İSMAİL BEŞİKÇİ ÜZERİNE - 4
كوردی عربي فارسى
Kurdî Türkçe English

HABERLER GÖRÜŞ RAPOR SÖYLEŞİ EKONOMİ MULTİMEDİA YAŞAM KÜLTÜR & SANAT
x
İbrahim Gürbüz

İSMAİL BEŞİKÇİ ÜZERİNE - 4

İbrahim Gürbüz

İSMAİL BEŞİKÇİ LİTERATÜRÜ VE SOSYOLOJİSİ

Beşikçi literatürünün başat kavramlarından olan gasp edilmiş devlet hakkı kavramı dışında “Resmî ideoloji” ve ”Türk Düşüncesi” kavramı da çok önemli bir yer tutar. Bilim serisi eserlerinde, “Resmî İdeoloji”yi ve tezlerini çürüterek paha biçilmez katkılarda bulunmuştur. Kürdler ve Türk solu Resmî İdeoloji kavramını İsmail Beşikçi’den öğrenmiştir. Şahsi olarak üniversite yıllarında “Resmî ideoloji” ve “Türk Düşüncesi” kavramlarını Beşikçi’den öğrendim. “Türk Resmî ideolojisi” ve “Türk Düşüncesi kavramları”, Türk Akademiyası’nı da etkilemiştir.

Beşikçi literatürü düşünce dünyamıza genel kavramların dışında Kürdlerin belleğinde derin izler bırakan kavramlar da kazandırmıştır. Örneğin “Her devletin, Türkiye’nin, İran’ın, Irak’ın ve Suriye’nin bir Kürdistanı var ancak Kürdlerin bir Kürdistanı yok.“ kavramı düşünce hayatımıza bir deyim olarak yerleşmiştir.

1960’lı yıllardan günümüze kadar literatüre kazandırdığı onlarca kavram sıralayabiliriz. Biz burada özellikle dilimize pelesenk olmuş kavramları ifade ediyoruz. Beşikçi literatürünün son yıllarda dillendirdiği , “Yüksek Kürd Bilinci” ve “Anti-Kürd Nizamı” bunlardandır. İsmail Beşikçi’nin elli yıl boyunca belleğimize kazıdığı kavramlar, Kürdler için bir hazine niteliğindedir. Ne yazık ki, Kürd siyasi aktörleri bu zenginlikten yeterince faydalanamamışlardır. Her bir kavram üzerine kitaplar yazılabilir. Örneğin İsmail Beşikçi; resmî ideoloji, resmî tarih, sömürgecilik, ifade özgürlüğü, devlet ve demokrasi, Yüksek Kürd Bilinci ve Anti- Kürd Nizam’la ilgili birçok kitap kaleme almıştır.

Beşikçi literatürünün en önemli kavramlarından olan “Kürdistan sömürge bile değildir.“ tespiti her ne kadar “Devletlerarası Sömürge Kürdistan” kitabında ve yaptığı onlarca konferansta değerlendirmelerde bulunmuşsa da Kürd akademisyenleri de bu tespit ve kavram üzerinde yoğunlaşmalı ve çalışmalar yapmalıdırlar.

Beşikçi sosyolojisini biraz açmamızın Türk üniversitelerinin formüle ettiği sosyolojiyi anlamamıza yarayacağı için gerekli görüyorum. Beşikçi sosyolojisinin bakış açısı ile Türk siyasal sisteminin çerçevesini çizdiği sosyolojinin bakışı açısı taban tabana zıttır. Türk siyasal sisteminin çerçevesini çizdiği alan; Türk devletinin, Türk toplumunun, Türk üniversitelerinin, Türk bilim, sanat ve kültür kurumlarının, Türk basınının, Türk yargısının ve Türk yazın hayatının içinde yer aldığı alandır. Beşikçi sosyolojisi resmî ideolojinin dışındaki alanı kapsar.

Görüldüğü gibi, bir yanda Kürdleri inkâr eden, yok sayan, üstünü örten ve devasa bir gücü elinde tutan Türk siyasal sisteminin sosyolojisi, diğer yanda doğrunun tekliğini savunan, hakikati esas alan Beşikçi sosyolojisi. Bir başka ifadeyle yalanlarını sahte verilerle gerçek gibi sunan resmî ideolojinin tasallutunda ki Türk yargı, siyaset, eğitim ve üniversite sisteminin savunduğu Türk sosyolojisi. Diğer yanda bu yalana dayalı sistemi deşifre eden Beşikçi sosyolojisi.

