‘üzgünüz’ giremezsiniz derler. İleri, geri; görevliler ‘Nuh der peygamber’ demez.

Bizimki ‘bunlar belki unutur, biraz sonra bir daha denerim’ diye, oradan bir müddet uzaklaşır.

Bir süre sonra gelip, içeri girmekte olan bir temsilcinin (muhtemelen Çad) hemen arkasından yürümeye başlar. Bu iki temsilci arasındaki kıyafet farkına gözü takılan görevliler bizimkini kenara çeker…

Görevliler: ‘Aha, yine sen!’ diye başlarlar, neden girmesinin mümkün olmadığını anlatırlar.

Bizimki kenara çekilip başlar, sesini nasıl duyuracağı hesapları yapmaya, tam o sıra binanın içinden olayı izleyen bir şahıs gelip  buna sormaya başlar.

Olayı duyan şahıs, boynunda asılı olan gazeteci kimliğini çıkarır “Bunu al, ben içeri girmesem de olur, bu görevlilerin nöbet değişiminden sonra içeri gir, orada ancak bir iki dakika vaktin var. Ne göstereceksen göster, ne diyeceksen de! Sonra seni yaka paça dışarı atarlar, amacına ulaştın ulaştın, ulaşmadın, benim elimden ancak bu gelir” der.

Nihayetinde bizimki içeri girer, tam Birleşmiş Milletler oturumu başladığı sırada, resimleri çıkarıp anlatmaya başlar, tüm salonda büyük bir şaşkınlık, dersin 200 ülkenin gözleri ’far’ olmuş bizimkine doğrulmuş, gazetecinin dediği gibi, hemen apar topar dışarı çıkarırlar.

Bizimki tam ‘çok kısa oldu’ diye hayıflanırken, bakar, toplantı salonundan çıkan biri ona doğru geliyor.

“Ben Lübnan temsilcisiyim” diyen şahıs, cebinden bir kartvizit çıkarıp, “akşama görüşelim, yemeğe davetlimsin” der.

Bu artık, bizimkinin hayatındaki en uzun gündür, vakit geçmez, akşamı zar-zor eder, meraktan.

Nihayetinde New York’un ünlü restoranlarından birinde buluşurlar.

Bizimki, hal mesele budur, bize destek verin, derdimizi dile getirin eder û anlatır.

Lübnan temsilcisi:

-Sizi anlıyorum ama, dünyada kaç Arap ülkesi var? Bizimki yirmi küsur der.

-Peki size yardım etsek bunlar bize ne der? Hele hele Saddam!

Bizimki anlıyorum, der

-Peki Türkiye ne der?

-İran ne der?

-Sovyetler ne der?

-Amerika ne der?

-İngilizler ne der?

Bizimki bakar Lübnan temsilcisi yorgunu yokuşa sürüyor.

‘Kürt yemeğini yer, ayakkabısına bakar’ derler, fakat bizimkiler daha yemekteler, bitirmemişler…

Lübnan temsilcisi:

“Peki bütün bunlara rağmen size yardım etmemiz için bize ne vereceksiniz?” der, bizimki renkten renge girer.

Uzun lafın kısası, Lübnan temsilcisi, “Burada Birleşmiş Milletlerde karşılıksız hiç bir şey olmaz, bunu bilmenizi isterim” der.

- Size yardım etmem için bunun karşılığı bana bir şey vermeniz gerekir, misal; kol düğmelerin çok güzelmiş, onları verirsiniz…

Bizimkinin huzuru iyiden iyiye kaçar, yemek boğazına düğümlenir. Alışılmadık sözlerdir bunlar, iyiden iyiye gözü kapıdadır, kalkacak,

hasılı, hiç alışmadığı bir jargon, arada bir de ister istemez kızgınlık.

Lübnan temsilcisi, farkında, her seferinde ‘babacan’ bir tavırla bizimkini sakinleştirmeye çalışıyor.

Nihayetinde:

“Bak ben sizin dostunuzum, problemlerinizi, nasıl mazlum bir halk olduğunuzu biliyorum, üzülüyorum” der.

“Eğer bana bize yardım et yerine, misal: Şu köşeden karşıma çıkıp, herhangi bir gereçle: ‘Eller yukarı, üzerinde ne varsa çıkar ver’ deseydin, ben sana bütün bu lafları söylemez, üzerimde ne varsa çıkarır verir, üstüne de, ne olur canımı bağışla diye yalvarırdım” der.

Bizimki, mesajı almıştır ama şaşkın! Koskoca Birleşmiş Milletler, devasa bina, zebellah görevliler…

Çok dostane bir sohbet başlar. Adı geçen şahıs daha sonra Lübnan Enformasyon Bakanı oldu, şu geç yıllarda vefat etti ve çok kadim bir Kürt dostuydu.

Tabi ertesi gün bizimki uyanınca bir de ne görsün! Olay, tüm dünya basınında manşetlerde, bunun haberi yok.

Derken, Mela Mustafa Barzani’ye ulaşır: “Seyda valla hal mesele budur” der, bilet parasını denkleştirmeden itibaren bir özet geçer.

Seyda çok gururlu “Çok iyi iş çıkardın, gözlerinden öpüyorum” der.

Bizimki daha sonra, Lübnan temsilcisinin sohbetini harfiyen Mela Mustafa Barzani’ye bir pusula şeklinde gönderir.

Mela Mustafa Barzani’nin Lübnan temsilcisinin dediklerinden çok etkilendiği biliniyor.

Gençlere hep kendi gücünüze güvenin diye öğütler veriyor.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Learn the Truth Here ... لـێــــره‌ ڕاستی بـزانــــــه
Copyright ©2021 BasNews.com. All rights reserved