Uzmanlar değerlendiriyor: Erken seçim kapıda!
English Türkçe Kurdî
كوردی عربي فارسى

HABERLER GÖRÜŞ RAPOR SÖYLEŞİ EKONOMİ MULTİMEDİA YAŞAM SPOR KÜLTÜR/SANAT
×

Uzmanlar değerlendiriyor: Erken seçim kapıda!

Serpil Güneş

BasNews – Türkiye’de AK Parti hükümetinin Ayasofya Müzesi’nin yeniden camiye çevirmesi, Karadeniz’de yeni gaz rezervlerin bulunması müjdesi gibi gelişmeler birçok çevre tarafından erken seçime bir hazırlık olarak değerlendirildi.

Birçok siyasi uzman ve yorumcuya göre, erken seçim öncesi AK Parti hükümeti bir kaç adım atacak. Ayasofya Müzesi’nin yeniden camiye çevrilmesi, gaz müjdesinin de seçimlere hazırlığın bir parçası olarak değerlendiriliyor.

Olası bir seçimde iktidar ve  muhalefetin nasıl bir yol haritası izleyeceğini, muhalefetin HDP ile açıktan bir ittifaka girip-girmeyeceğini, Kürt seçmenlerinin davranışının nasıl olacağı konularını sosyolog-araştırmacı gazeteci Öztekin Çaçan ve ANAP eski genel Başkanı-akademisyen Nesrin Nas’a sorduk.

Erken seçim olasılığının yüksek olduğu konusunda hemfikir olan Çaçan ve Nas, muhalefetin HDP ile ittifakı, Kürt seçmenin davranış biçiminde farklı düşünüyor.

AK Parti’nin olası bir seçimde kemik oyları korumaya odaklandığını belirten siyasi gözlemcilere göre; seçimleri ençok etkileyecek seçmen Ak Parti’den kopan ‘kararsızlar” ve Kürt seçmenler.

Nesrin Nas’a göre ise HDP’nin seçmen tabanında kararlı bir duruş varken, Çaçan ise Kürt seçmenlerin önceliklerinde değişiklik olduğu görüşünde.

HDP ile muhalif partilerin açıktan bir ittifak kurup kurmayacağı konusunda Nesrin Nas umutlu iken, Öztekin Çaçan HDP’nin bu konuda fazla ‘samimi’ olmadığını düşünüyor.

-Türkiye'de bir erken seçim olasılığı var mı?

Öztekin Çaçan: Erken seçim olasılığı bence yüksek. Tarih vermek elbette doğru olmaz ama Erdoğan “abdest tazelemek” aşamasına geldiğini hissediyor. Anketler önemli.  Mesela Ayasofya sonrası anketlerde, yükselme gözlenmiş olmalı ki şimdi Kariye Camii ibadete açılıyor. Karadeniz’de gaz bulunuyor vb. Ama bu tek başına yetmeyecektir birden bire Bayık, Karayılan vb yakalanırsa da şaşırmayın.

Bir de ABD seçimleri Türkiye’den çok ayrıntılı izleniyor. Dış politikada kazanmakta, kaybetmek de ABD-TC ve NATO ilişkilerine çok bağlı. Bu da olası seçimi etkileyen başka bir potansiyel.

Muhalefet ya da iktidar alternatifi boyutu da var tabi. Muhalefetin seçimlerle ilgili en büyük beklentisi, umudu ekonomik kriz. Yani, tencerenin iktidarı devirmesi. Bence “tencere”, aslında çok güçlü bir argüman değil. Ve muhalefet boşa hayal kuruyor. Erdoğan tek başına değil arkasında ciddi kesimler ciddi güçler ve tekniğine uygun çalışan bir propaganda mekanizması var. Dolayısıyla ekonomik kriz AK Parti dışı bir alternatifin başarısını garantilemeyecektir. ABD ile ilişkilerin belirli bir düzeyde sorun yaşaması bile, kolay, kolay iktidarı değiştiremeyebilir. Venezüella’ya. Hem ekonomik kriz had safhada, hem de ABD açıktan darbe yapmaya kalktı, sonuç alamadı. Kaldı ki, Erdoğan’ın iktidar tarihi boyunca ABD ye ters düştüğü görülmemiştir. Bütün meseleler uzlaşı ve ödün ile sonuçlanmıştır.  