Arkasında hiçbir desteği olmayan bir bilim insanının, Türk siyasal sisteminin yani Türk resmî ideolojisinin inkâra dayanan sosyolojisini eleştirmesi, Kemalizm’in açık ve gizli bütün tezlerini çürütmesi ve ifşa etmesi, kısacası bu devasa güce savaş açması söz konusudur. Kuşkusuz Beşikçi’nin bu itirazı dönemin koşullarında Türk üniversitelerinde çılgınlık ve delilik olarak vasıflandırıldı.

İsmail Beşikçi’nin o günün koşullarındaki itirazı, “Dinci ve fanatik bir tarikatta tanrı yoktur.” demek gibi bir olguyu ifade ediyordu. Tıpkı ünlü İspanyol yazar Cervantes’in, dünya klasikleri içinde yer almış romanının kahramanı Don Kişot’un tavrı gibiydi. Tek başına Türk siyasal sistemine kafa tutmak böyle bir şeydi. İsmail Beşikçi’nin Türk siyasal sisteminin kurulu düzenine savaş açması, Don Kişot’un dünyanın bütün kötülüklerine, çirkinliklerine ve yıkıcılığına karşı savaş açmasına eşdeğerdi.

İsmail Beşikçi ile Don Kişot arasındaki bir diğer benzerlik ise her iki olguda da saf ve temiz duygular vardır. Dürüstlük vardır, erdem vardır, fazilet vardır, yüksek ahlaki değerler vardır. Don Kişot her savaşta yenilmesine rağmen tekrar ayağa kalkıp savaşması yani pes etmemesi ile İsmail Beşikçi’nin elli yıl boyunca yüzlerce yıllık ceza tehdidine ve zindanlara rağmen pes etmemesi, ısrarla ve inatla düşüncesini aynı kararlılıkla tekrar tekrar ifade etmesi arasında büyük bir benzerlik vardır.

Burada Beşikçi ve Beşikçi sosyolojisi bilindiği üzere arkasında hiçbir güç olmadan en karanlık dönemde tek başına Türk resmî ideolojisinin yani o günün tiranlarının karşısına çıkararak hakikati dillendirmesi büyük bir cesaret ve ahlak örneğidir. Beşikçi’yi Beşikçi yapanda budur.

Son yıllarda İsmail Beşikçi ile ilgili birçok tartışma yaşanmakta, takdirlerin yanında, bazı karalama ve tehditler de yapılmaktadır. Bunları ve Beşikçi sosyolojisinin evrimini anlamak için çok kısa bir tarih turu yapmakta fayda var.

Resmî ideolojinin talimatı ile yürüyen Türk sosyolojisi geçmişte olduğu gibi bugün de İsmail Beşikçi’yi görmezlikten ve bilmezlikten geliyor. Uzun yıllardır dillendirdikleri ifade de, onlara göre İsmail Beşikçi sosyolog değildir; Siyasetçidir ve bölücüdür. Türk siyasal sistemi, İsmail Beşikçi’ye boyun eğdiremeyeceğine kani olunca onu izole etmeyi, yok saymayı görmezlikten gelmeyi ve başkalarının da görmemesi için her türlü önlemi almayı esas almıştır. Bu önlemlerden biri de üniversiteleri ve basını İsmail Beşikçi’ye kapatmasıdır.

İsmail Beşikçi’nin bugüne kadar değişmeyen sosyolojisini, literatürünü ve “Kürd Ulusal Çizgisini” anlayabilmek için, 1970 yılı öncesi ve sonrasını, 1990’lı yıllar ve daha sonraki dönemi yani günümüzü kısaca açmak gereklidir.

İsmail Beşikçi, 1958 yılında Çorum’da liseyi bitirir ve Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümünü bursla kazanır. Kürd köylüleri ile birebir yüz yüze gelmesi, 1961 yılında, staj için gittiği Elazığ ve çevresindeki ilçelerden Keban, Karakoçan ve Palu’da gerçekleşir. İki ay kadar Kaymakamlık Stajyeri olarak gezdiği çevre köylerde Kaymakamlık ’ta çalışan çaycı, odacı ya da memurların Kürd köylüleriyle devlet yetkilileri arasında tercümanlık yaptıklarına ve ancak böyle anlaşabildiklerine şahit olur. Bu durum İsmail Beşikçi’nin dikkatini çeker. Sorgulama süreci böylece başlamış olur.

