Açlık grevleri ve A.Öcalan
English Türkçe Kurdî
كوردی عربي فارسى

HABERLER GÖRÜŞ RAPOR SÖYLEŞİ EKONOMİ MULTİMEDİA YAŞAM SPOR KÜLTÜR/SANAT
×

Zeynel A. Göçer

Açlık grevleri Türkiyede son 40 yıldır sık sık gündeme gelen önemli  sorunlardan biri.

Özellikle Cezaevlerindeki  kötü koşulları, Anti demokratik uygulamaları protesto etmek amaçlı siyasi tutsaklar tarafından Hak arama yöntemi olarak kullanılan Açlık grevleri bugüne kadar bir çok tutuklunun ölümü ile sonuçlandı.

Türkiye dışında Dünyanın bir çok yerinde de zaman zaman gündeme gelen Açlık Grevleri’nin en bilinenleri arasında Hindistanlı Lider  Mohandas Gandi’nin İngiliz sömürgeciliğinin  baskıcı anlayışını prostesto etmek amacıyla bedenini Açlık grevine  yatırması ve Irlanda da 1980 yılında, yedi tutuklu 53 gün sonra sona eren ilk açlık grevine başlaması, İkinci açlık grevi ise 1981 yılında gerçekleşen ve larla Başbakan Margaret Thatcher arasında bir güç gösterisine dönüşen grevden bahsedilebilinir.

Açlık grevine katılan lardan Bobby Sands'in grev sırasında Parlamento'ya milletvekili olarak seçilmesiyle olaylar dünya medyansının ilgisini çekmeye başladı. 10 un açlıktan yaşamını yitirmesiyle greve son verildi. Ölen lardan biri olan Sands'in cenaze törenine 100.000 kişi katıldı.

Açlık grevi, İrlandalı milliyetçilerin siyasi faaliyetlerini radikalleştirdi ve Sinn Féin'in bir ana akım siyasi parti olmasında itici güç oldu [1]

Pasif, şiddet içermeyen ama zaman zaman sorun çözümünde etkili olan Açlık Grevi eylemleri Türkiyede kimi zaman  ölüm oruçlarına dönüşmüş ve bir çok tutuklunun ölümüne yol açmıştır. 

Türkiyede kimi açlık grevleri

Nazım Hikmet 29 Mart 1938'de askeri kişileri üstlerine karşı isyana teşvik suçuyla 15 yıl ağır hapse mahkum edildi, aynı yılın ağustos ayında ise askeri isyana teşvikten 20 yıla mahkum edilrek toplamda 35 yıl ağır hapis cezası aldı sonradan 28 yıl 4 aya indirildi. Çeşitli ceza evlerinde 12 yıl tutuklu kaldıktan sonra, 1946 yılında TBMM'ne bir dilekçeyle başvurarak tahliyesini talep etti fakat bu isteği reddedildi. Bu arada Birleşmiş Milletler Örgütü'ne bağlı Uluslararası Hukukçular Derneği 9 Şubat 1950'de Nazım Hikmet'in serbest bırakılması amacıyla TBMM başkanına, milli savunma ve adalet bakanlarına birer mektup gönderdi. Bu girişimlerden bir sonuç alamayan Hikmet, Bursa Cezaevi'nde 8 Nisan 1950'de bir açlık grevine başladı. [2]

27 Mayıs darbesi'nde tutuklanıp Yassıada'ya gönderilen Celal Bayar, adli tıp raporuna göre 22 Mart 1963'te Kayseri cezaevinden tahliye edildi. Fakat altı gün sonra tekrar gözaltına alınarak aynı cevzaevine gönderildi. Bu durumu protesto etmek için 3 günlük bir açlık grevi yaptı.[3]

Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan idam edilmelerinden hemen önce, Nisan 1972'de Mamak Askeri Cezaevi'nde on iki günlük bir açlık grevi başlattılar.[4]

