İSMAİL BEŞİKÇİ ÜZERİNE - 2
كوردی عربي فارسى
Kurdî Türkçe English

HABERLER GÖRÜŞ RAPOR SÖYLEŞİ EKONOMİ MULTİMEDİA YAŞAM KÜLTÜR & SANAT
x
İbrahim Gürbüz

İSMAİL BEŞİKÇİ ÜZERİNE - 2

İbrahim GÜRBÜZ

II.

BİLİM TARİHİNDE BÜYÜK BEDELLER ÖDEMİŞ BİLİM İNSANLARI VE İSMAİL BEŞİKÇİ

İsmail Beşikçi’nin dünya bilim tarihinde iz bırakmış ve bir ekole dönüşmüş hakikati ısrarla savundukları için büyük riskler almış ve bedellerini canlarıyla ödemiş bazı düşün ve bilim insanlarıyla olan ortak ve farklı noktalarını ortaya koymak İsmail Beşikçi’yi daha iyi tanımamıza vesile olacaktır.

Bunun için Yunan felsefesinin kurucularından ve devlet teorisinin kuramcısı Platon’un hocası Sokrates ( M.Ö. 470- M.Ö. 399 ) ile İsmail Beşikçi‘yi kıyaslamak istiyorum. Kuşkusuz gerek Antik Yunan’da gerekse Orta Çağ’da ve Aydınlanma döneminde birçok bilim ve düşün insanı idam edilmiş ve ağır cezalara çarptırılmıştır ancak bunların içerisinde bazıları var ki simgeleşmişlerdir. Sokrates, Miguel Servetus ve Giordano Bruno bu simgelerdendir.

Sokrates Antik Çağ Atina’sında gençlere matematik, geometri, astronomi ve politikanın yanı sıra felsefe dersleri ve eğitimleri vermiş bir bilim insanı ve felsefe kuramcısıdır. Sokrates Felsefesi ahlak ve yaşamı konu edinir. Ona göre bilgisizlik insanı kötülüğe sürükler. Bilgili insan erdemli olur. “Erdem ve bilgi Sokrates’e göre özdeştir.” Sokrates’e göre ahlak; “Amacı iyi ve iyilik olan bir düşüncedir.” Ona göre, “Ahlakın amacı mutluluktur.” Genel olarak bilgiye, ahlaka, fazilete ve erdeme önem verir. İnsanların mutluluğa bu şekilde ulaşabileceğini öğütler. Sokrates’e göre, “Cehaletten daha büyük kötülük yoktur.” “Ben bir şey biliyorum, o da bir şey bilmediğimdir.“ diyerek bilgiye ve ahlak felsefesinin en önemli ilkelerinden “kendini tanı“ diyerek insanların yaradılıştan iyi olduğuna işaret eder.

Sokrates, Yunan şehir devleti mahkemesi tarafından sorgulanır. Mahkeme, Sokrates’e iki noktada suçlamada bulunur. Birincisi kuramcısı olduğu felsefenin Yunan gençlerini yozlaştırdığını, ikincisi ise dinsizlik suçlamasıdır. Sokrates bütün bu suçlamaları felsefesini savunarak karşılık verir. Düşüncelerini ve felsefesini ısrarla savunur. Düşüncelerinden geri dönmesi için teklif edilen bütün vaatleri reddeder. Sokrates’in arkadaşları, öğrencileri ve çevresinin zindandan kaçırılma önerilerine karşı çıkar ve bu onurlu davranışı sonrası 501 kişilik jüri heyetinin 280 kişisinin oyuyla idama mahkûm edilir. Sokrates baldıran zehri içirilerek idam edilir.

Filozof Sokrates’in yazılı bir eseri yoktur. Öğrencisi Platon ‘‘Sokratik Diyaloglar’’ ve ‘’Sokrates’in Savunması’’ eserlerini yazmıştır. Düşünür Kant, Sokrates için ‘’aklın ideali’’, Hegel ise ‘’Bir insanlık kahramanı, felsefesini yazmayan ama yaşayan gerçek bir filozof’’ der.