Bir de AK Partinin çok güçlü bir propaganda mekanizması var. Milyarlarca TL, sosyal mühendisliğe ve propagandaya harcanıyor. Olumsuz koşulları, avantaja çevirebiliyorlar. Bir bardak suda, fırtına kopara biliyorlar. Buda ortalama seçmenin kendi karnının gurultusunu duymasına engel oluyor tabi. Düşünsenize her gece tanklar, uçaklar, gemiler roketler. Tam bir güvenlik ve propaganda bileşkesi sunuyorlar her gece.

Ayrıca AK Parti seçmenlerinin en az %25 ile neredeyse sarsılmaz bir “mürit” ilişkisi kurmuş durumda. Ayrıca “bunlar bozdu, bunlar düzeltir”, “alternatif yok” mantığı ile hareket eden milyonlarca seçmeni daha var.

Olayın başka bir yönü de gelmiş geçmiş hükümetler içerisinde devletle en uyumlu parti, AK Parti. Hem ideolojik, hem stratejik her türlü uyum var. Hiçbir kurumla kavgalı değiller. Devlet işleyişinde Erdoğan doğal, değişmez bir lider olarak kabul ediliyor. Dolayısıyla seçim ve olası sonuçları birde bu eksende değerlendirmek lazım. Devlet yuvarlanmış, kapağını bulmuş gibi. Bu süreç böyle devam ederse yavaş yavaş, Güney Kore ye de benzeyebiliriz. Bildiğiniz gibi Güney Kore’nin de ABD ile ilişkileri çok derin ve stratejik. Bunun yanında başkanlık sistemi var. 

Nesrin Nas: Türkiye’de bir erken seçim olasılığı var, ama bu çok erken bir seçim olmayacaktır. Yani, 2021 yıl içinde bir seçim ihtimalini çok yüksek görüyorum. 2023’e bunun ulaşma ihtimali çok zor görünüyor. İktidar şu koşullarda erken seçime giderse, işinin çok zor olacağını görüyor. Ekonomiden, dış politikaya bir çok konuda eli boşta kaldı, beklentileri karşılayamadı. Son gaz müjdesi de o beklenen heyacanı uyandırmadı, ne kadar pompalandıysa da insanlara, uzmanlar devreye girdi, işin gerçek boyutlarını açıkladıkça kafalarda soru işaretleri oluştu. Bu gaz meselesine kitlenen iktidar kitlesi, muhtemelen önümüzdeki kış gaz fiyatlarının düşmesini bekleyecektir. Gaz fiyatlarında beklenen düşüş olmayınca bu müjde de hava da kalacak.

Ama iktidar başka bir şey yapıyor. İktidar sürekli ülkenin gerçek gündemini başka bir yöne çekip, toplumun inançlar, mezhepler, etrafında kendi seçmenine tahaküm etmeye çalışıyor. Mesela, bu gaz müjdesini de verirken de Erdoğan’ın konuşmasına dikkat ettiyseniz, gaz konusu ama sürekli olarak, “din” ve “Allah” vurgusu vardı.”Derdini veren Allah, dermanını veriyor” “Yarı yolda bırakmıyor” gibi  söylemlerin olduğu bir konuşmaydı. Burada aynı zamanda seçmenine şunu söylüyor; “Sıkıntılar da olabilir, normal hayatta fakir de olabilirsiniz, ama Allah beklersen sabredersen, buna çaresini verir” tarzındaki mesajlarla seçmeni sürekli orda tutmaya çalışıyor.

Çünkü, Erdoğan’da artık mevcut seçmenine yeni seçmen ekleyemiyeceğini, yeni destekçiler bulamıyacağını, oy tabanını genişletemiyeceğini görmüş durumda. Bunu yaparken de çok tehlikeli bir oyun oynuyor. Her meseleyi “Milli” ve Gayrı Milli” parantezine hapsediyor. “Bu müjde değildir, gerçekler böyle değildir” diyenler, “gayrı milli” ve düşman ilan ediliyor. Bir ölçüde yurtaşlık hakları da yok sayılıyor. Yok sayılıyor derken, milli vatandaşlıktan çıkarılmış gibi davranılıyor, başka bir hukuk uygulanıyor, onların oyu eşit ve sözü dinlenmeye değer sayılmıyor.  Kürtlerin başına gelenler budur. Haklarına ne adaylıkda ulaşabiliyorlar, ne de oyları eşit sayılıyor. Seçtikleri belediye başkanlarının yerine kayyum atanıyor. Yargı, bürokrasi, bütünüyle Erdoğan’ın destekçisine göre hizmet veriyor. Kaynaklar öncelikle onlara dağıtılıyor. Milli olmayan halkayı, yani iç düşman halkasını sürekli  genişletiyor. Nitekim bu iç düşmanları da dışarıyla ilişkilendiriyor. Yeri geliyor, ABD’deki başkanlık yarışındaki Biden’ın 8 ay önce söylediği bir söz, “dış mihrakların iç uzantısı” diyerek CHP ve muhalifetteki partileri dövmek için gerekçe sayılabiliyor. Yeri geliyor, Türkiye’nin kredi notunu 1 Ağustos’da açıklayacağı aylar önceden belli olan  Fishin raporu, gaz müjdesini gölgelemek için bir dış mihrak oyunu olarak sunuluyor. Bu söylemleri kabul eden bir kitle yetaıldı maalesef. Bu kitlelerin oyunu diğerlerinin oyundan üstün saymak için seçim kanunu, siyasi partiler kanunu değişikliği yapacaklar. Bunu yaptıktan sonra seçime gidecekler. Parlamentonun açılış tarihini Ekim’de düşünürsek, bu değişiklikler sonrası erken seçim takvimi 2021 tarihini gösteriyor.

