PKK, elini Güney Kürdistan’ın yakasından çekmeli
English Türkçe Kurdî
كوردی عربي فارسى

HABERLER GÖRÜŞ RAPOR SÖYLEŞİ EKONOMİ MULTİMEDİA YAŞAM SPOR KÜLTÜR/SANAT
×

PKK, elini Güney Kürdistan’ın yakasından çekmeli

Serhad Laçin

Sosyolog Îsmail Beşikçi`nin, Nerina Azad sitesinde yayınlanan 17 Aralık 2020 tarihli “Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nde PKK-Haşdi Şabi İşbirliği” başlıklı bir yazısı yayınlandı. Yazı, beklenildiği gibi PKK çevrelerinde tepkiyle karşılandı. Elbette kimse Beşikçi`nin görüşlerine katılmak zorunda değil. Îsteyen bu yöndeki farklı görüşlerini dile getirebilir, Beşikçi`yi eleştirebilir. Ama öyle olmadı, PKK çevresi bir kez daha uygarca tartışma çizgisini hızla aştı ve işi hakarete kadar vardırdı. İçlerinde, işi Beşikçi`yi Türk derin devletiyle işbirliği içerisinde göstermeye kalkışanlar bile oldu.

Şu bir gerçek ki Beşikçi`nin yazısında bu konuda söylenmesi gerekenlerin ancak bir bölümü yer alabiliyor. Hoca, bir makale çerçevesinde hazırladığı yazıda, ayrıntılara boğmama düşüncesiyle olacak ki yazıbileceği bir dizi somut olaya değinmemiş. Buna ilişkin bir kaç örnek vereyim:

1.Tarihini tam hatırlamıyorum ama 2020`nin ortalarında Dolê Şehîdan bölgesinde Zînê Wertê ya da Esterkan bölgesinde, Kürdistan hükümeti tarafından bir karakol yapıldı. PKK, ısrarla karakolu KDP`ye malletti ve onu eleştiri bombardimanına tuttu hatta ihanetle suçladı. Durum böyle olunca Perşmerge Bakanlığı açıklama yapma gereği duydu ve karakolun kendilerine ait olduğunu açıkladı ama bu da PKK‘nin anti-KDP propagandasnın hızını kesmeye yetmedi.

2.Bundan bir süre sonra PKK basınında bu kez de Güney Kürdistan-Suriye sınırındaki bir karakol bahane edilerek KDP`ye karşı yaylım ateşine başlandı. Vay efendim KDP kime karşı, neden karakol kuruyor o bölgeye. Durumu o yöreden ilgili kişilere sordum, aldığım yanıt „Karakol KDP`ye değil, Peşmerge Bakanlığı`na aittir,“ şeklinde oldu. Ama KDP`ye ait olsa bile bu, PKK`nin izlediği politikaya haklılık kazandırmaz.

3.Bundan yaklaşık 2 ay önce PKK çevreleri tarafından internette KDP`ye karşı ölçüsüz yeni bir saldırı kampanyasi başlatıldı. Güya KDP Irak hükümeti ile PKK`nin Şengal`den uzaklaştırılması amacıyla uzlaşmış ve buna uygun bir antlaşma imzalamıştı. Gazeteci Ferda Çetin, bir yazısında „KDP, Güney Parlamentosu’nun, hükümetin ve Güney’deki siyasi partilerin onayını ve desteğini almadan, Ankara ve Bağdat hükümetiyle, PKK’ye karşı işbirliği anlaşması yaptı,“ derken elbette doğruyu dile getirmiyor.

Her şeyden önce KDP`nin bahs edilen antlaşma ile doğrudan bir ilgisi yok. Bu belge, Kürdistan yönetimi ile Bağdat hükümeti arasında Şengal`den göç etmiş olanların evlerine dönmelerini sağlamak için ekonomik ve sosyal alanda atılacak adımların çerçevesini belirleyen ve elbet güvenliğe ilişkin yönleri de bulunan geniş kapsamlı bir antlaşmadır. Birleşmiş Milletler Örgütü antlaşmanın hayata geçmesini ısrarlı bir şekilde istiyor. ABD`nin tutumu yine bu çerçevededir. Şengal halkının acılarını kısmen de olsa dindirmeye yönelik bu adıma açıktan karşı çıkan ise sadece Îran ile PKK`dir. Bunun en önemli nedeni, Antlaşmada Şengal`de bulunan Haşdi Şabi`ye bağlı silahlı güçlerin bölgeden uzaklaştırılmalarını öngören bir maddenin yer almasıdır. PKK gerillaları bu bölgede Haşdi Şabi`ye katılmış oldukları için bu maddenin uygulanmasından onlar da doğal olarak etkilenecekler.