Ölümünden sonra Sokrates okulları açıldı. Bu felsefe akımını öğrencisi Platon ve takipçileri devam ettirdiler. Sokrates, bilimi savunduğu için ve geri adım atmadığı için bir sembol olarak bütün insanlığın gönlünde taht kurmuştur.

Görüldüğü üzere Sokrates, tutarlı ve kendinden emin bir şekilde bilimi savunmuş ve düşüncelerinden taviz vermemiştir. İnandıkları uğruna düşüncelerinden geri adım atmadığı için de idam edilmiştir.

Sokrates’in yaşadıklarının benzerini İsmail Beşikçi’de yaşadı. 1960’lı yıllardan bugüne, devletin “adli ve idari” yaptırımlarına, işkence ve zindanlarına rağmen bilimi ve bilim yöntemini savunmuş ve düşüncelerinden geri adım atmamıştır. Bedelini de elli yıla yakın Türk mahkemelerinde yargılanarak ve 17 yılı aşkın hapis cezası ile ödemiştir.

Nasıl ki Sokrates, dönemin Atina site devleti tarafından çeşitli vaatlerle düşüncelerinden geri adım atması için zorlanmışsa ve bu teklifler Sokrates tarafından kabul edilmemişse aynı teklif ve uyarılar İsmail Beşikçi’ye de yapılmıştır.  Tıpkı Sokrates gibi İsmail Beşikçi de Türk üniversitesindeki hocalar tarafından yapılan teklifleri reddetmiş ve düşüncelerinden bir milim geri adım atmamıştır. Devletin hem resmi hem de gayri resmi görevlileri tarafından açık ve gizli tehditlerine hiç kulak asmayarak hakikat yolundan sapmamıştır.

Sokrates’in arkadaşları onu zindandan kaçırmak istemelerine Sokrates itiraz etmiş ve ölümü seçmiştir. İsmail Beşikçi de arkadaşlarının yurt dışına götürülme önerilerine itiraz etmiş en zor koşullarda zindanda kalmayı tercih etmiştir. Tıpkı Sokrates gibi hiçbir zaman tahliye ve beraat talep etmemiştir. Hatta benim de tanık olduğum bir duruşmasında avukatlarından birinin beraat talebine mahkeme huzurunda “Avukatımın düşüncelerine ve beraat talebine katılmıyorum. Çünkü ben suçlu değilim. Onun için beraat talebine katılmıyorum.” demiştir. Görüldüğü gibi duruş itibariyle Sokrates ve İsmail Beşikçi aynı noktadadır.

Dünya bilim tarihinin simge isimlerinden Miguel Servetus ile İsmail Beşikçi aynı duruşun sahipleridirler. Miguel Servetus (1509 – 1554) İspanyol ilahiyatçı, hekim, coğrafyacı, matematik, gökbilim, anatomi, eczacılık ve hukuk felsefesi alanlarında söz sahibi bir bilim insanıdır. O yüzden Avrupalılar onu “Avrupa’nın Hezarfeni“ olarak tanımlarlar. Tıp, eczacılık ve anatomi alanında araştırmaları olan Servetus (Avrupa’da kan dolaşımını doğru şekilde inceleyen ilk bilim adamıdır.) kan dolaşımını ve Hristiyanlığın mezheplerinden Protestanlık ve Katolik inancının aksine Hz. İsa’nın hiçbir tanrısal konumu olmadığını savunur. Bu iki nedenden dolayı Cenevre’de tutuklanır.

Bu dönemde iktidarda mektup arkadaşı Calvin vardır. Servetus ile Calvin arasında mektuplaşmalar olur. Yakalandıktan sonra Calvin zindana Servetus’un ziyaretine gider ve bu düşüncelerinden vazgeçmesini talep eder. Eğer düşüncelerinden vazgeçerse idam edilmekten kurtulacağını söyler. Bütün teklif ve taleplere Servetus itiraz eder ve kabul etmez. Bilimi savunmaktan vazgeçmez ve bunu mahkemede de savunur. Hakkında idam kararı verilir. Arkadaşı Calvin tarafından yaş ve yeşil odunlar üzerin de kazığa çakılarak diri diri yakılarak idam edilir.

