Biz Kürtler, demokrasi, düşünce ve ifade özgürlüğü…
English Türkçe Kurdî
كوردی عربي فارسى

HABERLER GÖRÜŞ RAPOR SÖYLEŞİ EKONOMİ MULTİMEDİA YAŞAM SPOR KÜLTÜR/SANAT
×

Biz Kürtler, demokrasi, düşünce ve ifade özgürlüğü…

İbrahim GÜÇLÜ

Biz Kürtler, Kürt dava adamları, Kürt düşünce insanları, Kürdistan siyasi parti ve örgütleri haklı olarak demokrasiyi ve özgürlükleri seviyoruz, hem de aşırı seviyoruz. Bundan da içinde bulunduğumuz siyasi statüsüzlük,  özgürsüzlük ve milli haklarımızda yoksunluk konumunda haklı ve olması gereken düşünce ve davranış içindeyiz.  Çünkü biz Kürtlerin, herkesten ve her milletten daha fazla demokrasiye, demokrasinin güvence altına aldığı, kişisel örgütlenme, düşünce, ifade özgürlüğü, diğer kişisel hak ve özgürlüklere, kolektif hak ve özgürlüklere ihtiyacımız var.

Demokrasiye ve demokrasinin güvence altına aldığı kişisel ve kolektif özgürlüklere hayati iki platformda ihtiyacımız var.

Bu platformlardan biri, milli platform, Kürt ve Kürdistan platformdur. Biz ezilen, bağımlı, sömürge altı konumda olan; önünde özgürlük ve bağımsızlık sorunu olan bir ulusuz. Bir ulusun evlatlarıyız. Bu durumda bizim milli birlik ve ittifaka ihtiyacımız var. Milli birlik ve ittifak, çağımızda ve Kürdistan’ın değişen sosyo-ekonomik, kültürel, geleneksel değişikliğinde demokrasiyi, hayat tarzı, çoğulcu düşünceyi birleştirebileceğiz ve birlikte yaşamasının yol ve yöntemini bulduğumuz zaman, olanaklı olur. Bu da kişisel ve grupsal (kolektif) düşünceleri içselleştirmek, onlara sıkı sıkıya sarılmak ve savunmamızla olanaklıdır.           

Demokrasiye mutlak anlamda ihtiyaç duyduğumuz ikinci alan, Türkiye Cumhuriyetinin tüm sınırlarını kapsayan platformdur. Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde demokrasi standartlarının gelişkin olması, bireysel ve kolektif hakların güvence altında olması demek: Kürt millet meselesinin çözümlenmesi anlamına gelmez. Ama Kürt millet meselesinin çözümünün, ulusların kendi kaderlerini kendi iradeleri ile tayin etme hakkı prensibi çerçevesinden bir yol alması, Kürt millet meselesinin kendisi ve geniş boyutları, Kürt milli ve sosyal hakları konusunda derinliğine düşünce üretimi, Kürt millet meselesinde egemen ulusun bireylerinin Kürt milletinin milli, siyasi, sosyal hakları konusunda duyarlı hale gelmesine, federal bir ortak ve eşitliğe dayalı devletin koşullarının oluşumuna yardımcı olacak bir enstrümandır.

Demokrasiyi ve özgürlüklerin sevicisi olduğumuzdan, yine haklı olarak bu iki kategorik parametreyle; devleti, hükümeti, Türk siyasi partilerini, Türk liberallerini, Türk sosyalistlerini, Türk sosyal demokratlarını, Kemalistleri, Türk muhafazakârlarını değerlendiriyoruz. Eleştiri bombardımanına tabi tutuyoruz. Onların demokrat olmadıklarını, düşünce, ifade, örgütlenme ve kategorik olarak diğer tüm özgürlüklere karşı olduklarını, bu özgürlükleri ayaklar altına aldıklarını, Kürt milletinin milli, sosyal, siyasi hakları konusunda şoven ve ırkçı olduklarını, Kürtlükle ilgili düşüncelere tahammülsüz olduklarını sözlü ifade ederiz ve yazarız.

Bu tutumumuzda da yüzde yüz haklıyız.

                                     *******

Ama haklı olmadığımız nokta, demokrasi, demokrat olup olmadığımız, kişisel ve kolektif haklara saygılı olup-olmadığımız konusunda empati yapmamamızdır. Aynaya bakmamamızdır. Kendimize gizlemeye çalışmamızdır.  Bu kategorik hayati konularda kendimize, partilerimize, derneklerimize, gazetelerimize, dergilerimize, televizyonlarımıza, radyolarımıza bakmamamızdır. Ya da bakanları dışlamamız ve ötekileştirmemiz, hakaret bombardımanına tabi tutmamızdır.

Eğer demokrasi, kişisel ve kolektif haklar konusunda empati yapar ve kendimize bakarsak, verili durumda tablomuzun, çok parlak ve aydınlık olmadığını, sicilimizin iyi olmadığı, karnedeki notlarımızın düşük olduğunu çok rahat görürüz.

