İskoçya’nın bağımsızlığı önündeki beş engel
English Türkçe Kurdî
كوردی عربي فارسى

HABERLER GÖRÜŞ RAPOR SÖYLEŞİ EKONOMİ MULTİMEDİA YAŞAM SPOR KÜLTÜR/SANAT
×

İskoçya’nın bağımsızlığı önündeki beş engel

Ayşe ALTÜRK

Pandeminin gölgesinde yapılan seçimlerde İskoç Ulusal Partisi SNP ve Yeşiller, İskoç Parlamentosu Holyrood'da sandalyelerin çoğunu kazandılar. Başbakan Nicola Sturgeon şimdi kafasındaki, İskoçya için bağımsızlık planlarını adım adım uygulayarak ilerlemek istiyor. Peki bu yolda gide gide usanacak mı, yoksa usandıracak mı? Halihazırda bu yolda altını kalın puntolarla çizeceğimiz en az beş engel var.

Boris Johnson

İngiltere Başbakanı, İskoçya sınırının güneyindeki seçim başarılarıyla güçlenmiş gibi görünüyor ve Nicola Sturgeon'un bağımsızlık konusundaki yeni referandum önerisini ret ediyor. Boris Johnson'ın sözleri gayet basit: Ülke şu anda zorlu bir sağlık krizinden geçtiği için böyle bir referandum üzerine bir tartışmaya girmek "sorumsuzluk" olur.

İskoçya, 2014'te bağımsızlık referandumu yaptı ve İskoçların yüzde 55'i hayır oyu verdi.

Boris Johnson bunun yeterli olması gerektiğine inanıyor, çünkü, ona göre "Bu tür oylamalar hayatta sadece bir kez yapılıyor".

Ancak Nicola Sturgeon ve partisi SNP, Brexit'in her şeyi değiştirdiğini ve bu nedenle İskoçların ikinci bir şansa sahip olması gerektiğinde ısrar ediyor.

Sturgeon yeni bir referandum için baskı yapmaya, Johnson ise 'hayır' demeye kararlı.

İki Başbakanın üzerinde anlaşabildiği bir tek şey var: İskoçya'da bağımsızlık referandumuna gitmenin ’şimdi sırası değil’.

Mahkemeler

Sturgeon'un istediği gibi 2023 yılına kadar referandum yapılabilmesi için hukuken İngiliz hükümetinin izin vermesi gerekiyor. Bu, Johnson'ın elindeki en önemli kozu, çünkü İskoçya'da özerk bir yönetim kurulmasını öngören 1998 tarihli kanunlarda yönetim biçimiyle ilgili düzenlemeler ve yasasının 30. maddesi uyarınca İngiliz Parlamentosu'ndan izin alma zorunluluğu var.

SNP ve Yeşiller bir İskoç referandumu için kendileri inisiyatif almayı seçerse, tüm yollar muhtemelen mahkemeye çıkar.

Britanya Hükümeti, Holyrood'daki Parlamentonun bu tür kararları alma yetkisine sahip olmadığına dair somut kanıtlara sahip olduğunu düşünüyor. Bununla birlikte, otomatik olarak bağımsızlık kararına yol açmayan danışma referandumları için neyin geçerli olduğuna dair bazı belirsizlikler var, yani günü geldiğinde ’yasal’ olarak epey ’saç-baş çekme’ olacak, haliyle aktörlerden saçı başı dağınık olanı Boris Johnson.

Halkın iradesi

İskoçların bağımsızlık için oy kullanmalarına tekrar izin verilse bile, bunun bir ‘evet’ olacağı kesin değil. Kamuoyu yoklamalarına göre, nüfus bu konuda bölünmüş durumda. Seçimlerde seçmenlerin neredeyse yüzde 50'si bağımsızlığı destekleyen partilere (SNP, Yeşiller, Alba) ve yüzde 50'si Britanya'ya ait olmak isteyen partilere (Muhafazakarlar, Emek, Liberal Demokratlar) oy verdi.

Ancak Nicola Sturgeon, 2014 referandumundan önceki kampanyanın başlangıcında ‘evet’ tarafının ‘hayır’ tarafının çok gerisinde olduğunu hatırlıyor. Bağımsızlık cephesindeki insanlar, bu nedenle şimdiki başlangıç konumunun çok daha iyi olduğunu söylemekten mutluluk duyuyorlar.

Ekonomi

İskoçya, öyle yakınılacak kadar fakir bir yer değil. Ülkenin büyük bir turizm endüstrisi, finans sektörü ve enerji endüstrisi var.

Ama aynı zamanda, Birleşik Krallık'ın tamamına göre kişi başına yüzde 17 daha fazla sosyal harcamaya sahip yaşlı nüfusa sahip. Bir diğer faktör ise; İskoç ihracatı esas olarak Birleşik Krallık'a gidiyor; AB'ye ihracatın neredeyse üç katı.

Bu durumda, İngiltere ile sınırda "katı-sert’’ gümrük, mal ve hizmet kontrolleri kurmak risksiz olmaktan uzak.

SNP’nin daha önce günü geldiğinde o tür şeyleri telafi edeceğini umduğu gaz ve petrol gelirleri, yılda yaklaşık bir milyar eurodan fazla değil, 2014 seçim kampanyasında bahsi geçen 8–10 milyar eurodan çok uzak yani.

Ayrıca hangi para biriminin kullanılacağı sorusu da hassas. Örneğin Yeşiller, enflasyon riski, artan bütçe açıkları ve kur kargaşası nedenlerinden dolayı yeni bir İskoç para birimi yaratmak istiyor.

Avrupa Birliği

AB, istikrarlı bir ekonomi ve düşük bir bütçe açığı talep ediyor ki, bu, AB başvurusunda bağımsız bir İskoçya için sorun olabilir. Elbette her şeyden önce, bunun siyasi bir talep olacağı unutulmamalı: Bazı AB ülkelerinde, merkezi hükümetten kopmak isteyen bölgeler var. Örneğin Fransa ve İspanya hükümetleri, bağımsızlığı zorlamanın yasal olarak başkalarını da bu yollara teşvik etmesini istemiyorlar.

Nicola Sturgeon bunu biliyor ve uzun vadeli stratejiyi ona göre kurmak istiyor. Şu anki planı sanki, ’bir adama 40 gün deli dersen deli, akıllı dersen akıllı olur’ misali, günü geldiğinde Boris Johnson yeni bir referanduma ‘hayır’ dediği anda İskoç demokrasisine saygı eksikliği olarak alarm verip bağımsızlığı gündemleştirme yoluna gitmesi.

Zamanla bunu tekrarlamanın yorucu gücünün, yeni bir referanduma verilen desteği artacağını ve Londra hükümetinin ‘hayır’ demesinin sürdürülemez olacağını umuyor.

Yolun nihayetinde, uzun yıllar önce,’ Ne Avam Kamarası ne de ateş ile tava arasında kalmak istiyoruz’ diyen bir siyasi irade ve sabırlı bir Sturegon aklı var.

Bize de, bağımsızlığa önem veren siyasi iradelere ve sabırlı olanlara:

‘Ya Xızır to esta’ demek düşer.