-AK Parti’nin oy tabanı dışındaki tabana bir ekleme yapmak gibi bir yaklaşım içerisinde olmayacağını belirtiyorsunuz. Peki iktidar seçime giderken, Kürtlere bir vaadi olmayacak mı?

NN: Ben çok zayıf bir ihtimal olarak görüyorum. Kürt seçmenlere de Kürtler dışında kalan, laik kesimlere de bir vaatlerinin olduğunu düşünmüyorum. Çünkü sürekli “Ekonomimizi batırmak, Türkiye’yi bölmek istiyorlar, bu bir bekaa meselesi. Onun için burda toplanmalıyız” diyerek gerçekleri bulandırıyorlar. Her türlü veriye ulaşılmasını imkansız kılıyorlar. Ekonomiyi bütünüyle bilonço dışına taşıyorlar. Anayasa dışına taşıyorlar. Ortada hesap vermeyi imkansız hale getiren, kural dışı, norm dışı bir yapı kuruyorlar. Böylece eleştirilere karşı güçlü bir kalkan oluşturuyorlar. Bunu yaparken de karşılarındaki muhalefeti de, bu kimlikler, inançlar, ideolojiler üzerinden köşeye sıkıştırıyorlar. Mesela, Ayasofya’nın ibadete açılmasına muhalefet, egemenlik hakkıdır dedi. Sezi sedasız Karaca Ahmet Müzesi camiye çevrildi. Yani bu adımlar atılırken, sürekli o İslamcı tabanı hedef alıyor ve muhalefet ise büyük bir sesizlikle izliyor. Çünkü değerler üzerinden muhalefet yapmaya kalktığınız zaman iktidarın dediği gibi millete düşman hale geliyorsunuz. Böyle bakan bir kitle yarattı.

Nesrin Nas: 'Seçim yoluyla' demek 'darbe' demekse, seçimsiz bir ...

- Yeni kurulan ya da kurulacak partilerin Kürtlere yeni bir vaadi var mı? Bu bağlamda Kürt seçmenlerin davranışı ne olabilir? 

Ö.Ç: En büyük vaat “anadilde eğitim”. DEVA partisi de Gelecek Partisi de bu mahreç üzerinden ilerliyor. Anadil, adalet, aidiyet sorunlarını dillendirmek tek başına yeterli olamayacaktır.  Kürtlerin sadece bu konu üzerinden bu partilere kitlesel oy vermesi mümkün değil. Kürtlerin tek gündemi “Kürt meselesi” değil artık. Son seçimlerin tamamında AK Parti bölgede çoğu yerde 1. ya da 2. parti. Bu da sosyal tabanı olduğunu gösterir. Kürtler özellikle dindar Kürtlerin büyük kısmı “bölücülükten” çok korkarlar. Biraz propagandası yapıldığında hemen ümmet vb sancağına -sözlerde olmasa da fiiliyatta- sığına biliyorlar. AK Parti’nin sağladığı maddi imkân, koruma kalkanı vb düşünüldüğünde özellikle DEVA ve Gelecek Partisinin, bölgede “kadro partisi” olarak kalacaklardır. 

