Akademisyenler değerlendiriyor: Kürtçe el yazmaları Güney Kürdistan'da bir merkezde toplanmalı
English Türkçe Kurdî
كوردی عربي فارسى

HABERLER GÖRÜŞ RAPOR SÖYLEŞİ EKONOMİ MULTİMEDİA YAŞAM SPOR KÜLTÜR/SANAT
×

Akademisyenler değerlendiriyor: Kürtçe el yazmaları Güney Kürdistan'da bir merkezde toplanmalı

Serpil Güneş (serpilgn74@gmail. com)

BasNews -  HDP’nin TBMM'de Türkiye kütüphanelerinde kaç tane Kürtçe el yazması eser bulunduğu yönündeki soru önergesine, Turizm ve Kültür Bakanlığı kütüphanelerde 25 Kürtçe el yazması eser olduğu şeklinde yanıtladı. Kürt araştırmacı , akademisyen ve yazarlara göre ise bu sayı bakanlığın belirtiğinin çok üzerinde.

HDP Van Milletvekili Murat Sarısaç, Cumhuriyet’in ilanının ardından uygulanan politikalar sonucu kaybolan Kürtçe elyazması ve eserlerin açığa çıkarılması için TBMM’de araştırma komisyonu kurulmasını istedi, ayrıca 6 ayrı yazılı soru önergesi verdi.

Türkiye Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Türkiye’deki 4 yazma eserler kütüphanesinde toplam 25 Kürtçe yazma eser bulunduğunu açıkladı. HDP Van Milletvekili Murat Sarısaç, verilen kodlarla kütüphane kataloglarından inceleme yapıldığında dil kısmında Kürtçenin yer almadığına dikkat çekti, “Kürtçe eser var; ama dili yok. Bu Kürtçenin kayıtlarda süren inkârıdır” dedi. Verilen listenin eksik olduğunu belirten Sarısaç, bir komisyon kurulması önerisinde bulundu.

Adları bilindiği halde bulunamayan eserlerle birlikte birçok Kürtçe elyazmasının hâlâ kayıp olduğunu belirten Sarısaç, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un yanıtlaması istemiyle verdiği önergesinde, “Türkiye’de bulunan kütüphanelerde tespit edilen Kürtçe el yazmalarının sayısı kaçtır ve bulundukları kütüphaneye göre isimleri nelerdir?” sorusunu yöneltti. Arşivlerde bulunan bazı Kürtçe eserlerin “Kürtler / Kürdistan” gibi kelimelerden dolayı çevirileri sırasında tahrif edildiği iddialarını da soran Sarısaç, kütüphane ve arşivlerde el yazmalarının tasnif edilmesi amacıyla istihdam edilen Kürtçe dil uzmanı sayısı hakkında da bilgi istedi.

Sarısaç’ın sorularına yanıt veren Kültür ve Turizm Bakanı Ersoy, Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı’na bağlı kütüphanelerde 25 adet Kürtçe yazma eser bulunduğunu, bu eserlerin ise Süleymaniye Yazma Eser Kütüphanesi, Millet Yazma Eser Kütüphanesi, Konya Yazma Eserler Bölge Müdürlüğü ve Ziya Gökalp Yazma Eser Kütüphanesi koleksiyonunda yer aldığını belirtti.

Görüşlerine başvurduğumuz Türkiye kütüphanelerinde araştırma yapmış Kürt akademisyen, yazar ve araştırmacılar, Bakanlığın açıkladığı sayının eksik olduğunu belirtiyor ve bu durumu  iki nedene bağlıyor: Birincisi, eski Kürtçe’nin Arapça alfabeler ile yazıldığı için kataloglara ya “Farsça” ya “Arapça” ya da “bilinmeyen bir dil” olarak geçmesi. İkincisi ise bazı kütüphanelerde bilinçli olarak Kürtçe eserlerin tahrif edilmesi.

Kimi yazar-araştırmacılara göre ise, Kürtçe el yazması eserlerin bir çoğunun Türkiye kütüphanelerine verilmediğini özellikle medreselerde kaleme alınan yazıların kişisel arşivlerde bulunması nedeniyle kayıt altına alınmaması.

