Kürt sorunu neden çözülemiyor?
English Türkçe Kurdî
كوردی عربي فارسى

HABERLER GÖRÜŞ RAPOR SÖYLEŞİ EKONOMİ MULTİMEDİA YAŞAM SPOR KÜLTÜR/SANAT
×

Kürt sorunu neden çözülemiyor?

Zeynel A. Göçer
Üniter devlet yapıları ve şöven milliyetçi zihniyetler ulus ve azınlıklar sorununun temelini oluşturmaktadır.
Ulus kimlik sorunlarının karşısında , kürtlerin  birinci dünya  savaşından önce gönüllülük  temelinde Osmanlı güçlerine katılmaları, ortak dinlerinin müslüman olmaları, Osmanlı - Rus savaşında dini duyguların egemen olması nedeni ile Osmanlı adına ön cephede savaşması, Ermeni tehcirinde indirek de olsa kullanılmaları, Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşunda ortak vatan diye verilen sözlerin tutulmaması, 2. Dünya savaşında dört  parçaya bölünmesi , Emperyalist güçlerin ortadoğudaki çıkarlarına dayanan tercihlerinde kürtlerin seçenek olamaması,yeterli diplomasi yeteneğine sahip olamamsı, vb.vb etkenler 50 milyonluk kürtleri bugüne kadar statüsüzlük girdabından kurtarmamıştır.
1946 da İranda ki 6 aylık Muhabad  kürt cumhuriyetini saymasak, Saddam Hüseyin’in Irak  Devlet başkanlığından tasfiye edilmesinden sonra oluşan boşluktan yararlanan ve Emperyalist devletlerinde bölgede güvenli bir bölge oluşturma çabası ile çakışan Güney Federe kürt Devletinin dışında son yüz yılı aşkındır kürtler, bir statü elde edememiştir. 
Kürtlerin dört farklı ülke tarafından bölünmesi ve parçalanılaması ,  Kürdistan sorununu daha da komplike ve girift bir hal almasına neden olmuştur .
Bu yazı da esas üzerinde durmaya çalışacağım konu Türkiye Kürtleri ile ilgili olan kısmı olacaktır.
Türkiye cumhuriyetinin kuruluşundan bu yana her kürt isyan veya başkaldırısında yüzbinlerce insan yaşamından olmuş ama sorunun demokratik çözümü halen gerçekleştirilmediği gibi,” düz ovada siyaset “ anlayışı da rafa kaldırılıp, savaş ve şiddet şehirlere indirilmiştir.
Bir dönem önce şehirlere kadar inen şiddet ve çatışmalar , Sur, Cizre , Silopi  gibi ilçeler de  deyim yerindeyse taş üstünde taş kalmamıştır.
yerel gözlemcilere göre bu il ve ilçelerde 3 ile 5 bin arasında Kürt’ün  bu dönemde öldürüldüğü belirtilmektedir.
PKK nin 1984 yılında başlayan silahlı mücadelesi tarihe 29. Kürt ayaklanması olarak geçmektedir.
Yaklaşık 40 yıldır devam etmekte olan ve şu ana kadar sivil halk, gerilla, polis , asker , özel kuvvetler vb toplamda 70-80 bin civarında insanın ölümüne , milyonlarca insanın yerinden toprağından kopup metropollere göç etmesine ve ekonomik olarak da ciddi maddi kayıplara yol açmıştır.
1978 yılında kurulan ve kürt sorununun çözümüne yönelik radikal söylemlerle siyaset sahnesine giren   PKK 1999 yılına kadar en radikal söylem ve istemleri savunmuştur.
Başka siyasal yapılar da silahlı mücadeleyi savunsa da , PKK “ Bağımsız  Birleşik Kürdistan “   şiarıyla 1980 sonrası kürt coğrafyasında en kitlesel yapı olmayı başarmıştır.
PKK kürt siyasetinde etkin olmak için Şiddeti ve silahlı mücadeleyi esas alıyordu.
Bu nedenle diğer kürt örgüt ve partilerine karşı daha güçlü ve kitlesel olmak içinde silahlı mücadeleyi savunmayan , kürt sorununun  demokratik barışçıl çözümümden yana olan  neredeyse tüm kürt sol örgütlerini “pasifist, Reformist ve oportonistlıkle “ suçlamıştır.
1980 öncesi bir çok örgüt gibi PKK de diğer örgütleri  siyasal rakip olarak görmüş, şiddeti diğer örgütlere karşıda zaman zaman kullanmıştır.