12 Eylül darbesi'nden hemen önce ve sonra çok sayıda açlık grevleri yapıldı. Bu açlık grevlerinde özellikle Metris, Mamak ve Diyarbakır gibi cezaevleri ön plandaydı. Bunların içerisinde 1984 yılında Metris Cezaevi'nde başlayan ve üç kişinin ölümüyle sonuçlanan bir açlık grevi yaşandı. 14 Ağustos 1983'te hapishane yönetimi tarafından başlatılan, koğuşlardaki mahkumlara ait eşyalara el konması ve tutukluların aranmasının onur kırıcı şekillerde yapılması sonucu,  Devrimci Sol ve TİKB tarafından 11 Nisan 1984'te açlık grevi başlatıldı. 400 mahkumun katıldığı bu grev 45. günden sonra ölüm orucuna dönüştü.Açlık grevlerdekilerinin  talepleri şunlardı:

• Tek tip elbise uygulamasının kaldırılması

• İşkencelerin sona ermesi

• İnsani ve sosyal yaşam koşullarının düzenlenmesi

• Siyasi tutukluluk hakkının tanınması

Bu grev sırasında Abdullah Meral (63 gün), Haydar Başbağ, Fatih Öktülmüş (66 Gün) ve Hasan Telci (72 gün) öldü,Zeynel Polat ise 75 gün boyunca açlık grevi yaptı. 

1985 yılında Metris cezaevinde açlık grevine devam eden 35 kişi kaldı. Şubat 1986'da tek tip kıyafet uygulamasına son verildi ve bir süre açlık grevleri durdu. 

Temmuz 1987'de Sağmacılar Cezaevinde 50 mahkum açlık grevine başladı ve bu grev Anadolu'daki cezaevlerine yayıldı. 13 Ağustos 1987'de TAYAD temsilcileri ile yonetimin yaptığı görüşmeler sonucunda istekler kabul edildi ve açlık grevi durduruldu.[5]

Necmettin Erbakan ve Tansu Çiller'in koalisyon hükümetiyle yönetimde bulundukları 1996 yılında adalet bakanı Mehmet Ağar'ın çıkarttığı cezaevleri ile ilgili Mayıs Genelgesi olarak bilinen genelgeyi protesto etmek için açlık grevi başlatıldı.

Mayıs 1996: Adalet Bakanı Mehmet Ağar tarafından yayınlanan ve 6 Mayıs Genelgesi olarak anılan Hücre Tipi Cezaevlerini Açma Planına karşı 26 Mayıs 1996'da sayıları 1500'ü bulan tutuklu süresiz açlık grevine başladı. Eylem daha sonra DHKP-C, TKP(ML), MLKP ve TİKB'li tutuklular tarafından ölüm orucuna dönüştürüldü. 1996 ölüm orucunda 12 siyasi tutuklu öldü.

Aclik grevleri mayıs sonuna kadar yaklaşık 43 cezaevine yayıldı. Toplam 2174 tutuklu açlık grevi ve 355 tutuklu ise ölüm orucuna katıldı. 

Bir sonraki kitlesel olarak tanımlanan açlık grevi 20 Ekim 2000'de birçok cezaevinde aynı anda başladı. F tipi cezaevlerinin kapatılması, Terörle Mücadele Yasası'nın kaldırılması gibi taleplerle 816 mahkumun başlattığı açlık grevi yaklaşık bir ay sonra ölüm orucuna döndü. Ölüm orucuna dönüştükten sonra Hayata Dönüş Operasyonu adı altında cezaevlerine operasyonlar düzenlendi. Bu operasyonlar sırasında otuz tutuklu ve iki  jandarma hayatını kaybetti.

Açlık grevine son verilmesi için Yaşar Kemal, Zülfü Livaneli, Orhan Pamuk, Oral Çalışlar ve Can Dündar gibi isimler Bayrampaşa Cezaevi’nde görüşmeler yaptı.1996 ve 2000'li yıllarda açlık grevleri nedeniyle pek çok tutuklu  özellikle Wernicke Korsakoff sendromu olmak üzere birçok açlık grevine bağlı hastalığa yakalandı.

12 Eylül 2012'de PKK ve PJAK'lı 483 tutuklu ve hükümlü Türkiye genelinde 58 cezaevinde Abdullah Öcalan'ın cezaevi koşullarının iyileştirilmesi ve Kürtçenin anadil olarak kamuda kullanılması talepleriyle açlık grevine başladılar. BDP'nin de destek verdiği eyleme ağırlıklı kürt illeri olmak üzere birçok ilde destek yürüyüşleri yapıldı.

