Dere: Biden’ın seçilmesi muazzam bir gelişme ama Kürtlerin üzerine düşen ödevler var
English Türkçe Kurdî
كوردی عربي فارسى

HABERLER GÖRÜŞ RAPOR SÖYLEŞİ EKONOMİ MULTİMEDİA YAŞAM SPOR KÜLTÜR/SANAT
×

Dere: Biden’ın seçilmesi muazzam bir gelişme ama Kürtlerin üzerine düşen ödevler var

Özel röportaj: Serpil Güneş

BasNews - ABD’nin yeni başkanı Joe Biden seçmesinin yankıları ve dünya siyasetine olası etkisine ilişkin tartışmalar sürüyor. Joe Biden’ın ABD’nin 46’ıncı başkanı seçilmesi Kürt kamuoyunda da yoğunca tartışılan gündemler arasında.

Joe Biden ile birlikte ABD’nin Ortadoğu’da özellikle Kürtlere yönelik politikaları merak konusu.

BasNews’e yeni ABD yönetiminin olası Kürt politikasının nasıl şekilleneceğini değerlendiren Kürt gazeteci-yazar Aydın Dere, Joe Biden’ın seçilmesinin Kürtler açısından muhteşem bir gelişme olarak görüyor. Ancak, Kürtlerin de yerine getirmesi gereken ödevler olduğunu söylüyor.

Aydın Dere’ye göre, Kürtlerin kendi aralarında katiyen anlaşmaları, uluslaşma çaba içerisinde olmaları, ABD’ye uzun vadede devlet olabilmekte güven vermeleri, demokratik ve seküler olmaları gerekiyor.

ABD yönetiminin İran’a yönelik politikalarını sertleştireceğini ve Türkiye’yi frenleyeceğini dile getiren Aydın, Kürtlerin bu dönemeçte kendi üzerine düşeni yapması gerektiğini belirtiyor.

-4 yıllık Trump yönetimi sona erdi. Trump’ın iktidarda olduğu  süreçte Kürtler dört parçada ne tür kazanımlar elde etti veya kaybetti? Kürtler ve ABD’nin çıkmazları nelerdi?

4 yıllık Trump süreci Obama sürecinin devamıdır. Amerikan Başkanlık sisteminde Başkan’ın bir takım özel yetkileri olsa da sınırlıdır çünkü, devlet mekanizması yerine oturmuş kurumlar üzerinden yönetiliyor. Örneğin, Pentagon’un her ülke birimi var. Ülke verileri merkezde ülke çıkarları ve bilimsel verilerle değerlendirildikten sonra uygulanmak ya da dikkate almak için Beyaz Saray’a gönderilir. Bu durum ülkelerin hacmine ve önemine göre değişir ve ülke çıkarları esas alınır. Örneğin, Suudi Arabistan yönetimi asla benimsenmez fakat raporlar kısmen bilimsel verilere de dayandığından ötürü ülkenin içişlerine, onun demokratik muhtevasına çok dikkat edilmez. Çünkü sosyal, siyasal ve kültürel değişimlerin iç sosyolojik dinamiklere bağlı olduğunu bildikleri için Suudi’yi güç olarak eksenlerinde tutmayı yeğlerler. Bu durum Kürdler ve Türkiye için de geçerli. Obama yönetiminden beri Türkiye’nin Kürd halkına karşı adeta soykırımcı bir politika izlediklerini görmüyor, bilmiyor değiller.  Fakat muhtemel raporlar Kürdler somut ve net ulusal bir politika izliyor mu, ABD’ye dostlar mı, Batı düşmanı mı, değiller mi, davalarında ciddiler mi değiller mi, ya da davalarını Türkiye’nin bir demokrasi ve Türkiye’nin bir içişleri sorunu olarak mı görüyorlar? Bu tutumlara göre durum değişiyor ve Kürdlere yatırım yapmanın, onlar üzerinden hesap yapmanın çok önemli, dahası kazançlı bir yatırım olup olmadığı sonucuna varıyorlar.

Kuşkusuz bunun jeopolitik ve ticari boyutları da var. Örneğin Türkiye’nin sürekli Avrasyacılığı oynaması onun jeopolitik önemini göstermekte. Diğer yandan Kürdleri de kapsayan 83 milyonluk bir pazar. Bunları Kürdlere tercih etmesi için ciddi sebeplerin olması lazım. Örneğin Irak’ta neden Federasyon yarattılar? Çünkü hesaplar bunu gerektirdi ve bu projede Kürdlerin de kendilerine dost olduğunu bildikleri için Kürdleri hesaba kattılar. Rojava’da durum çok farklı olmadı. Örneğin, YPG-PYD ısrarla anti-Amerikancılık yapsalardı Türkiye’ye göz yuma bilirlerdi. Hatta Efrin’nin işgalinde ABD’nin çekimser kalması tamamen Efrin Kantonunun Rusya’yı kendisine hami yapmasından kaynaklandığını söylemekte hiçbir sakınca görmüyorum. Kuşkusuz bunda Adana Mutabakatı ve benzeri faktörler rol oynasa da belirleyici değildir. Adana Mutabakatı şu demektir: Suriye ile yıllar önce “Teröre karşı” yapılan bir antlaşmadır. İki devlet antlaşması olunca bu Birleşmiş Milletler nezdinde geçerli uluslararası bir antlaşma anlamına gelmekte. Maalesef bir de bakıyoruz dağlara bile Öcalan resimleri çizilerek, sanki Adana Mutabakatından kaynaklanan saldırıya adeta gerekçeler hazırlanmış, diğer yandan Rusya ile ilişkiler… Türkiye’nin PKK hakkında ABD ve NATO’ya sunduğu raporlarda PKK yöneticilerinin ABD karşıtı söylemlerinden oluşan dosyalar vs. derken kuşkusuz ABD hele hele Trump gibi aşırı anti-komünist bir yönetim Türkiye’ye göz yummasını sağlayan başlıca faktörlerdendi.