O dönemde de Türk siyasal kurumlarında, basın organlarında ve üniversitelerde Kürd diye bir olgunun olmadığı yaygın olarak söylenir. Ancak karşılaştığı olgu yani Kürd köylüsü ile devlet yetkilisi arasında tercüman kullanılması, büyük bir çelişki olarak Beşikçi’nin bilincinde yer eder. Staj bittikten sonra 1962 yılında üniversiteden mezun olur. Askerlik için başvuru yapar. O yıllar, askerlikte becayiş sistemi vardır. Arkadaşı Yılmaz Öztürk’ün askerliği Bitlis’e, kendisinin askerliği ise Trabzon’a çıkar. İsmail Beşikçi Yılmaz Öztürk’le yerlerini değiştirir. Kendisi Bitlis’e gider. Elazığ’da Kürdlere ilişkin merakı onu Bitlis’te askerlik yapmaya yöneltir. Askerlik sürecini Kürdistan’ın birçok şehrini ve bölgesini gezerek, gözlem ve ilişkiler kurarak değerlendirir.

1963 yılında yedek subay olarak askerliğini yaptığı sırada yaşadığı bir olay Beşikçi’nin bilincinde önemli değişiklikler yaratır.

Güney Kürdistan’da Mela Mustafa Barzani’nin önderlik ettiği ulusal kurtuluş mücadelesinin önünü kesmek ve peşmergelerin gelişine karşı sınırı takviye etmek amaçlı Bitlis, Muş ve Erciş piyade alaylarından birlikler gönderilir. Beşikçi’nin takımı Güney Kürdistan sınırında görevlendirilir. Kendisi takım komutanıdır. İsmail Beşikçi’nin komutanlık ettiği takım yanlışlıkla sınırın karşı tarafına Güney Kürdistan yakasına geçer. Sınırın diğer yakasında kadınlı erkekli bir Kürd grubuna rastlarlar. Bu karşılaşmada iletişim kurmada sorun oluşur. Bunun üzerine Beşikçi, takımındaki Kars-Digorlu Kürd askerin devreye girmesini ister ve Digorlu Kürd askerin sınırın diğer yakasındaki Kürdlerle çok rahat konuştuğuna şahitlik eder.

Türk üniversitelerinde sürekli ifade edilen “Kürd yoktur, Kürdçe yoktur, Kürdçe; Türkçe, Arapça ve Farsçanın karışımı yetersiz bir dildir.” söylemi yaşadığı bu olayla etkisizleşir. Aralarında 700 km olan Behdinanlı bir Kürd ile Karslı bir Kürdün birbirleriyle çok rahat konuşması, resmî ideolojinin yalana dayalı tezlerini geçersiz kılmıştır. Bu olay Beşikçi’nin Kürdlere ilişkin düşünce dünyasında köklü değişikliğin önemli kilometre taşlarından biri olur.

1964 yılı sonbaharı Atatürk Üniversitesi’nde asistan olarak göreve başlar. Burada göreve başlar başlamaz doktora çalışması için işe koyulur. Doktora tezi konusu: “Doğuda Değişim ve Yapısal Sorunlar (Göçebe Alikan Aşireti)”dır. Askerlikte kurduğu ilişkiler üzerine Alikan Aşiretinin sosyo-kültürel ve ekonomik olarak incelenmesi ve bu bağlamda gözlem, deney ve araştırmalar için iki yıl boyunca aşiretle birlikte yaşar. Onlarla beraber yer, içer, konaklar ve göçer. Asistanlık sürecinde de Kürd gençleriyle tanışır ve çevresinde bir grup oluşur. Bunlardan biri de Ahmet Aras’tır.

İsmail Beşikçi, hiç boş durmaz. Doktora tezi çalışması biter bitmez 1967 sonbaharında Kürdistan’ın Diyarbakır, Batman, Silvan, Siverek, Ağrı ve Tunceli şehirlerinde yapılan Doğu Mitinglerinin bazılarına gözlemci olarak katılır. Sürekli notlar alır. Bu mitinglere ilişkin inceleme kaleme alır. Bu inceleme yazıları 1967 yılında Forum Dergisi’nin birkaç sayısında, günlük çıkan Akşam Gazetesi’nde ve Ant Dergisi’nde yayımlanır. Forum Dergisi’nde yayımlanan bu yazılar Türk üniversitelerinde infial yaratır. ‘’Bu çılgın nereden çıktı?’’ şeklinde spekülasyonlar yapılır.

İsmail Beşikçi, 1968 yılı yaz aylarında yanına Ahmet Aras’ı da alarak “Doğu ve Güneydoğu Anadolu” sınır illerinin ve kasabalarının sosyo-ekonomik yapısını, üretim ilişki ve biçimini incelemek ve araştırmak için bir geziye çıkarlar. O dönemde Doğan Avcıoğlu’nun çıkarmış olduğu “Türkiye’nin Düzeni” kitabı revaçtadır. İsmail Beşikçi, Kürd olgusunu görmezlikten gelen “Türkiye’nin Düzeni“ isimli kitaba bir anlamda cevap vermek ve Kürd meselesini derinlemesine ve alan araştırmasıyla yerinde incelemek için bu çalışmayı başlatır.

