İdealist bir doktora veda ederken
English Türkçe Kurdî
كوردی عربي فارسى

HABERLER GÖRÜŞ RAPOR SÖYLEŞİ EKONOMİ MULTİMEDİA YAŞAM SPOR KÜLTÜR/SANAT
×

İdealist bir doktora veda ederken

Mücahit Özden Hun

Son iki hafta içerisinde Türkiye’de yedi doktor, Covid-19 nedeniyle aramızdan ayrıldılar. Bunlardan sonuncusu, Ankara Etimesgut Şehit Sait Ertürk Devlet Hastanesi’nde görev yapan Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Nevruz Erez oldu. 31 Ağustos tarihinde Covid-19 nedeniyle hayatını kaybettiği haberini alınca çok üzüldüm. Bu üzüntümün iki nedeni vardı:

Birincisi; Merhum Dr. Nevruz Erez, Covid-19 salgını boyunca hastalarının yanından ayrılmamış, Hipokrat yeminine bağlı kalmıştı. Bir virüsün,  binbir zorluğa direnerek kariyer basamağında ilerlemiş bir değeri aramızdan alıp götürmesi kabul edilemez bir durumdur. Dr. Nevruz’un vefatı bu kadar ucuz ve erken olmamalıydı. Tecrübe ve hizmet şevkinin en yüksek olduğu günleri yaşıyordu. O’na insanlık daha uzun yıllar ihtiyaç duymaktaydı.

İkincisi; Merhum Dr. Nevruz Erez hemşerimdi. Iğdırlıydı. Çocukluk yıllarımdan beri kendisini tanıyordum. Ablam Süheyla Aksoy’la Lisede sınıf arkadaşıydı. Beraber ders çalıştıkları bir grupları vardı. Sık sık bu grup evimizde toplanır, geniş salonda ders çalışırlardı. Ortaokul öğrencisi olarak ben de arada bir onlara yakın gider, konuşmalarına kulak kabartırdım. Üzerimde bıraktığı izlenim oldukça etkileyiciydi.  Kendisine özgüveni oldukça yüksekti. Matematik sorularına hâkimiyeti mükemmeldi. O yıllar kim Lise birincisi olsa istediği tercihi kazanabiliyordu. Lise son sınıf öğrencileri arasında rekabet hat safhada olduğu için kıskançlık da kaçınılmaz olarak ortaya çıkıyordu ama genç Nevruz,  oldukça mütevazı ve yardımseverdi. Liseyi birincilikle bitirdi. Eğitimine Hacettepe Tıp Fakültesinde devam etti.

Merhum Dr. Nevruz Erez, her büyük zekâ gibi kendisine bir hedef koyar. Bu hedeflerinden birisi de siyasette yükselmek istemesidir. Milletvekili olmak gönlünden geçmiş, aday olmuştu. Bu O’nun doğal hakkıydı ve Iğdır’ı Parlamento’da başarıya temsil etme yeteneğine fazlasıyla sahipti. Ancak Iğdır’da siyaset zümrecilik (Azeri-Kürt) yapmadan veya arkasına Mafya tipi güç odaklarını almadan yapılamaz. Dr. Nevruz, ilk adaylığı sırasında siyasetin bu acımasız yönüyle tanışınca hayal kırıklığı yaşar. İlk şoku üzerinden atması kolay olmaz. Yıllar sonra Başhekim olarak tekrar Iğdır’a döner. Daha önce aday olduğu için Iğdır’a dönüşü belli çevrelerde rahatsızlık yaratır. Zümrecilik yapmayan (ailesi Azeri kökenliydi), belli mafya gruplarından uzak duran veya onların isteklerine boyun eğmeyen yapısı bu kesimde huzursuzluğu artırır. Belli medya çevreleri Dr. Nevruz Erez hakkında karalama kampanyası başlatırlar ve etkili de olurlar. Siyasi kulisler harekete geçer, komplolar hazırlanır, Dr. Nevruz Erez görevinden alınır. Çok geçmeden bu kez Iğdır İl Sağlık Müdürü olarak görev üstlenir. Belli çevrelerin rahatsızlığı tekrar devreye girer, bu görevinden de uzaklaştırılır. Bu siyasi manevraların Dr. Nevruz Erez’in cesaretini kıramadığını biliyorum. O her zaman üçüncü yol yani zümrecilik ve mafyanın olmadığı yolda ilerlemeye inat eder. Bir zaman için tekrar Ankara’da görev yapmayı uygun bulur. İşte bu son görevi sırasında yakalandığı Covid-19 hastalığı nedeniyle aramızdan ayrılıp ebediyete intikal etti. Ayfer Erez’in eşi, Bertan Erez ve Berna Erez Yiğit’in babası Dr. Nevruz Erez’e Allah’tan rahmet diliyorum.

2002 yılında yayımladığım IĞDIR SEVDASI kitabımda Merhum Dr. Nevruz Erez’e de yer vermiştim. O yıllar Ankara’da görev yapan Dr. Nevruz Erez’le muayenehanesinde kısa bir söyleşi yapma şansı bulmuştum. Iğdır’ımızın nadiren yetiştirdiği dürüst, çalışkan, yardımsever bu güzel insanla yaptığım söyleşiyi burada kendi ağzından olduğu gibi okuyucularımın dikkatine sunmak isterim.