Biz Kürt okumuşları, aydınları, yurtseverleri, yazarları, gazetecileri, yayıncıları olarak ne kadar demokratız? Diye soru soruyorum ve elimi vicdanımın üzerine koyduğum zaman buna olumlu cevap veremiyorum.

Düşünce, örgütlenme, ifade ve diğer kategorik özgürlüklere saygılı mıyız ve uygulama alanına geçiriyor muyuz? Diye kendi kendime soru penceresi açıyorum. Bu soruya da olumlu bir yanıt verecek durumda değilim.

Bizler, başkalarının düşüncelerine saygı duymuyoruz. Eleştirilere tahammül etmiyoruz. Onların ifade özgürlüklerini kullanmalarını rahatlıkla engelleyebiliyoruz. Onlara kırılıp, ilişkilerimizi kesiyoruz. Onları izole ve tecrit etme yoluna gidiyoruz. Ötekileştiriyoruz. İleri sürülen düşünceleri kriminalize ediyoruz.

Elimizde imkân olursa, düşünce üreten, bizi kişi ve kurum olarak eleştirenlerin hayati can damarlarını kesmek istiyoruz.

                                          ******

Eğer sorunu biraz daha derinleştirir ve ileri götürürsem: Bizim siyasi partilerimizin, derneklerimizin, vakıflarımızın, dergilerimizin, gazetelerimizin, televizyonlarımızın, dergilerimizin ve diğer tüm kurumlarımızın: Demokrasi, demokratlık, özgürlükler konusunda karneleri hiç de iyi değil ve durumları hiç de parlak değiller; karneleri kırık notlarla dolu.

Bu kurumlarımız sık-sık demokrasi kavramlarını kullanıyor, demokrat olduklarını ileri sürüyorlar. Ne yazık ki, demokrasi ile alakaları sözden öteye geçmiş durumda değildir. Onlarda, demokrasi yapısallaşmış ve kurumlaşmış bir kültür ve sisteme dönüşmüş değildir.

Siyasi parti ve örgütlerimiz, düşünce çoğulculuğuna tahammül edemiyorlar. Parti yöneticileri ve üyelerinin aynı düşünce çizgisinde olmasını istiyorlar. Bunu yaparken de, “biz eskisi gibi ideolojik bir birlik değiliz. Bir program, hukuk (tüzük) tarafından sınırları çizilen bir birliğiz” demekten de geri durmuyorlar.

Siyasi parti ve örgütlerimiz, düşünce ve ifade özgürlüğü konusunda özürlüler. Parti ve örgüt yönetici ve üyelerinin özgürce kendilerini ifade etmelerine tahammül etmiyorlar. Özgür platformlar yaratmıyorlar. Yönetici ve üyelerinin üretkenliğini kırıyorlar. Bu konuda daha ileri gidilmesi halinde, partiden ihraç, uzaklaştırma, tecrit gündeme geliyor.

Siyasi partilerimiz ve örgütlerimiz, dışarıdan gelen eleştirilere karşı tahammül dereceleri daha zayıf ve daha kırılganlar. Kendilerine yönetilen eleştirileri anlayışla karşılamaları yerine, küskünlük ve kırgınlık gösteriyorlar. Partilerinin bünyesiyle eleştirilerin sınırlı olmasını istiyorlar.

Siyasi parti ve örgütlerimiz, özellikle kendilerinin kamuoyu önündeki eleştirilere daha da olumsuz bakıyorlar ve sevmiyorlar.

Daha olumsuzu, eleştirilere üyelerinin hakaret etmelerine göz yumuyorlar. Eleştirenleri, kendi toplantılarına çağırmıyorlar? Daha ötesi kendilerini eleştirenlerin partilerine gelmemesini açıkça söyleyebiliyorlar.

Siyasi parti ve örgütlerimiz, birbirlerini eleştirmekten korkuyorlar. Bundan dolayı karşılıklı rekabet de yapmıyorlar. “Suya sabun dokunmaz “ bir anlayışla, günü idare ediyorlar. Kürt siyasilerinin partiler arasındaki farkları ortaya çıkarması zorlaşıyor.

                                              ******

Televizyonlarımız, dergi ve gazetelerimiz de farklı düşüncelere, ezber bozan düşüncelere kapalıdırlar. Onlar da siyasi partilerimiz gibi statükocudurlar. Vesayet altındadırlar. Bu vesayet sadece örgüt, parti, yönetim vesayeti değil. Aynı zamanda ideolojik vesayettir de.

Bundan dolayı da renkli, çoğulcu fikirleri barındıran, sarsıcı ve deprem yaratıcı düşüncelerin ortaya çıkaramıyorlar. Bunun için de rekabetçi programlar yapamıyorlar. Genel anlamda rekabetten korkuyorlar. Böyle olunca da entelektüel dünyaya ve muhalif kültüre de hizmet edemiyorlar.

Oysa ABD Federal Mahkemesi ve AİHM, sarsıcı, deprem yaratıcı olmayan görüşleri, fikirden saymıyor.

Diyarbekîr, 9 Şubat 2021