Üniversiteden araştırma görevlisi olduğuna dair elinde belge olmasına rağmen bölgenin idari ve güvenlik erkanı yani valiler, kaymakamlar, jandarma ve polis yetkilileri tarafından türlü engellemelerle karşılaşır. Bütün engellemelere rağmen yola koyulurlar. Yılmadan çalışmalarına, araştırmalarına devam ederler. Araştırma sürecinde yanında bulunan öğrencisi Ahmet Aras bu olayı şöyle anlatır: “O aralar Beşikçi, Kürt Sorunuyla ilgilendikçe ve pek çok kimse ona öz be öz Türk olan bir kimse olarak Kürtlerle ilgilenmemesi gerektiğini tavsiye ediyordu, aksi takdirde başının çok büyük belalara gireceğini söylüyordu. Birçokları da Beşikçi’yi açıkça tehdit ediyordu. Beşikçi’nin Kürt sorunuyla ilgilenmesi ve bilimsel bir şekilde araştırmak istemesi en çok devlet yetkililerini rahatsız ediyordu.”

1960’lı yıllarda üniversitedeki Kürd çalışmaları, askerlik sürecinde Kürd Sorunu ile ilgili alan çalışmaları, “Doğu’da Değişim ve Yapısal Sorunlar Göçebe Alikan Aşireti” adlı  doktora çalışması, “Doğu Mitingleri Analizi-1967 “çalışması ( Bu çalışma o zaman teksir halinde hazırlanmış, ilk kez 1992’de Yurt Yayınlarında kitap olarak yayınlanmıştır) ve son olarak “Doğu Anadolu’nun Düzeni” çalışması ve yayımladığı makale ve kitaplarda Kürd olgusu somut bir biçimde vardır. İsmail Beşikçi, bu olguyu araştırdığı için devlet rahatsızlık duymakta ve her türlü aracı kullanarak tehdit etmektedir.

1960’lı yıllarda Kürd Sorununu araştırmak için iki yıl boyunca Alikan Aşireti ile beraber yaşaması ve Doğu Mitingleri analizi için mitinglere gidip incelemeler de yapması ve Doğu Anadolu Düzeni kitabını yazmak için, şehir şehir, kasaba kasaba, köy köy gezerek Kürdoloji çalışmaları yapmasının bir benzeri yoktur. Bu dönemde, Kürd Sorununu açık açık dillendirmesi ve Kürd toplumu ile alakalı akademik disiplini esas alan ve bilim yöntemini titizlikle uygulayan ne Kürdler içinde ne de Türkler içinde başka bir isim yoktur.

İsmail Beşikçi için paranın pulun hiçbir önemi yoktur. Son derece mütevazidir. Yirmili yaşlardan itibaren bütün gençliğini, bilime, hakikate ve bilimsel bir olgu olan Kürd ve Kürdistan Meselesine adayan, ender bir kişiliktir. İsmail Beşikçi’nin yakın arkadaşı ve dostu Yılmaz Öztürk, İsmail Beşikçi için, “Onun özellikle araştırma yapmak için yaratılmış bir bilim adamı olduğunu ve paraya pula hiç önem vermediğini” söylemesi önemlidir.

Görüldüğü gibi bilime bağlılığı, bilim yöntemine olan inancı, Elâzığ ve çevresinde gördüğü, şahit olduğu olaylar ve Kürd olgusu, 1960 yılından 1970 yılına kadar İsmail Beşikçi’nin Kürdoloji çalışmalarının esasını oluşturmuştur. İsmail Beşikçi on yıla yakın süre boyunca çalışmalarını, Kürd olgusunu gözlem, deney ve ölçme yaparak bilim metodolojisi ile anlama ve kavrama ile geçirmiştir. Bu süreçte bilgileri ve düşünce dünyası gelişmiş ve zenginleşmiştir. Sürecin başlangıcındaki Kemalist ideolojinin etkileri ilerleyen yıllarda giderek azalmıştır.

Kürd Meselesiyle ilgili çalışmalarından dolayı üniversite içerisinde çalışan öğretim görevlileri ve sağcı öğrencilerin şikâyeti üzerine İsmail Beşikçi hakkında 1970 yılı içerisinde, çalıştığı Erzurum Atatürk Üniversitesi’nde soruşturma başlatıldı. Üniversitede oluşturulan idari soruşturma komisyonu bir rapor hazırladı. Bu rapor üzerine 20 Temmuz 1970 tarihinde, İsmail Beşikçi’nin üniversitedeki görevine son verildi. Bu karar, Danıştay’ın yürütmeyi durdurma kararı vermesine rağmen Atatürk Üniversitesi tarafından uygulanmadı. İsmail Beşikçi, Atatürk Üniversitesi’ndeki görevinden atıldı. Beşikçi bunun üzerine Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne geçiş yaptı. Ancak burada ki görevi de uzun sürmedi.