Dönem değişmiş , sovyetler dağılmış,  “ somut koşulların somut tahlili” anlayışından hareketle  PKK ‘de stratejisinde önemli değişikliklere gitmiştir. PKK Bağımsız birleşik Kürdistan anlayışını terk etmiş , salt Kuzey kürdisatanda değil, dört parça kürdistanda Devlet anlayışını savunmadığını belirtmektedir.
PKK nin tüm yetkili yöneticileri zaman zaman yaptıkları açıklamalarda bir Kürt Devleti anlayışına karşı olduklarını belirtmektedirler. Hatta PKK başkanı Abdullah Öcalanın Imralı savunmalarında “ kürtlerin ayrı  bir devlet, federasyon, özerklik vb statüye gerek olmadığını , Atatürk kültür milliyetçiliği doğru tanımlanırsa, kürtlere de yer var demekteydi .
PKK ; Bağımsız Birleşik Kürdistan savunusundan  , günümüz de , Demokratik cumhuriyet” anlayışına  gelmesine rağmen , silahlı gerilla güçlerini korumaya devem etmektedir.
Akabinde kurulan HDP  “ Demokratik Cumhuriyet “ sloganı ile , bir çok ulus ve azınlık kimliklerini bir arada bulundurarak 6,5 milyon oy almış, 80 milletvekili ve 130 ‘a yakın  belediye kazanarak  geniş bir temsiliyet hakkı elde etmiştir.
Her devletin  ve örgütün neyi nasıl savunacağı tabiki kendi yetkili organlarının tasarrufundadır ama, Yandaş olma kaygısı taşımayan , maddi ve manevi olarak bir beklenti içerisinde olmayanlar ve vatandaş olarak sürekli bedel ödeyenler sormaktan ve sorgulamaktan da çekinmemelidir.
Şimdi sorulması gereken soru şudur; Türkiye yi yöneten devlet aklı kürtlerin özel  bir statü istemeden “ Türkiyenin Demoktikleşmesi veya Demokratik Cumhuriyet “ anlayışını  savunan kürtleri niye görmezlikten gelmektedir?
Devlet Aklı,  kürtlerin statü istememezliğini yetersiz görüp, Kürt’ün kendisine tahammül etmeyip, Kürtlerin ulus kimlik haklarından istifa edip, Kürt olmadıklarını teyid eden  Noter onaylı belgemi beklemektedir?
İkinci soru ise PKK ye sorulmalıdır; Demokratik cumhuriyet anlayışının gereği olan Legal demokratik siyaset iken, niçin halen silahlı güç bulundurma ihtiyacı görmektedir?
“Demokratik Cumhuriyet “ istem ve taleplerini tüm baskı,gözaltı ve kısıtlamalara rağmen, ısrarla sürdüren HDP den daha ileri düzeyde PKK neyi savunmaktadır?
İdda sahibi örgütlerde ideolojik savunular ve  pratik eylemliliklerin bütünlüğü ve tutarlılığı gözetlenir. Bu bütünlüğü ve tutarlılığı sağlayabilen yapıların istikrarından bahs edilebilinir, tersi durum ise, çeşitli manüplasyonlara  ve soru işaretlerinin oluşmasına neden olur.
Gerek devletlerin gerekse de örgütlerin Savaş, şiddet, kaos ortamı yaratmak ve bunun sürekliliğini sağlayan bir avuç oyun kurucusunun dışında geniş halk yığınları için savaş ve şiddet hep kan ,gözyaşı ve yıkım olmakla birlikte, demokratik alanda  siyasetin de zeminini bombalamaktır . Günümüzde olan tamda bu durumdur.
Sonuç olarak;
Yazının başlığına yeniden  dönecek olursak, “kürt sorunu neden çözülemiyor”  sorusunu, Kürt sorunu neden çözülmek istenmiyor? biçimi ile sormak sanırım daha yerinde olacaktır.
Rivayete göre , dönemin Birleşik krallık başbakanı  Winston Churcill  söylemi olan “iki şeyin arka planını bilmemek daha iyidir ;
1- Sosis yapımını,
2 - Siyasette perdenin arkasında oynanan oyunlarını , “ demiştir.
Farklılıkları çoğulcu kültürün bir parçası olarak gören , sorunlar karşısında adil , demokratik barışçıl çözümlerin tek seçenek olduğu yarınlar dileği ile...

Zeynel A. Göçer