1 Mayıs mı dediniz
English Türkçe Kurdî
كوردی عربي فارسى

HABERLER GÖRÜŞ RAPOR SÖYLEŞİ EKONOMİ MULTİMEDİA YAŞAM SPOR KÜLTÜR/SANAT
×

Ömer Özmen

Bugün 1 Mayıs, Dünya İşçi Bayramı. " İşçinin, emekçinin Bayramı" olarak kutlanır. 14 Temmuz 1989'dan beri Tüm dünyada " İşçi Bayramı" olarak bilinen 1 Mayıs , soğuk savaş döneminde Türk sol aktörler tarafından  popülist bir anlayışla revize edilerek " İşçi Sınıfı ve Ezilen Halkların Bayramı" olarak dillendiriliyordu. Kanımca isimdeki bu revizasyonun amacı; Ezilen halk kategorisindeki Kürtleri,  sisteme karşı mücadele nosyonu olmayan  Türkiye İşçi sınıfı sahasına sürmekti.

Diğer bir deyişle Kürt paleleri, sistem karşıtı olmayan İşçi sınıfı yerine mücadele alanlarına sürmek ve bedeli onlara ödetmekti. Bunun bedeli, büyük oranda da Kürtlere ödetiliyor.

Oysa, Türkiye bir sanayi toplumu olmasına rağmen, 1970'lerdeki 15-16 Haziran işçi eylemleri dışında,  Türkiye tarihinde işçi sınıfının sisteme karşı hiçbir ciddi muhalefeti görülmemiştir.

İşci Bayramının "ortağı" yapılan ezilen Kürt halkı üzerindeki baskılara karşı hiçbir eylemi görülmemiştir. Üstelik işçi sınıfı da, dini argumanlar, bayrak, vatan gibi  kurucu mekanizmalar üzerinden sömürgeci partilerin oy deposu haline getirilmiştir. İşçi sınıfı ve sendikal hareketin en yoğun bulunduğu Ege, Marmara ve Karadeniz bölgelerindeki seçim sonuçları, bu iddiamızı doğrulamaktadır.

AKP, MHP, CHP gibi sömürgeci partiler, bu bölgelerde birinci veya ikinci sırayı alıyorlar .Bilindiği gibi İşçi sınıfı, sanayi toplumunun bir fenomenidir. Amerika'da, Avrupa'da ve Avustrulya gibi sanayi ülkelerinde, İşçi sınıfı, kendi ekonomik, sosyal ve demokratik talepleri için, kendilerini sömüren burjuvazileriyle mücadele ede ede tarih ve siyaset sahnesine çıkmış ve kazanım elde etmiştir. Bu ülkelerdeki işçi sınıfı hareketi, tarihsel gelişim sürecinde, sağ ve sol totaliter düşüncelerle arasına mesafe koyarak caydırıcı bir güç olarak demokratik toplumun bir bileşeni haline gelmiştir.

Türkiye de ise işçi sınıfı siyaseti ve sol hareket, devletin kurucu kadrosu içinden veya onların icazetiyle hareket eden kadrolarca örgütlendirilmiştir. Kemalist sistemden beslenmişlerdir. Mustafa Suphi, Şefik Hüsnü Değmer gibi ilk sol kuramcıların,Turancı kökenleri biliniyor.

60'lı yıllarda ortaya çıkan sol parti ve örgütlerin ideolojik kadroları, Mihri Belli, Doğan Avcıoglu, Yalçın Küçük gibi anti Kürt ve Kemalistlerdir. Bu durumda sistemle bir hesaplaşması ve tarihsel olarak köklü bir mücadele geleneği olmayan bir işçi sınıfının da ezilen halklara sahip çıkması düşünülemez .

Günümüzdeki bazı Türk sol akademisyenler, Kürt feodallerinin 150 yıl önce " ilk gece hakkı" gibi  teoriler üreteceklerine kendi egemenlerinin İşçi sınıfı üzerindeki bu ilk gece ve tam gün hakkını da sorgulayabilirlerdi. Bu sorgulamayı yapabilen sol akademisyenler, zengin ekonomik kaynaklar ve coğrafi avantajlara sahip olan Türkiye'de,  sefalet içinde yaşayan İşçi sınıfının kendi burjuvazisinden daha fazla sistemi sahiplenmesinin nedenlerini de ortaya çıkarabilirlerdi.

Ne yazık ki, Kemalist sistemin avantajlarıyla büyüyen Türk sol aktörler,  bu paradoksun sosyolojik, kültürel ve tarihi arka planı üzerinde teori üretemiyorlar.

Türkiye işçi sınıfı da, uluslararası düzeyde işçi sınıfı olma vasfını kazanamıyor, bir demokrasi bileşeni olarak sistem karşısında caydırıcı bir güç olamıyor.

Türk şair Orhan Veli'nin dediği gibi

" Sol elim

   Yaralı elim

    zavallı elim"

Bu hazin duruma rağmen sömürgeci sistemin çarkında yaşam mücadelesi veren işçi ve emekçilerin bayramını kutluyor, Ayrıca Kürt Palelerine de selamlarımi iletiyorum .

Ömer Özmen

1 Mayıs 2021.