Atatürk Üniversitesi Rektörü, görevli olduğu fakültenin dekanı, öğretim üyeleri ve öğrencilerinden toplam yetmiş kişinin ihbar ve şikâyetlerinden oluşturulmuş dosya, Diyarbakır, Ankara, İstanbul ve Adana Sıkıyönetim Komutanlıklarına gönderilerek ihbar edildi. İhbar dosyasında, İsmail Beşikçi’nin bölücülük ve Kürdçülük yapığı yazılıdır. Bu gelişmelerden sonra İsmail Beşikçi, 19 Haziran 1971’de Ankara’da gözaltına alınarak Diyarbakır’a götürülür.

İsmail Beşikçi için yeni bir süreç başlamıştır. Diyarbakır Sıkıyönetim yargılamaları başlar. İsmail Beşikçi’nin düşünsel dönüşümü yani zihnindeki karakolların tam yıkılması, bir başka ifadeyle Türk resmî ideolojisini kavrama ve Kürdistan ülkesi olgusunu bilince çıkarma sürecinin belirleyici dinamiği, Diyarbakır Sıkıyönetim Askeri Mahkemelerindeki yargılamalarıdır. Kemalizm’den köklü kopuş, Kürd ve Kürdistan olgusuna ilişkin kafasının netleşmesi bu süreçte gerçekleşir.

1960’lı yıllarda Kürd Meselesini anlamak ve kavramak için yaşadığı düşünsel süreç, birebir olmasa da esasta aynıdır. Yani 1960’lı yıllardaki Beşikçi ile 1970’li yıllardaki Beşikçi esasta aynı Beşikçi’dir. Sadece düşün dünyası gelişmiş ve zenginleşmiştir. Kuşkusuz, Diyarbakır Cezaevi süreci ve DDKO Ocak Komünündeki arkadaşların da gelişmeyi motive ettiği söylenebilir. Ocak Komünündeki arkadaşlarla İsmail Beşikçi arasında karşılıklı etkileşmelerin olduğunu söylemek ise daha doğrudur.

İsmail Beşikçi 1974 affıyla cezaevinden çıkar. Diyarbakır Cezaevi Ocak Komününde tanıştığı arkadaşlarıyla dışarıda bir araya gelir. Komal Yayınevi- Rızgari çevresi ile görüşür. Rızgari Dergisi yazı kurulunda yer alır. Komal ve Rızgari çevresindeki arkadaşların belge ve arşiv konusundaki destekleri ile 1974 ile 1979 yılları arasında büyük üretimlerde bulunur. 1969 yılında yayınlanan “Doğu’da Değişim ve Yapısal Sorunlar-Göçebe Alikan Aşireti” ile “Doğu Anadolu’nun Düzeni” kitaplardan sonra 1975 yılından 1980 yılına kadar ikisi “dava-mahkeme- savunma” olmak üzere aşağıdaki altı kitabı yayımlandı.

1-Bilimsel Yöntem, Üniversite Özerkliği ve Demokratik Toplum Açısından-İsmail Beşikçi Davası, Komal Yayınları, 1975

2-Bilim Yöntemi, Komal Yayınları, Ankara, 1976

3-Bilim Yöntemi-Türkiye’deki Uygulama 1, Kürtlerin Mecburi İskanı, Komal Yayınları,

İstanbul, 1977

4-Bilim Yöntemi-Türkiye’deki Uygulama 2, Türk Tarih Tezi, Güneş Dil Teorisi VE

Kürt Sorunu, Komal Yayınları, Ankara, 1977

5-Bilim Yöntemi-Türkiye’deki Uygulama 3, Cumhuriyet Halk Fırkası Tüzüğü (1927)

Ve Kürt Sorunu, Komal Yayınları, İstanbul, 1978

6-Kürdistan Üzerinde Örgütlü Devlet Terörü ve İsmail Beşikçi Biyografisi, Savunmalar ve Mektuplar, Komal Yayınları,İzmir 1980

Komal ve Rızgari çevresi ile ilişkilerinin yoğunlukta olduğu bu yıllarda bu altı kitap, Komal Yayınevi tarafından yayımlanır. İlk ve son kitap , dava ve savunma ile ilgilidir; diğer dört kitap, İsmail Beşikçi’nin 70’li yıllar sürecinde doğrudan yazdığı eserlerdir.  