İsmail Beşikçi, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en karanlık döneminde Kürd aydın ve siyasetçilerinin Kürd kelimesi yerine “Doğu” ve “Şark” kelimesini kullandığı bir zaman diliminde, “Gizli Kürdoloji“ ve “Anti-Kürdoloji” tezlerini, Güneş Dil Teorisi'ni ve Kemalizm’in ilkelerini ilk defa, deşifre eden ve çürüten bir bilim insanıdır. Bu olgulara ve tezlere ilk karşı çıkan ve düşüncelerini cesaretle savunan bir bilim insanıdır. Bütün yargılama sürecinde Kemalizm’in Türklük ve Müslümanlık sözleşmelerini yoğun bir biçim de açıktan eleştiren yüzlerce yıl ceza tehditlerine rağmen düşüncelerini savunmaktan geri durmayan bir bilim insanı olması İsmail Beşikçi’yi, Miguel Servetus’la aynı duruşun sahibi olduğunu gösterir.

Giordano Bruno (1548-1600) Rönesans felsefesinin en önemli İtalyan filozoflarından biridir. Rahip, gökbilimci ve okülisttir. Edebiyata da ilgi duyar. Bruno, evrenin sonsuz ve eş dağılımlı olduğunu ve dünyadan başka gezegenlerin bulunduğunu söylediği için Roma Katolik Kilisesi’nin Engizisyon mahkemesinde sapkın ilan edilmesi üzerine Roma’da diri diri yakılarak idam edilmiştir. Bruno’nun düşüncelerinden vazgeçmesi karşılığında idam edilmeyeceği söylenir. Ancak Bruno, sunulan teklifi kabul etmez ve bilimi savunarak idamı tercih eder.

1994 yılında İsmail Beşikçi’nin bir duruşmasına izleyici olarak katılan Norveçli yazar/gazeteci Eugene Csoulgine ile İsmail Beşikçi arasında bir diyalog geçer. Duruşmada İsmail Beşikçi’ye 104 yıl hapis cezası ile büyük miktarda adli para cezası verilir. Eugene duruşmadan sonra savcıdan izin alır ve Beşikçi’yle görüşür. Eugene, Beşikçi’ye “Siz ölene kadar hapiste kalacaksınız, ne düşünüyorsunuz?” sorusuna çok rahat ve serinkanlı bir şekilde, “Ben öldükten sonra tarih ve gelecek kuşaklar bunu bilecektir.” diye cevap alır. Eugene, İsmail Beşikçi ile yaşadığı bu diyalogdan sonra bütün yaşamını cezaevlerindeki yazar ve aydınlar için mücadeleye adamaya karar verir. Bu örnekten de anlaşıldığı üzere İsmail Beşikçi için esas olan bilimdir. Ceza, tehdit ve ölüm teferruattır. Tıpkı Sokrates, Servetus ve Bruno gibi bilimi savunmayı ilke edinmiştir. İsmail Beşikçi’nin bu bilim insanlarıyla ortak noktası bilimi savunmak ve düşüncelerinden geri adım atmamasıdır.

İsmail Beşikçi ile Galileo Galilei’yi kıyaslamanın da yararı vardır. Gözlemsel astronominin kurucusu olarak kabul edilen İtalyan fizikçi ve astronom G. Galilei keşfettiği Güneş ve Dünya sisteminin sonucu olarak Dünyanın yuvarlak olduğunu ve döndüğünü savunması Roma Engizisyon Mahkemesi tarafından yargılanmasına neden olmuştur. Yargılanmış ve yargılanma sürecinde savunduğu Güneş ve Dünya sistemi düşüncesinden vazgeçmesi ve geri adım atması için baskı ve tehdide uğramıştır. Bu durum karşısında Galileo Galilei, Sokrates, Servetus, Bruno gibi bir duruş sergileyememiş ve geri adım atmıştır. Görüldüğü gibi İsmail Beşikçi ile Galileo Galilei karşılaştırıldığında mahkemede Galileo Galilei’nin geri adım attığını ancak İsmail Beşikçi geri adım atmadığını görürüz.