Iğdır Sevdası kitabında merhum Dr. Nevruz Erez (2001)

“1955 Iğdır Koçkıran (Dize) köyü doğumluyum. Babam Sadık Erez, 1959 yılında Almanya’ya giden ilk göçmen işçi kafilesi içinde yer almıştı. Bu nedenle daha çok annemin özel çaba ve emeğiyle okul hayatımız mümkün oldu. İlkokulu köyde, ortaokul ve liseyi de Iğdır’da okudum. Liseyi birincilikle bitirip Hacettepe Tıp Fakültesine girdim. Erzurum, Kars ve Iğdır Devlet ve Üniversite hastanelerinde hekim ve başhekim olarak görev yaptım.

Lise yıllarında derslerimi ciddiye alıyordum. Özellikle son sınıfta öğrenciler arasında “Kim birinci olacak?” şeklinde bir yarış havası vardı. O yıllar lise birincisinin giriş puanına ek olarak bir başarı puanı ekleniyordu. Bu yarışa Ali Asker Aşırım ve Leylagül Kaya’nın dâhil olduğu üç kişilik bir grupla hazırlanıyordum. Her gün beraber oluyor ve birlikte ders çalışıyorduk. Lise bitirme sonuçları açıklandığında ben birinci, Leylagül Kaya ikinci ve Ali Asker Aşırım da üçüncü sırada mezun olduk.

İçinde bulunduğum çevre itibarıyla daha çok sol düşüncenin ağır bastığı bir kimlikle büyüdüm. Politikaya geleneksel anlamda olmasa da ilk gençlik yıllarımdan beri ilgi duyuyor ve hatta “2000’li yıllara doğru milletvekili olacağım” diye kendime bir hedef de koyuyordum. Nitekim mezun olduktan sonra meslekimi icra için yer tercihini yaparken bunun politik kariyerim ve hesaplarımla uygun olmasına özen gösterdim. Iğdır Devlet Hastanesi başhekimliği görevini üstlenerek hem halkıma hizmet vermek hem de milletvekilliğine kendimi hazırlamak istedim. Bu amacıma kısmen de olsa ulaştım. 1999 seçimlerinde DYP’den liste birincisi olarak seçime katıldım. Politikanın ne kadar farklı bir alan olduğunu anlamama fırsat veren manevralar ve küçük hesaplar yüzünden istediğim sonucu alamadım. Bu hayal kırıklığıyla Iğdır’ı bir daha dönmeyecek şekilde 1999 yılının 19 Nisan günü terk ettim.

Iğdır ve Kars insanının kimlik kompleksi var. Sakin zamanlarda bu kompleks kendisini belli etmez, ama ne zaman seçim havası doğsa insanlar “Azeri, Kürt, Terekeme, Karapapak, Yerli” diye gruplaşmalar içinde birbirlerine saldırırlar. Mantık ve sağduyu kaybolur onun yerine duygusal kimlik kavgaları geçer. Iğdır insanının bu kimlik kompleksine ek olarak bir de “hemşerilik kompleksi” var. Bunu şöyle açıklamak isterim. Eğer Iğdır’dan uzakta bir yerde önemli bir kurumun başında görev yapıyorsanız, hemşerileriniz sizden, “Yaman adam be! Helal olsun!” diye övgüyle söz eder ve değer verirler. Ancak onların içine girip haşir neşir olduğunuz zaman bu saygı kaybolur onların gözünde sıradan birisi olursunuz. Hâlbuki siz onlara yakın olma ve hizmet vermek gibi idealist bir düşünceyle hareket ediyorsunuz.

Eğer 1992’den itibaren Iğdır yerine Erzurum Devlet Hastanesi başhekimliği görevini kabul edip yürütseydim, uzakta olduğum için hemşerilerimin gözünde değer kazanacak belki de gelip beni zorla milletvekili yapacaklardı. Ama onun yerine ben kendi isteğimle bölgeme gidip 6 yıl başhekim olarak hizmet verdim ama sonuçta haşir neşir olmam nedeniyle onların gözünde değerim azaldı. Iğdır’ın bu dengesiz ikili karakteri sosyolojik bir fenomen olarak dikkatimi çekti fakat bunun bedelini de pahalıya ödedim.

Iğdır bölgesinden milletvekilliğine adaylığını koyan birisi için üç yol vardır: Ya zümre milliyetçiliği yapan bir partiden aday olmak, ki bu durumda adayın fazla zahmete katlanmadan evinde oturup keyfine bakması yeterlidir. İtiraf edeyim zümre milliyetçiliği yıllardır başarılı şekilde kendisine oy toplayabiliyor. Düşünün Halfeli köyündeki bir seçmenin halini. Ailesinin üç ferdini bizzat kendi elimle ameliyat etmişim, hizmetimi her yönüyle tam ve mükemmel olarak kendisine sunmuşum, bunu yaparken onu insan olarak sevmenin ötesinde hiçbir ayrımcılık duygusu taşımamışım ve bir gün, “Benim nasıl bir insan olduğumu artık bildiğini” ümit ederek kapısına gidip oyunu istediğimde, “Vallahi bizimkiler de var!” diyerek zümreci bir partinin arkasına takılmasını mantık ve sağduyuyla  açıklamak çok zor. Ya siyaset arabulucusu ayaktakımıyla oturup kalkması ve onların sonu gelmez komplekslerini doyurması gerekir.

Sayıları 150-200 geçmeyen bu iflah olmaz güruh her yere girip çıktıkları için sanki sayıları çok daha fazlaymış gibi bir izlenim bırakırlar. İhtirasları ve cepleri asla doymaz. Ya da benim gibi üçüncü yolu benimseyenler, yani ne zümrecilik ne de politika cambazlarıyla yüz göz olmadan halkla doğrudan ilişkiye geçenler. Doğrusunu isterseniz en sonuncusu en zoru çünkü yıllardır devam edip gelen bir anlayışa karşı gelmek çok yorucu.”