1979 yılında tekrar tutuklanır ve bundan sonra 8 yıllık yaşamı zindanda geçer. Bu süreçte birçok eser yazar. Zindan hayatı 1987 yılında sona erer. Bu süreçte de Beşikçi aynı Beşikçi’dir. Kürd ve Kürdistan olgusuna bakış açısı ve çözüm önermeleri aynıdır. Kürd ve Kürdistan’ın kendi geleceğini belirleme hakkı konusunda 1971 Diyarbakır Sıkıyönetim yargılamalarında netleşmiş çizgisi değişmemiştir. İsmail Beşikçi, 1987 yılında serbest bırakıldıktan sonra Bilim Yöntemi dizisinin;

Tunceli Kanunu (1935) ve Dersim Jenosidi (Belge 1990), 

Orgeneral Muğlalı Olayı Otuzüç Kurşun (Belge 1991), 

Cumhuriyet Halk Fırkası’nın Programı (1931) ve Kürt Sorunu (Belge 1991), 

Kürdistan Üzerinde Emperyalist Bölüşüm Mücadelesi 1915-1925 I (Yurt Kitap-Yayın 1992),

Devletlerarası Sömürge Kürdistan” (Alan 1990), 

Bilim-Resmî İdeoloji Devlet-Demokrasi ve Kürt Sorunu (Alan 1990), 

Bir Aydın, Bir Örgüt ve Kürt Sorunu (Melsa 1991) devamı olan bu kitapları yayımlatır.

Bu süreçte, İsmail Beşikçi cezaevinde yazdığı eserlerin basımı ile uğraşmaktadır. Ayrıca yargılanma süreci peşini bırakmaz. Mart 1990’da tekrar tutuklanır. Bu davanın Cağaloğlu Devlet Güvenlik Mahkemesindeki bir duruşmasına ben de katıldım. İsmail Beşikçi elli yılı aşkın yargılama sürecinde mahkemeleri resmî ideolojinin eleştirildiği ve Kürd ve Kürdistan olgusunun savunulduğu kürsüye dönüştürdüğünü okuyor ve duyuyorduk. Ancak, Devlet Güvenlik Mahkemesinde ki (DGM) bu duruşmada İsmail Beşikçi’nin resmî ideolojinin bir kurumu olarak gördüğü yargıyı eleştirisine ve Kürdistan olgusunu cesaretle savunmasına  bizzat şahit oldum. Kendisine büyük bir hayranlık duydum. Saygım ve sempatim oluştu. Bu süreçte Mezopotamya Kültür Merkezi (MKM) kuruluş çalışmalarını yürütüyordum. 1991 yılında kendisiyle iletişim kurduk. O günden bugüne dek İsmail Beşikçi duruşu ile ilgili bilgi sahibi ve bu sürecin bizzat şahidi oldum.

1990’lı yıllarda İsmail Beşikçi, Kürd kültürel kurumlaşmasının içindedir. MKM bilim bölümü, Kürt Enstitüsü, Kürt Kültür Vakfı, Mezopotamya Kültür Vakfı, Şeyh Sait Vakfı kuruluş çalışmalarının içindedir. Bu kurumlar 1991 yılından 1995 yılına kadar siyasetin vesayetinde olmayan ve her çevreden ve kuşaktan aydınların içinde yer aldığı merkezlerdir. Siyasal angajmanı olmayan İsmail Beşikçi, Abdurrahman Dürre, Musa Anter, Yaşar Kaya, Rızgari çevresinden Ali Beyköylü ve Recep Maraşlı, Medya Güneşi çevresinden Felat Dılgeş, Nûbihar çevresinden Sabah Kara gibi isimlerin içinde Kawa geleneğinden gelen ben de vardım.

Beşikçi’nin eski arkadaşları ve bazı Kürd çevreleri bu kurumların içinde yer aldığı için ve PKK‘ye ilişkin pozitif değerlendirmelerde bulunduğu için İsmail Beşikçi’yi PKK’li olmakla suçlamaktadırlar. 1990’lı yıllarda dışarıdan bakıldığında İsmail Beşikçi Kuzey Kürd Hareketinin yanında görülüyordu. 1970’li yıllarda İsmail Hoca ile beraber olan eski arkadaşlarından bir kesimi ve bazı Kürd çevreleri İsmail Beşikçi’nin PKK çizgisinde olduğu gerekçesiyle eleştirisini yaptılar.

Oysa o koşullarda Kürd aydınlarının büyük bir kesimi ve İsmail Beşikçi, Kürd mücadelesinin anti-sömürgeci ve ulusların kendi geleceğini tayin hakkını savundukları için yakınlık duymaktaydılar. Bu yakınlık söz konusu siyasi hareketin ideolojik sapması halinde devam etseydi yani bağımsızlık fikriyatından vazgeçmeleri ve devlet karşıtı “ulus devlet tezine” sarılmalarından sonra da devam etseydi haklı olurlardı.