Bu nedenle İsmail Beşikçi çağımızın Sokrates’i, Servetus’u ve Bruno’sudur dememiz hiç de abartılı değildir; Aksine, İsmail Beşikçi’nin bu olgulara ek olarak birtakım artıları vardır. Yazının ilerleyen bölümlerinde, İsmail Beşikçi’nin sözünü ettiğim bilim insanlarından farklı meziyetlere sahip olduğu diğer bilim ve düşün insanlarıyla kıyaslamalarımızdan görülecektir. Şimdi bunlara değinelim.

İsmail Beşikçi’nin bilim dünyasında ırkçılık ve sömürgecilik üzerine tezleriyle ünlü düşünürlerinden Frantz Fanon ile karşılaştırmanın ufuk açıcı olacağını düşünüyorum. İsmail Beşikçi de Frantz Fanon gibi sömürge sistemi üzerine elli yılı aşkın çalışmalarıyla bilinen bir düşünürdür.

Frantz Fanon, ırkçılık ve sömürgecilik sisteminin anatomisini çıkaran ve sömürgecilik sisteminin psikiyatri bilimi ile ilişkilendirerek analizler ortaya koyan, çağın en önemli düşünürlerden olduğu birçok siyaset ve bilim insanı tarafından kabul edilir. Fanon, bir Fransız sömürgesi Martiniklidir ve kendisi siyahidir. Çalışmalarında sıklıkla siyah toplumun sömürgeleşmesi üzerine kafa yormuş ve önemli analizler yapmıştır. Dünyada birçok bilim insanı ve siyasetçi ondan feyz almıştır. İranlı düşünür Ali Şeriati ve enternasyonalist devrimci Che Guevara bunlardandır.

Frantz Fanon, sömürge toplumu olan Martinik üzerinde yoğunlaşmış ve kendi toplumunun özgürleşmesi için çalışmalar, tahlil ve teoriler oluşturmaya çalışmıştır. Kuşkusuz başka toplumlarda onun tezlerinden kendi özgürlükleri için istifade etmiştir.

İsmail Beşikçi ise sömürgecilik sistemini sosyoloji, tarih ve siyaset bilimi ile ilişkilendirerek analizler yapmıştır. Örneğin İsmail Beşikçi’nin “Kürdistan’ın sömürge bile olmadığı” tespiti çok önemlidir. Bu konudaki analizleri ilgi çekicidir. Klasik sömürge statüsünün özelliklerinin Kürdistan’da olmadığını bunun için Kürdistan’ın sömürge olarak ifade edilemeyeceğini ve sömürge altı bir statüde olduğunu döne döne birçok olgu ile anlatır.

Bunun dışında Kürd siyasetçi ve aydınlarından farklı olarak sürekli dillendirdiği “Kürd Sorunu nedir, Kürdistan Sorunu nedir” sorularına verdiği cevap Kürd ve Kürdistan Sorunu’nun teşhisinin nirengi noktasıdır. Cevabı,  ”Kürdistan’ın 20. yüzyılın başında bölündüğü, parçalandığı, paylaşıldığı ve bağımsız devlet hakkının gasp edilmesi “şeklindedir.

Kürdlerde milli bilincin eksik olduğu tespiti, Türklerin, Arapların ve Farsların birer Kürdistanı olduğunu ama Kürdlerin bir Kürdistan’ının olmadığını söylemesi de çok önemlidir.