Görüşlerini açıklayan konuya vakıf tüm akademisyen-araştırmacı-yazarın ortak görüşü, bu eserlerin toplanması için bir merkezde kurumlaşmaya gidilmesi. Kürtçe edebi yazı ve arşivleri derlenmesi ve koruma altına alınması. Akedemisyenlerin Kürtçe el yazmaları ve arşivlerin koruma altına alınması için işaret ettiği adres ise Kürdistan Bölgesi.

Müfid Yüksel: Kürtçe el yazmaları 200 civarında

Sosyolog araştırmacı,yazar Müfid Yüksel’e göre; Türkiye kütüphanelerinde bakanlığın bahsettiği gibi 25 eser değil, yürütülen çalışmalar doğrultusunda en az 200 civarında Kürtçe el yazması eski eser bulunuyor. Yüksel, sadece bakanlıklara bağlı kütüphanelerde değil, belediyelere bağlı kütüphanelerde de Kürtçe el yazması eserlerin bulunduğunu dile getiriyor.

Müfid Yüksel, Türkiye Kütüphanelerinde Kürtçe el yazması eser sayısının az olmasına ilişkin şunları belirtiyor: “Birincisi, birçok eser eski Osmanlıca, eski Farsça, Arapça diliyle yazıldığı için kayıtlara farklı şekilde kaydedilmiştir. İkincisi ise; bazı kütüphanelerde bu eserlerin bilinçli bir şekilde gizlenmesi ve farklı kaydedilmesidir. Bazı kütüphanelerde, Kürtçe olduğunu bilerek gizlemeleri söz konusu. Ayrıca bazı kütüphanelerde kayıtlı olan ama nereye gittiği belli olmayan eserler var. Kenan Evren döneminde İstanbul kütüphanelerindeki bazı kitaplar, özellikle Kürtçe kitapların alıp götürüldüğü bilgisi bize verildi. Evren döneminde ne kadar kitap götürüldü ve ne oldu bunun araştırılması, ortaya çıkarılması gerekir. Muhtemelen depolardadır. Bazı Kürtçe el yazması eserlere Edirne kütüphanelerinde  rastlıyoruz. Kürtçe Mevld-î Şerif, Nubihar gibi. Mesela Nubihar’ın, Hitayi’nin  ve Ehmedî Xani’nin eski nüshalarına Diyarbakır’daki bir halk kütüphanesindeki el yazmaları arasında rastlandı. Mem û Zin’in en eski nüshası Bağdat’ta bulundu. Bugüne kadar Ehmedi Xani’nin bizzat yazdığı el yazması eserlerine rastlanmadı maalesef. Mevlid-î Şerif’in  en eski Kürtçe nüshası Ankara Birlik Kütüphanesinde bulduk. Dolasıyla yalnız  Kürtçe olanlar değil ,  Arnavutça, Adiges(Çerkez)gibi diğer dillerin başına da böyle şeyler gelmiştir.”

 Kürtçe el yazmaların çevirileri yapılırken bazı tahrifatların yapıldığına da değinen Müfit Yüksel “Örneğin, Kültür Bakanlığı'nın bastığı Celalzade Nişancı Paşa’nın Selimname kitabında Latin harflere çevirilirken bir müdahalede bulunulmazken, günümüz Türkçesine yapılan çeviride bütün “Kürt ve Kürdistan” kelimeleri kitaptan ayıklanmıştır. Türk Dil Tarih Kurum kitapları yayınları dışında basılan kitaplarda bu tür tahrifler oldu. Kültür Bakanlığı’nın 90’lı yıllarda bastığı kitaplarda bu tür tahrifatlar çok oldu ancak, bu dönemde yapıldı mı bilmiyorum. Ben zamanında Kürtlere ait kısımların çıkarıldığına dair yazmıştım. Mesela Milli Eğitim Bakanlığı’nın bastığı  Katip  Çelebi’nin yazdığı Mîzânü'l-Hakk eserinde  "Kürt /Bilali Ekrat" gibi sözcükler çıkarıldı. Ancak tahrifat yapıldığında asılları elimizde olduğu için müdahale edebiliyoruz” ifadelerini kullandı.