Halbuki İsmail Beşikçi’nin savunduğu çizgi anti-kolonyal Kürd ve Kürdistan’ın bağımsızlık hakkını içeriyordu. PKK’de o yıllar anti-kolonyal olduğunu söylüyordu. Doğal olarak aynı düşünceleri savunanlar aynı resmin içinde görülebilirler. Bu çok doğaldır.

PKK’ye yakın Kuzey Kürd çevreleri ise İsmail Beşikçi’nin 1960’lı yıllardan itibaren başlayan ve 1990’lı yıllarda da devam eden anti-sömürgeci duruşu kendi siyasal çizgileri ile örtüştüğü için sahiplendiler ve yere göğe sığdıramadılar. Hatta ‘’Sarı Hoca’’ adlı bir belgesel dahi yaptılar. 1999 yılına kadar onlar için İsmail Beşikçi, Abdullah Öcalan’dan sonraki semboldü.

Ne zaman ki Abdullah Öcalan 15 Şubat 1999 tarihinde yakalandı. Yakalanma anı, mahkemede ki duruşu ve daha sonra öne sürdüğü düşüncelere karşı İsmail Beşikçi eleştirilere başladı, işte o zaman bu Kürd çevreler tıpkı Türk resmî ideolojisinin ve Türk üniversitelerinin, Türk basının yaptığı gibi izolasyon süreci başlattılar. Kuzey Kürdistan’daki basın ve yayın organlarının hemen hemen hepsi bu siyasi hareketin kontrolünde olduğu için büyük bir ambargo uygulandı. Hiçbir yerde İsmail Beşikçi’nin adı duyulmaz oldu. Üç maymunu oynadılar. İsmail Beşikçi görülmez, duyulmaz ve bilinmez hale getirildi.

1960’lı, 1970’li, 1980’li ve 1990’li kuşaklar İsmail Beşikçi’yi bilirken 2000’li kuşağın büyük bir kesimi maalesef onu tanımamaktadır. Bunun nedeni, egemen Kuzey Kürd hareketinin siyasal, kültürel, bilimsel ambargo ve izolasyonudur.  O yıllarda İsmail Beşikçi için tek açık kapı, aralarında Kürdistan Post, Gelawej olan birkaç Kürd web sitesiydi. Beşikçi’nin arada bir çıkan makaleleri bu sitelerde yayımlanıyordu.

İsmail Beşikçi Vakfı ‘nın (İBV) kuruluşuyla birlikte İsmail Beşikçi tekrar görünür hale geldi. İBV’nin Kürd çalışmaları vasıtasıyla Türkiye, Kürdistan ve Dünyanın birçok ülkesinde konferanslar ve etkinlikler yapıldı. Bu dönemde sık sık Güney Kürdistan ziyaretleri oldu.

Yukarıda isimlerini zikrettiğim bütün çevreler, bu sefer İsmail Beşikçi’yi KDP’li olmakla suçlamaya başladılar. Halbuki İBV kuruluşundan beri siyaset üstü olduğunu ve tüm Kürd siyasi parti ve hareketlerine eşit mesafede durduğunu ilan etmişti. Buna rağmen bu çevreler önyargıyla İBV’yi de KDP’li olmakla suçladılar.

İdeallerinden vazgeçenler yani bağımsızlık fikrini çöpe atanlar, Kıbrıs Türkleri ve Filistin için devlet isteyip ‘’Kürdlere devlet gerekmez.’’ Diyenler, en çok dezenformasyon yapanlar oldular. İsmail Beşikçi külliyatını, literatürünü, sosyolojisini kısacası fikriyatını bilmeyenler ya da yüzeysel bilenler bu tür ucuz yaklaşımlarla İsmail Beşikçi’yi itibarsızlaştırmaya çalışmaktadırlar. Oysa İsmail Beşikçi’nin en büyük pratiği külliyatıdır, literatürüdür, sosyolojisidir ve yarattığı Kürdoloji dokümanlarıdır. Kürdler için bir hazine olan bu külliyatın Kürd gençleri tarafın bilinmesini en çok istemeyenler bu düşünce sahipleridir. Kuşkusuz bir diğer odakta Türk, Arap ve Fars düşüncesidir.