İsmail Beşikçi, Kürdistan’da 200 yıldır verilen ulusal kurtuluş mücadelesi sürecinde büyük bedeller ödendiği ve 2.5 milyon Kürd insanının soykırıma uğratıldığı belirlemesini yapar. Yaşanan Dersim, Ağrı, Enfal, Halepçe soykırımlarının Diyarbakır Cezaevi ve Süleymaniye Merkez Güvenlik Karargahı’nda yapılan vahşi işkencelerin, Kürdlerde milli bilinci geliştirmemesinin üzerinde düşünülmesi gerektiğini söyler. Konuya ilişkin yazdığı makalelerde ve konferanslarda Süleymaniye Merkez Güvenlik Karargahı’nda yapılanlar eğer Kürd bilincinde ulusal bir etki yaratsaydı, bağımsızlık referandumu döneminde maaş için değil bağımsızlık için miting yapılırdı tespiti çok çarpıcıdır. Aynı eleştiriyi Kuzey Kürdlerine Filistin ve Kudüs için gösterdikleri hassasiyeti Şengal için göstermemeleri, Diyarbakır Cezaevi’nde yapılanların ulusal bir bilinç oluşturmadığının incelenmesi gerektiğini söyler.

Son yıllarda Kürdler arası birlik ve ittifak konusundaki tespitleri, Yüksek Kürd bilinci ve Anti-Kürd Nizam’a ilişkin belirlemeleri Kürdler için ders niteliğindedir. Türk üniversitelerini, Türk aydınlarını eleştirmesinin yanı sıra 1971 yılında Diyarbakır Cezaevi’ndeki Ocak Komününden bugüne, elli yıldır Kürd aydınlarını ve Kürd toplumunu kendi diline sahip çıkmasını istemiş, uyarmış ve eleştirmiştir. Bu uyarı ve eleştiri takdirin ötesi bir şeydir.

Ancak İsmail Beşikçi’yi, Frantz Fanon’dan ayıran ayırt edici özelliği kendi toplumu ile ilgili değil, mağdur ve mazlum olan başka bir toplum için analizler ve tespitler yapmış olmasıdır. Kendisi Kürd olmamasına rağmen bütün yaşamını sömürge Kürd toplumu üzerine kafa yorarak ve altmış yılı aşkın Kürdoloji üzerine çalışmalar yaparak geçirmiştir. Yani Kürd milletinin davasını kendi davası olarak benimsemiş, Kürd aydınlarından ve Kürd toplumundan daha çok Kürd davasını kendi davası kılmıştır. Ayırt edici özelliği budur.

Dünya’da bağımsızlık savaşları ve sömürgeler sorunu konuşulduğunda Frantz Fanon dışında akla gelen isimlerden biri de Jean Paul Sartre’dır. Fransız yazar ve düşünür Jean Paul Sartre varoluşçu Marksizm alanında çalışmalar yapmış, kuram ile eylemi birleştirebilen simge isimlerden biri ve 20. yüzyılın en gözde entelektüellerindendir. Felsefe içerikli romanları ile Cezayir Ulusal Kurtuluş Savaşı sırasındaki duruşu ve aydın tavrı dünya çapında takdir edilmiştir. Jean Paul Sartre Cezayir Bağımsızlık Mücadelesini desteklemek amacıyla Fransız emperyalizmine karşı bildiri dağıtmanın yanı sıra birçok eylem ve etkinlikle Fransa’nın Cezayir’deki uygulamalarını eleştirmiştir.

Jean Paul Sartre’ın aydın tavrı ve Fransa Devletinin sömürgeciliğine karşı duruşu dünya çapında saygınlık ve sempati ile karşılanmıştır. Fransa’da ve dünya genelinde Sartre için “çağının tanığı ve vicdanı” denmesi bu nedenledir. Fransa’da birçok çevre ve basın organı Jean Paul Sartre’ın Cezayir Bağımsızlık Savaşı’nı desteklemesini hainlik olarak değerlendirmiştir. Aleyhine büyük linç kampanyaları başlatıldığı dönemde, Fransa Cumhurbaşkanı Charles De Gaulle kendisini kıyasıya eleştiren Jean Paul Sartre için “Sartre Fransa’dır” demesi Avrupalı muktedirlerin Türkiye gibi ülkelerin muktedirleriyle kıyaslandığında ne kadar tahammüllü olduklarını göstermesi açısından çarpıcı bir örnektir.