Araştırmacı Müfid Yüksel, bu dönemde bu tür tahrifatların yapıldığına dair bir bilgisi olmadığını ancak, mevcut siyasi ittifakın eskiye dönme eğiliminde olduğuna dair endişelerinin bulunduğunu sözlerine ekliyor.

“Kürtçe el yazmalarının ortaya çıkarılması için bir kuruma ihtiyaç var”

Müfid Yüksel sadece Türkiye’de değil Irak, İran, Mısır gibi ülkelerin arşivlerinde de Kürtçe el yazmaları olduğunu bu eserlerin de araştırılarak ortaya çıkarılması gerektiğini belirtiyor.

Kürt enstitülerinin Kürtçe el yazmalarını ortaya çıkarma konusunda ciddi bir çalışması bulunmadığı eleştirisinde bulunan  Müfid Yüksel’e göre; bu kurumların ideolojik davrandığına işaret ediyor: “İdeolojik bir tutum içerisinde olan Kürt kurumları sol bir bakış açısı ile özellikle Arapça harflerle yazılmış metinlerle hiç ilgilenmiyorlar. Oysaki, son dönemlere kadar da Arap harfleri kullanıyordu. 1933’de her ne kadar Celadet Bedirhan ilk Latin harfleriyle Kürtçe metinler çıkarmış olsa bile, 1960-70’li yıllara kadar, hatta günümüze kadar hâlâ bölgede Kurmanci lehçesini Arap harfleri ile yazanlar var.”

Müfid Yüksel, Kürtlerde, Kürtçe eserleri koruma ve ortaya çıkarma bilincinin çok yetersiz olduğunu belirterek, “Yazmalar bölgede bilinçsizlik yüzünden yok oldu. Şex Xidir Aktifi’nin kütüphanesinde 700 kadar yazma eser olduğu belirtiliyor. O yazmaların bir çoğu Kürtçe. Bu eserlerin ne olacağı belli değil. Diyarbakır’daki  el yazması kütüphanesine teslim edilmesi gerekiyor. Hasan Keyf’e gittim. Eresi Camisi’nde dolaplarda bazı Kürtçe kitaplar bulduk. O kitapları kütüphaneye teslim etmek, kaydettirmek istedik, ama hırsızlıkla itham edileceğimiz kaygısıyla  alamadık. O kitaplar kayboldu mesela. Bu bilinçsizlik yüzünden bir çok eski medreselerdeki el yazması eserler kayboldu” şeklinde değerlendiriyor.

Kendisinin bir çok el yazması eserin peşine düştüğünü dile getiren Yüksel,  “Erken dönem Kürtçe el yazmalarını bulamıyoruz. Mesela Ehmedi Ciziri’nin İmamı gibi. Bunları araştırmak için ideolojik ve siyasi söylemlerden uzak bilimsel bir araştırmaya ve kurumlaşmaya ihtiyaç var. Bireysel çabalar oluyor ancak kurumsal çalışmalar olmayınca yetersiz kalıyor” dedi.

Müfid Yüksel, tüm ülkelerde Kürtlere ilişkin yazı, arşiv ve belgelerin toplanacağı bir merkezin kurulmasının önemine işaret ediyor.

Prof. Dr. Abdurrahman Adak: Bir çok el yazması bireysel kütüphanelerde tutuluyor 

Artuklu Üniversitesi Kürt Dili ve Edebiyatı Bölüm Başkanı Prof. Dr. Abdurrahman Adak, Kürt el yazmalarının sayısının Türkiye kütüphanelerinde az sayıda olmasının normal olduğunu çünkü, her şeyden önce Kürt el yazmalarının bir merkezde toplanmadığını belirtiyor: “Irak, İran, Suriye, Türkiye, Almanya, Rusya ve daha pek çok ülkede el yazmaları bulunuyor. Ancak daha çok Kürtler’in yaşadığı ülkelerde Kürtçe el yazması bulunmaktadır. Kürtçe el yazmaları bir merkezde toplanmadığı için dağınıktır. Türkiye kütüphanelerindeki Kürtçe el yazmaları daha çok 19. yüzyıl ve öncesine aittir. Son iki yüzyılda  yazılan el yazmalarının kahir ekseriyeti Türkiye kütüphanelerinde yer almıyor. 1850’lerden itibaren yazılan Kürtçe el yazması binlerce eser, kişilere ait özel kütüphanelerde tutuluyor. Bazı Koleksiyoncularda önemli miktarda eski el yazması eserler var. Irak Kürdistan’ındaki Abdulraqip Yusuf ve Ali Karadaği isimli koleksiyoncular bunlara örnek olarak verilebilir.