Aslında İsmail Beşikçi, tarihin hiçbir döneminde ne Rızgarici (Komalcı) ne PKK’li ne de KDP’li olmuştur. İsmail Beşikçi bir bilim insanıdır. Bütün eserlerinde ifade ettiği düşünce “Kürdlerin ve Kürdistan’ın 1920’li yıllarda gasp edilmiş devlet hakkının iadesi” düşüncesidir. İsmail Beşikçi, her zaman Kürdistani olmuştur. Onun için Kürdlerin bir devlet sahibi olması ve uluslararası sistemde statüsü olan bir Kürdistan’ın olması her şeyin üstündedir. Her zaman anti-kolonyal olmuştur. Hiçbir zaman yalpalamamıştır. Örneğin, PKK, çizgisinden sapmıştır ama o sapmamıştır.

İsmail Beşikçi başından bugüne dek savunduğu tek çizgi Kürdlerin ve Kürdistan’ın Dünya milletler ailesinin eşit ve özgür bir üyesi olması özet olarak Kürdlerin bir devlet sahibi olmasıdır. Beşikçi her zaman bu çizgiyi savunmuştur. 1970’li, 1980’li, 1990’li, 2000’li,2010’lu ve 2020’li yıllarda hep bu çizgiyi savunmuştur.

1970 öncesi İsmail Beşikçi’nin doktora tezi çalışması olan Alikan Aşireti üzerine yazdığı kitap ve Doğu Anadolu’nun düzeni kitabı çok değerli çalışmalardır. Bu eserlerle ilgili olarak, İsmail Beşikçi, Kemalist ideolojisinin etkisine dair özeleştiri yapmaktadır. Her bilim insanı gibi onun da düşünceleri süreç içerisinde gelişmiş ve zenginleşmiştir. Ancak, İsmail Beşikçi, Kürdlerin ve Kürdistan’ın devlet hakkından ve bağımsızlık hakkından hiçbir zaman vazgeçmedi.

Bazı çevrelerin iddia ettiği gibi ‘’Birkaç tane İsmail Beşikçi vardır.” düşüncesi doğru değildir. Tek bir İsmail Beşikçi ve tek bir Beşikçi literatürü ve sosyolojisi vardır. Yukarıdaki anlatımlarımdan ‘’Birkaç Beşikçi vardır.’’ düşüncesinin yerinde olmadığının cevabının verildiği düşüncesindeyim.  

Beşikçi çizgisinin ve düşünce dünyasının sürekli geliştiği, zenginleştiği ancak Kürd ve Kürdistan’ın gasp edilmiş devlet hakkı konusundaki stratejik talebi hiç değişmemiştir.  Çünkü Kürd ve Kürdistan olgusu orta yerde durmaktadır. Eğer Kürdistan sorunu çözülür ve Kürdler dünya milletler ailesinin özgür ve eşit bir üyesi olurlarsa doğal olarak olgu ortadan kalkacak çözüm önerileri de değişecektir.

Ortada dolaşan bu düşüncelere istinaden bu soruyu İsmail Beşikçi’ye “Hocam 1970 öncesi ve sonrası, 1990’lı yıllar ve bugün diye tasnif edilen dört Beşikçi’den bahsediliyor, siz hangi Beşikçi’siniz?“ diye sorduğumda verdiği yanıt: ‘’Tek bir tane İsmail Beşikçi vardır.’’ olmuştur. Kendisinden hayattayken bu yanıtı almamız tarihe düşülmüş önemli bir not niteliğindedir. Beşikçi literatürü ve sosyolojisi kavramları bile tek bir İsmail Beşikçi’nin olduğunun delilidir.

Beşikçi sosyolojisi atmış yıllık süreçte mercek altına alınıp irdelendiğinde birinci aşamada, 1960’lı yıllarda Kürd olgusunu gözlemleme ve anlamanın yanı sıra eleştirisinin esasını resmî ideolojinin eleştirisi oluşturur. Yoğun ve sürekli bir eleştiri söz konusudur. 1970’li yıllarda onu aşkın kitap Türk siyasal sistemi, resmî ideoloji ve Kemalizm’in tezlerinin çürütülmesi üzerine yazılmıştır. İkinci aşamada Türk aydınlarının ve Türk üniversitelerinin eleştirisi hedefindedir. Üçüncü aşamada ise Kürd aydınları eleştirilir. Dördüncü aşamada eleştirisi Kürd siyasetçilerine ve Kürdlere yöneliktir. Kürdlerin Kürdçeye sahip çıkmamaları ve bunca işkence, zulüm ve soykırıma rağmen milli bilinci oluşturmamalarının eleştirisini yapar.

DEVAM EDECEK...

İSMAİL BEŞİKÇİ ÜZERİNE - 1

İSMAİL BEŞİKÇİ ÜZERİNE - 2

İSMAİL BEŞİKÇİ ÜZERİNE - 3

 

Learn the Truth Here ... لـێــــره‌ ڕاستی بـزانــــــه
Copyright ©2021 BasNews.com. All rights reserved