Açıklama yok.

-ABD seçimlerinde Joe Biden’ın başkan seçilmesi ve geçmişte Kürtlere ilişkin konuşmaları Kürt kamuoyunda büyük bir heyecan yarattı.  Sizce Biden’ın başkan seçilmesiyle ABD’nin özellikle Rojava ve Güney Kürdistan politikası nasıl olacak? Biden Başkan Barzani’ye “Kürt devletini göreceğiz” demişti. ABD’nin Kuzey Kürdistan’daki Kürt politikası nasıl olur? PKK’ye karşı ABD yönetiminin tutumunda bir değişiklik olur mu?

Joe Biden’nin Başkan seçilmesi Kürd halkı açısından muhteşem bir gelişme fakat, Kürdlerin ev ödevleri var. Birincisi; aralarında katiyen anlaşmaları, uluslaşma çabaları, ikincisi; ABD’ye uzun vadede devlet olabilmekte güven verebilmeleri, üçüncüsü; demokratik ve seküler olmaları. Bunlar olmadan dünyanın % 30 askeri ve ekonomik gücüne sahip ABD’nin deyim yerindeyse Kürdlerle zaman kaybetmeye tahammülü olamaz. Kürdler sürekli hep başkalarından bir beklenti içinde fakat kendileri gerekeni yaptılar mı, yapıyorlar mı?

Devlet ilişkilerinde duygular ve dostluklar olmaz, hele hele kardeşlikler hiç olmaz. Bu basit kavramlar artık hayvan pazarında bile olmaz. “Ya biz kardeşiz devenin fiyatını bir yüz dolar daha düşür de alayım” falan ile olmaz. İlişkiler tamamen jeopolitik, askeri ve ekonomik çıkarlara göre ayarlanıyor. Özellikle seküler olmak, yani çağın gerekli politikalarına uymak ve uluslararası hukuku çok ciddiye almak gerekir. İran ve Türkiye bile büyük güçlerle ittifaka ihtiyaç duyuyorlarsa Kürdler çok daha fazla duymalı. Savaşlar BM hukuku ve askeri-hava sahaları üzerinden gerçekleşiyor. Hava sahan yoksa piyade silahı ve yalın ayak tek başına bir savaşı kazanmak asla bir mümkün olamaz. Fakat Başur ve Rojava’da olduğu gibi örgütlü ve organizeli olmak fakat başarı için uluslararası destek almazsa olmazdır.

ABD’nin Rojava’da savaşanların ezici ağırlıkta PKK’li olduklarını bilmiyor değildi. Çok ciddi ve belirleyici askeri ve siyasi destek verdi. PKK’nin çok daha seküler yönde değişebileceğini umuyor ya da böyle bir şans verdi kanısındayım. Bunun çok iyi değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu ne demektir?

Birincisi; Kuzey’de sorununu Türkiye’nin içişleri-demokrasi sorunu olarak görmemesi, çağdaş bir ulusal hareketi olması. İkincisi; İran ve Haşdi-Şabi ile ilişki ve işbirliğinde olmaması  (Mutlak böyledir demiyorum fakat ABD böyle görüyor). Üçüncüsü; Başur ile ulusal temelde iyi ilişkilerde olması, içişlerine karışmaması, oranın yerel hukukuna saygılı olması.

Dikkat ederseniz son gerginlikte bir Peşmerge’nin öldürülmesinde ABD ve Fransa PKK’yi kınadılar, çünkü bu durum salt bir olaydan kaynaklı değil, bu onların aynı zamanda siyasal tavrıdır da. Peki, bu PKK’nin ya da Kürd halkının çıkarlarına uygun olabilir mi? Kuşkusuz değil. PKK Kürd halkının bir devasa partisidir, onun seküler ve dünyada siyasal ve askeri tavırları belirleyici olan güçlerle müttefik olabilmesini başarması hem parti hem de Kürd halkı için çok yararlı olacaktır. PKK, bunları başarmaz ise ne olur? Maalesef bu durumda başarı ve gelişme sansı göremiyorum. Biden Kürdlerin dostu olsa da NOTO’ AB ve ABD’nin temel politikalarından taviz vermesi asla düşünülemez.

Kürtler ABD’nin yeni yönetimi sürecinde nasıl bir politika izlemeli?

Obama ile Başur, devamında Rojava savaşının son yarısında Trump Rojava’da ABD’nin onun kamuoyunun Rojava’ya olan muazzam desteğini kısmen frenlediyse de Başkan Biden ile bu desteğin daha güçlü süreceğinden eminim. Ayrıca İran’a karşı çok daha sert politikalar izlenecektir. Irak’ın üçe bölünmesi mümkün olabilir fakat, bu haliyle mevcut durumda istikrarlı olamazsalar üçe bölünebilir. Türkiye bir NATO üyesi olsa da Erdoğan ile Türkiye’nin kabaran sicilinden ötürü daha çok sert tavırların alınacağını düşünüyorum. Özellikle Türkiye’nin cihadist terör örgütlerine hamilik yapması bardağı taşıran damlalardandır.

Tüm bunlar aslında Kürd hareketine muazzam fırsatlar sunuyor fakat değerlendirip değerlendirmemek kuşkusuz kendilerine kalmış. Biden, Rojava’da çok daha ulusal temelde bir yapılanma ve Başur(Güney Kürdistan) ile daha yakın ilişkilerin gelişmesini destekleyeceği kanısındayım.