Şengal`deki PKK`lilerin de bir parçası oldukları Haşdi Şabi kim? Îran`nın kurduğu ve yönettiği ama maaşı Bağdat tarafından ödenen ve en az IŞİD kadar Kürt düşmanı olarak bilinen milis gücü. Îran, Akdeniz`e kadar uzatmak istediği Şii koridorunu gerçekleştirme çabalarında Şengal`i stratejik bir üs olarak görüyor ve ona „Mihfera Difah û Muqavemet“ (Savunma ve Direnme Hattı) diyor. PKK ise kendi örgütsel çıkarlarını esas aldığı ama daha da önemlisi Îran`a olan bağımlılığı nedeniyle yüzde yüz Şengal halkının yararına olan bu projeye karşı çıktı. Ve tabi bunu yaparken de başlangıçta antlaşmanın imzalayıcıları olan Kürdistan yönetimi ile Bağdat hükümetinin adlarını bile ağzına almadı. Onu destekleyen BM, ABD ile ilgili de bir şey söylemedi. Tek hedef, her zamanki gibi KDP oldu ki bu gün hala da öyledir.

Gazeteci Ferda Çetin, bahsi geçen yazısında, KDP ile Irak hükümeti arasında 9 Ekim 2020 tarihli bir antlaşma yapıldığından bahs ediyor ve „Haşdi Şabi, PKK gerillalarına ve Şengal’deki Êzîdî Savunma Güçleri’ne karşı KDP ile ortaklık halinde ve aynı koordinasyon içindedir,“ diyor.

Bir kere bahsi geçen antlaşma Peşmerge güçleri ile Irak ordu birlikleri arasında IŞİD`e karşı oluşturulmuş olan birlikte mücadele çerçevesinde imzalanan bir belgedir. Yani muhattab yine KDP değil, Kürdistan Hükümeti`dir. Bu arada Peşmerge`nin yasal olarak Irak güvenlik güçlerinin bir parçası olduğunu da gözden uzak tutmamak gerekir.  Öte yandan eğer KDP ile Haşdi Şabi, şu an PKK gerillallarına karşı işbirliği yapıyorlarsa, gerilla neden Haşdi Şabi saflarındadır? Haşdi Şabi ile PKK sözcüleri neden, yapılan son antlaşmaya aynı sözlerle karşı çıkıyor ve „Şengali terketmeyeceğiz,“ diye meydan okuyorlar?

Bütün bunlardan öte, varsayalım ki KDP bir yerlere karakol kurdu ya da başka türden adımlar atı, bundan PKK`ye ne? Güney Kürdistan politik güçlerinin ya da hükümetinin her hangi bir pratik adımı atabilmek için PKK`den izin belgesi almaları mı gerekiyor?

4. Kürdistan Yönetimi yıllardır PKK`ye Güney Kürdistan topraklarındaki çatışmaları sivil yerleşim birimlerine taşırmamalarını ısrarla istiyor. Çünkü Türk hükümeti bunu bahane ederek bu yerleri bombalıyor ve habire köyler boşalıyor. Ne var ki PKK, Kürdistan Hükümeti‘nin bu istemlerini hiç ciddiye almadı ve bildiğini okumaya devam etti, hala da ediyor.

5. PKK sürekli olarak KDP`yi işbirlikçilikle, ihanetle suçluyor ama görüşlerine haklılık kazandıracak bir tek somut kanıt sunamıyor. Öte yandan KDP`nin Türkiye ile ilsihkileri işbirlikçilik de PKK`nin Îran, Suriye ve Irak`la ilişkileri nedir? PKK`nin özellikle de Îran`ın güdümünde olduğu, onun tarafından yönelendirildiği bilinmeyen bir şey mi?

6. Güney Kürdistan`ın Türkiye ile ilişkilerini değerlendirmek, yanlış bulduğu şeyler varsa onları eleştirmek, her kürt ya da kürt örgütü gibi PKK`nın da hakkıdır. Ancak eleştiri adı altında KDP`yi düşman gözüyle yıpratmaya çalışmak, onu sürekli ihanet eden bir örgüt olarak göstermek çok farklı şeylerdir.

Çok açıktır ki PKK hiç bir dönemde Güney Kürdistan`daki statüyü benimsemedi, bu parçaya karşı dostça bir yaklaşım sergilemedi. Abdullah Öcalan`ın Güney Kürdistan yurtsever güçlerini „ilkel milliyeçilik“ ile suçladığını bilmeyen yok. Ona göre Batılı güçler bu parçada bir Kürt devleti kurmak istiyorlar ki bu da Türkiye dahil bütün bölge için bir tehlikedir. Öcalan bu kadarla da yetinmiyor, her fırsatta böyle bir tehlikenin önüne geçebilmek için Türk yönetimine birlikte çalışma önerisinde bulundu. Hatta bir keresinde Erdoğan`a, adını vererek çağrıda bulunmuştu.