2016 yılında Türkiye'deki olağanüstü hâl ilanından sonra binlerce kamu görevlisi görevlerinden ihraç edildiler. Bu kamu görevlilerinden Akademisyen Nuriye Gülmen ve öğretmen Semih Özakça "işimizi geri istiyoruz" diyerek 8 Mart 2017'de açlık grevine başladılar. Nuriye Gülmen ve Semih Özakça, 21 Mayıs 2017 gece yarısı, açlık grevlerinin 73. günündeyken evlerine yapılan baskın ile gözaltına alındılar ve 23 Mayıs 2017 günü de tutuklanarak cezaevine gönderildiler.

Grup Yorum üyesi Helin Bölek, tutuklanan müzisyen arkadaşlarının serbest bırakılması ve Grup Yorum'un yasaklanan şarkılarını yeniden söylemek için girdiği ölüm orucunun 288. gününde 3 Nisan 2020 günü hayatını kaybetti.

Grup Yorum üyesi ve bas gitaristi İbrahim GökçekHelin Bölek'ten 3 gün önce başladığı ölüm orucunu 323. günde sona erdirdiğini açıklamasına rağmen iki gün sonra 07.05.2020'de tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti. [6]

Uzun örneklerle dikkat çekmeye  çalıştığım Açlık  grevleri ile ilgili üç konuda görüş belirtmek gerekirse;

1 - Açlık grevi doğrumudur , yanlışmıdır  ? tartışmasına girmeden, 250 -300 güne yayılan , her gün  biraz daha  ölüme doğru yol alınan uzun açlık  grevlerinin etkisini ve ciddiyetini azaltan  yöntem olduğu yönündedir 

2 -  PKK`lı tutsaklarin Abdullah Öcalan üzerindeki tecrid kosullarinin iylestirilmesi icin baslatkilari aclik grevi 80 güne yaklaşmakta. 2019 da  HDP  Milletvekli Leyla Güven de 200 gün süren süren Aclik grevi ile PKK lideri Abdullah Öcalan’ın  cezaevi koşullarının düzeltilmesi gerektiğini vurgulamış, kamuyo oluşturmaya çalışmıştı.

Abdullah Öcalan’nın siyasal kimliğine  bakılmaksızın, 20 yıldır İmralı      Adasında tek kişilik oda da tutuklu olduğu gerçeğinden hareketle,bir  tutuklunun en doğal hakkı olan Ailesi ile görüşmesi,Telefon görüşmesi, Avukat görüşmesi gibi temel haklardan mahrum edildiği iddası halen  gündemdedir. 

Bu iddayı Devlet yetkilileri de yalanlamamaktadır. Kendi yasalarını ve Uluslararası platformlarda altına imza attığı yasalara uymamakla gündeme gelen Türkiye cumhuriyeti yetkilileri son dönemde Avrupa Birliği , ABD Dış işleri  Bakanlığı ve Seneto üyelerince de  yasalara uygun davranılması konusunda sık sık uyarılmaktadır.

3 - Altı yüzyıllık devlet geleneği ile  Osmanlı imparatorluğunun devamı olan T.C .nin kendi yasalarını hiçe sayan  tavrının yanında, diğer taraftan, son yirmi yılda defalarca uğruna Açlık Grevleri ve ölüm oruçları yapılan,  onlarca kişinin ölümü ile sonuçlanan bu destek ve dayanışma eylemlerine Abdullah Öcalan’nın  sembolik anlamda dahi olsa, bir gün bile bu açlık grevlerine iştirak etmemesi, dikkat çeken başka bir tavırdır.

İsmine politikasızlık, üretimsizlik vb. ne nedirse densin, Açlık grevleri her fırsatta ilk akla gelen  eylem biçimi olmamalıdır.Bir kutsallık varsa oda yaşam hakkıdır.Yaşam hakkı  en yüce değerdir. Bu değeri hep birlikte  yaşatalım.

Kaynaklar: 

• Ahmet Taşkın, Türkiye'de ve Dünyada Açlık Grevleri, Ankara, 2006.

• Wikipedia Açlık Grevleri

• Bianet 12 Nisan 2012 

Zeynel A. Göçer

12 Şubat 2021