Tarihte Kürtlerin alimlerinin kurduğu medreseler, Osmanlı toplumundan ayrı olarak örgütlenmişti. Bu medreselerde kendi içerisinde bağımsız Kürtçe edebi çalışmalar yürütüldüğünden, bu eserler Kürtlerin elinde kalmıştır. Bu çok önemli bir nokta.”

Türkiye kütüphanelerinde sadece 25 Kürtçe el yazması bulunduğuna dair verilen bilginin yanlış olduğunu kaydeden Prof. Dr. Abdurrahman Adak, “Kürtlere ait eski el yazması eserlerin büyük çoğunluğunun kütüphanelerde olmadığı doğru ancak, belirlenen miktardan çok daha fazla eser kütüphanelerde” yorumunda bulundu.

Prof. Dr. Abdurrahman Adak, Türkiye kütüphanelerinde Kürtçe el yazmalarının “Farsça, Arapça, Hintçe, hatta bilinmeyen bir dil” adıyla kaydedilmesinden kaynaklı, bu sayının gerçeği yansıtmadığını kaydediyor. Yeniden kaydedilmesi ve araştırılması halinde bu sayının daha fazla olacağına işaret ediyor.

Türkiye Turizm ve Kültür Bakanlığı’nın verdiği listede Mem û Zîn, Melaya Cizîrî’nin Divanı'nın kimi nüshaları gibi bilindik eserlerin dahi yer almadığını kaydeden Prof. Dr. Abdurrahman Adak, “El yazmaları dışında, Osmanlı döneminde 1850’li yıllardan sonra basılan Kürtçe kitapların büyük kısmı da kütüphanelerde mevcuttur” şeklinde değerlendiriyor.

Bütün bu eserlerin tespit edilmesi ve gün yüzüne çıkarılması için uzman bir ekibin çalışma yürütmesi gerektiğine inanan Adak, sadece Türkiye’deki kütüphanelerde değil, Kürtlerin yaşadığı bütün ülkelerde, dünya kütüphanelerinde ve kişisel kütüphanelerde  böyle bir araştırmaya ihtiyaç olduğuna dikkat çekiyor.

Prof. Dr. Abdurrahman Adak Kürtçe eserlerin bir merkezde toplanması gerektiğine işaret ederek, “Kürtçe El Yazma Eserler Merkezi kurulmalı. Bu konuda biz bazı çalışmalar yürüttük. Diyarbakır’da Şarkiyatt Araştırmaları Derneği ismiyle bir dernek kurduk. Kuruluş amacından bir tanesi de bölgedeki el yazmalarını toparlamaktı. Kısmen de olsa bazı el yazmalarını topladık. Ancak, bu şekilde sonuç almak mümkün değil. Dünya genelinde özellikle de Kürtlerin yaşadığı tüm ülkelerde Kürt edebiyatını, tarihini ve eserlerini araştıracak, toparlayacak ve kayıt altına alacak bir merkezin kurulması gerekir.  Elbette tüm eserler, arşivler toparlanmalı ancak bu merkezin diğer bir görevi de Kürtçe el yazmaları toplamak olmalı. Bu hayati bir mesele” yorumunda bulundu.

Bu merkez için en uygun yerin Kürdistan Bölgesi olduğunu belirten Prof. Dr. Abdurrahman Adak, Erbil’deki Kürt Akademisi’nin bu konuda bazı çalışmalar yaptığını ancak çok yetersiz olduğuna dikkat çekiyor.

Prof. Dr. Adak Kürt maddi kültürünün ortaya çıkarılması açısından bu merkezin kurulmasının hayati olduğunun altını çiziyor.