Jean Paul Sartre ile İsmail Beşikçi’yi ortaklaştıran nokta kendisi Fransız toplumunun bir ferdi olmasına rağmen Cezayir Ulusal Kurtuluş Mücadelesi ’ne destek vermiş, Fransız muktedirlerini eleştirmiş ve konu ile ilgili tespitler ve analizlerde bulunmuş olmasıdır. Ayrıca, Frantz Fanon’un sömürgecilik sistemi ile ilgili teorisini daha da geliştirerek Fransız toplumu için “Hepimiz katiliz.” diyerek sömürgeciliğe karşı net bir duruş sergilemiştir.

İsmail Beşikçi de Kürd olmamasına karşın bütün yaşamını Kürdlerin ve Kürdistan’ın 20. yüzyılın başında gasp edilmiş devlet hakkının teslim edilmesi için verdiği mücadeledir. Bu alanda 46 eser ve yüzlerce makale yazmanın dışında Kürd kültürel ve bilimsel kurumlaşması için çalışmalar yapması (Kürt Enstitüsü, Mezopotamya Vakfı, Kürt Kültür Vakfı, Şeyh Sait Vakfı kuruluş ve MKM çalışmalarında yer alması) birçok eylem ve etkinliğin içinde bulunmasıdır. Bu eylem ve etkinlikler içerde ve dışarda açlık grevleri, protesto eylemleri, örneğin, açlık grevi sonrası Basın Konseyi önüne çelenk koyma, 260 aydının imzaladığı BM’ye deklarasyon bildirisi, Taner Akçam’ın suçlamalarına 132 aydının imza kampanyası bunlardan başlıcalarıdır. Jean Paul Sartre ile İsmail Beşikçi’nin en belirgin ortak noktası sömürge toplumların bağımsızlık mücadelesinin yanında yer almaları ve bunu sadece kuramla değil eylemle de pratikleştirmeleridir.

Ancak İsmail Beşikçi’nin Jean Paul Sartre’dan farkı, yirmili yaşlardan itibaren bütün yaşamını Kürdoloji çalışmalarına adamasıdır. Yazdığı bütün eserlerinin ana konusunun Kürd ve Kürdistan olması bunun somut göstergesidir. Bütün eserlerinde on bin yirmi bin beş yüz  bin nüfuslu elliye yakın halk, Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği, Avrupa Konseyi ve İslam Konferansı üyesi devlet olmasına rağmen niçin elli milyonu aşkın nüfusa sahip Kürd milletinin bir devleti yoktur? sorusunu döne döne hem Kürdlere hem Türklere hem de dünyaya haykırmaktadır.

Jean Paul Sartre’dan bir diğer farkı Kürdistan bağımsızlık mücadelesine sadece destek vermesi değil bu mücadeleyi Kürdlerden daha fazla sahiplenmesi ve kendine dava etmesidir. Prof. Dr. Murat Belge’nin “İsmail Beşikçi bir başka halkın davasını kendi davası yapmıştır.” demesi bundandır. Kürdçeyi Kürdlerden fazla savunması, Kürdçe hassasiyeti, Kürdlerin devlet olma hakkını Kürdlerden daha fazla savunması bundandır. Kürde dair her olguyu (Kürdistan coğrafyasını, arkeolojisini, dilini, sanatını, edebiyatını, sinemasını, dağlarını, ovalarını, hayvanlarını, bitkilerini, börtü böceğin, vs.) Kürdlerden daha fazla kendine dert edinmesi karşısında, defalarca şaşkınlığa uğradığımı ifade etmeliyim. Bu nedenle İsmail Beşikçi “insanlığın vicdanıdır” kavramı onu anlatmada yetersiz kalmaktadır.

DEVAM EDECEK...

TIKLAYINIZ> İSMAİL BEŞİKÇİ ÜZERİNE - 1

 

Learn the Truth Here ... لـێــــره‌ ڕاستی بـزانــــــه
Copyright ©2021 BasNews.com. All rights reserved