Güney Kürdistan`a gidin ve sıradan insanlarla konuşun. Bir çok kişiden PKK-Türkiye savaşının bir danışıklı döğüş olduğunu, amacın Güney Kürdistan`ın Türkiye tarafından işgali için bahane yaratmak olduğunu duyarsınız.

Açıktır ki PKK`nin gündeminde Kürt halkı için her hangi bir hak talebi yok. Onun süslü cümlelerle yeni bir şeymiş gibi lanse etmeye çalıştığı „Demokratik Cumhuriyet“, „Demokratik Ulus“ gibi kavramlar, kemalizm dışında bir şey değiller. Buna karşılık KDP, çok açık şekilde Güney Kürdistan`da bir Kürt devleti kurulmasından yana olan bir güçtür. 25 Eylül 2017 Referandumu bunu sağlamak içindi. KDP`nin bu yurtsever yaklaşımı, dik duruşu hem PKK`yi hem de onun dostlarını rahatsız ediyor ki ona yönelik ideolojik saldırıların temel nedenlerinden biri de budur. Bu bakımdan bence PKK açısından sorun KDP ya da başka bir Güney Kürdistan örgütünün şu veya bu alanda izlediği politikanın doğru olup olmaması değil. Sorun Güney Kürdistan`ın şu anki statüsüdür. Hedef edinen, yıkılmak istenen odur.

Şu an bu hedefe ulaşmanın önündeki en büyük engellerden biri KDP olduğu için hedef tahtasındadır. Sonu gelmeyen asılsız ihanet suçlamaları ise günü geldiğinde ona karşı ilan edilecek muhtemel bir savaş için psikolojik zemin yaratma çabasıdır.

Bütün bu nedenlerden dolayı da sorunun adını açık koymak gerekir; Güney Kürdistan PKK`nin mücadele alanı değildir. Bir Kuzey Kürdistan örgütü olan PKK`nin savaşı oraya taşımasının herhangi bir haklı yanı yok. PKK bu parçada ancak Kürdistan yönetimi ile uzlaşarak, öteki bir çok Kürt örgütü gibi çerçevesi belirlenmiş kurallara uygun şekilde orada kalabilir.

Bunun aksine, örneğin eğer siz bir restoran`da yemek yiyen komşu bir devletin diplomatlarını öldürmekten çekinmiyorsanız, doğayı koruma görevlilerinin bile bindikleri araçları yola döşediğiniz mayını uzaktan kumanda ile patlatıp öldürüyor ve yaralıyorsanız, yol kontrolü yapan peşmergeleri gözünüzü kırpmadan katlediyorsanız, savaşı ısrarla sivil yerleşim alanlarına taşıyıp köy boşalmalarına yol açıyorsanız, Güney Kürdistan yönetiminin ya da bu parça partilerinin işlerine sürekli burnunuzu sokma, onların neleri yapıp yapamayacaklarına karar verme hakkını kendinizde görebiliyorsanız, her hangi bir kanıt göstermeden, hayali senaryolarla rakip gördüğünüz Kürt partilerini olur olmaz işbirlikçilik yapmakla, hatta ihanet etmekle suçluyorsasnız, öteki Kürt örgütlerinin komşu devletlerle kurduğu ilişkilere ateş püskürürken dönüp kendi halinize bakmasını beceremiyorsanız, siz en başta da bulunduğunuz yerin meşru yönetimini tanımıyorsunuz demektır. Bu yöndeki politikanıza karşı sesler yükselince de dönüp „Kürdistan onun ya da onların babasının malı mıdir?“ demekle de bu tutumunuzu resmen ilan etmiş oluyorsunuz. Kürdistan elbet her hangi bir politik örgütün babasının malı değil. Ama Kürdistan, canı isteyenin keyfince at oynattığı bir anarşi ve başıbozukluk yuvası da değil. Oranın halkı tarafından seçililmiş meşru yönetimini takmama hakkı hiç değil. Bu gerçeğe gözlerinizi kapadınız mı, doğal olarak o parçadaki varlığınız sorgulanır, sorgulanması da gerekir.

Kürt halkı, geçmişten bu yana uzanan süreçte çok sayıda iç çatışma yaşadı, bunun bedellerini çok ağır ödedi, büyük acılar çekti. Onun bu tür yeni boğuşmalara artık ne tahammülü var ne de gücü. Kürt güçleri arasında barışı sağlamanın yolu en başta meşru otoriteyi tanıma, ona saygı göstermedir. PKK bakımından da yapılması gereken budur. PKK, Güney Kürdistan`ı rahat bırakmalı, elini onun yakasından çekmelidir.