Kürdoloji bilimi açısından, eski el yazmalarının derlenmesi için bir merkezin kurulması ve uzmanların yetiştirilmesinin zorunluluğuna vurgu yapan Adak, tüm dünya halklarının kendi kültür tarihlerini yazarken, el yazma eser bilimi üzerine araştırmalar yaptığını belirtiyor: “Kürtlerin eski tarihte fen ve sosyal bilimlere ilişkin çok fazla Kürtçe araştırmaları olmadı. Bilim, astronomi, sosyoloji,  felsefe gibi alanlarda Kürtçe az eser yazılmıştır. Ağırlıkta Kürt dili, edebiyatı ve inançları üzerine el yazmaları vardır. Var olan önemli miktardaki bu el yazmaları Kürtler açısından çok kıymetli."

Kadri Yıldırım: HDP’ye günaydın!

Öte yandan HDP Siirt eski Milletvekili ve akademisyen Kadri Yıldırım ise, Türkiye kütüphanelerinde 25’ten daha fazla Kürtçe el yazması eser olduğunu belirterek “Bu kadarından daha fazlası sadece Konya Kütüphanesinde vardır. Tasnifi yapan uzmanlar muhtemelen Kürtçe bilmiyorlar. Bu bağlamda Arap harfleriyle yazılmış Kürtçe eserleri ya Arapça ya da Farsça diye kaydediyorlar.Kısmen bilinçli olarak, kısmen de Kürtçeye hâkim olmayışlarından kaynaklanmaktadır” şeklinde yorumluyor.

HDP Van Milletvekili Murat Sarısaç’ın Kürtçe elyazması ve eserlerin açığa çıkarılması için TBMM’de bir araştırma komisyonu kurulması yönündeki önerisini ise Kadri Yıldırım şu şekilde değerlendiriyor: “Ben "günaydın!" diyorum. Ben bu partinin 26. Dönem parlamenteri iken “Bir dil komisyonu kuralım” diye üç yıl yalvardım. Söylediklerimi hiç dikkate almadılar. Parlamento'daki partilerin bazı milletvekilleri ve parlamento muhabirleri kendilerine mecliste Kürtçe kurs verme talebinde bulundular. Ben de buna binaen meclis başkanlığına Kürtçe bir dilekçe verdim. Ama benim partimin yetkilileri dilekçemi bile takip etmedi. Ben bunu basın yayın yoluyla eleştirince de bana kızıyorlardı, "niye eleştiriyorsun" diye.

O komisyon kurulsaydı çok önemli işler yapacaktık. Şimdi komisyon kurulsa bile bu dönemin vekilleri içinde iki üç arkadaştan başka Kürtçeye hâkim kaç kişi var ki!”

“Kürt Dili ve Edebiyatı bölümleri olan üniversiteler inisiyatif almalıdır”

Akademisyen Yıldırım Kürtçe el yazması eserlerin ortaya çıkarılmasına ilişkin Kürt Dili ve Edebiyatı bölümleri olan üniversitelerin inisiyatif alması gerektiğini belirterek, “Bugünün şartlarında onlardan da ümit yok. Bu bölümler yüksek lisans ve doktora tezlerini bile Kürtçe değil, Türkçe yapıyorlar. Benim bir zamanlar başkanı olduğum Mardin Artuklu Üniversitesi Kürdoloji Birimi bir şeyler yapabilirdi ama, benim bu birime aldığım kaliteli hocaların çoğu bundan önceki rektör tarafından ihraç edildiler. Kadrom bu birimde olmasına rağmen rektör beni de kadroma vermedi, başka bir bölüme verdi. Oysa meclisten geçen yasaya göre; akademisyen olan milletvekilleri ayrıldıkları üniversitelerine döndükleri zaman kayıtsız şartsız kendi kadrolarına verilmelerini hükme bağlıyor. YÖK bu konuda rektörleri uyarmasına rağmen bizim rektör YÖK'ü de dinlemedi. Biz de boynumuzu bükmek zorunda kaldık.

Ben partimi Dil Komisyonu ve diğer bazı meselelerde eleştirince bu eleştirileri dikkate alıp gereğini yapmak yerine, çareyi beni bir daha aday göstermemekte buldular” şeklinde değerlendirdi.