Bir de seçim sisteminin insanlarda yarattığı bir algı var. Büyük bir kitle güçlü olmayanı, çok konuşup gürültü yapmayanı yok sayıyor. Dolayısıyla seçmen mental olarak hemen bir “sklet” sıralaması yapıyor. Neticede çok kapsayıcı, ileri dahi olsa, görüşlerin çok büyük bir önemi kalmıyor. Ayrıca, AK Parti ile ilgili “yolsuzluk” söylemleri de çoktan etkisini yitirdi.  O yüzden eski ve kirli çamaşırlar ne kadar açıklanırsa açıklansın tık yok. Ve olmayacaktır. Yeni partiler Erdoğan’ı ve siyaset tarzını, neler yapabileceğini herkesten iyi biliyorlar ve bence korkuyorlar. Daha yolun başındayız. Merak etmeyin bu iki parti “tehdit” olmaya başlarsa kimse onların yerlerinde olmak istemeyecektir.

N.N:Partilerin DEVA, Gelecek Partisi’nin CHP’nin Kürtlere vaatlerde bulunmasını bana sorarsanız hiçbir karşılığı yok. Ama şunun karşılığı var; Kürtlere “Gelin Türkiye’nin bu meselelerini birlikte çözelim, çözüm masasını beraber oluşturalım, Türkiye’nin parlamenter demokratik rejimini, herkesin eşit vatandaşlık, yurtaş olma haklarını iade eden, demokrasiyi el ele yeni baştan birlikte kuralım” derse ve bunu da açık bir şekilde de herkesi bu masanın etrafında toplanır da, Kürtler kendileri ile ilgili çözümleri kendileri yazarsa o masada, ancak bunun bir karşılığı vardır. İşte “ben sizin adınıza gelecem şunu yapacağım” gibi vaatlerin bence bir karşılığı yok. Çünkü Kürtler artık, hiç kimseden onların sorunlarını çözmelerini istemiyor. Onların sorununu, onlarla bereber, onları da katarak çözülmesini istiyor. Bu sadece Kürtler için değil, toplumun bütün kesimleri için de böyle. Biz hiçbirimiz sorunlarımızın birilerin gelip de sana “şunu veriyorum, bunu veriyorum” demesini istemiyoruz. Biz sorunlarımızı birlikte çözmek istiyoruz. Katılarak, tartışarak, uzlaşarak çözmek istiyoruz.  Olabilecek en geniş yelpazede, bir demokrasi ittifakı kurulması, kurumsal bir Türkiye’nin yeniden inşası etrafında ortaklaşılması lazım.  Bu yapılmazsa, Türkiye bu saplandığı yerden çıkamaz maalesef. Çünkü gelinen noktada, Levent Gültekin de çok söyler, “Türkiye’nin iyliği için olan herşey Erdoğan’ın aleyhine, Erdoğan’ın iyliği için olan her şey de Türkiye’nin lehine”. Bunu ancak tüm muhalefet, yan yana durarak birlikte yeni bir kurumsal Türkiye ile başarır. Kurumsal Türkiye derken de şunu kastediyorum, özgürlüklerin asıl olduğu, asgari adaletin vaz geçilmez olduğu, herkesin adalete her türlü fırsata eşit ulaşabileceği bir Türkiye.

- Muhalefet, olası bir seçimde  HDP ile açıktan ittifak kuracak mı?

Ö.Ç: Ben en başta HDP nin böyle “kişilikli” bir açık diyaloğa hazır olduğunu sanmıyorum. Safları sıklaştıralım, demokrasi bloğu gibi açıklamalar yapıyorlar ama çok etkili ve içten bulmuyorum.  Kendi seçmenlerini, oyları çantada keklik görüyorlar. Açık pazarlığın ne anlama geldiğini çok iyi biliyorlar. Üzerlerinde çok ciddi bir -PKK destekçisi- imajı var. O yüzden , gizli pazarlıklarla da işlerini yürütüyorlar, işlerine gelen bu. Diğer partiler de bundan daha fazla bir şey istemiyor tabi. Birde Kürt oylarına AK Parti’nin -toparlanması halinde-ihtiyacı hiç yok. İstanbul seçimlerini çok önemsemeyin.  Bütün büyük şehirler diğer partilere gitse de derin Anadolu oyları AK Partiye yeter. Seçmen belediye başkanı olarak Ekrem İmamoğlu’na oy verebiliyor, ama Cumhurbaşkanlığı seçiminde Erdoğan’ı destekleyebiliyor. Bunun seçimlerde örnekleri var…Eee meclis ve yerel idarelerin elinde hiçbir yetki yok dolayısıyla Cumhurbaşkanı en güçlü kişi oluveriyor. Bir de Cumhurbaşkanlığı seçimi yaklaştıkça -ya erken ya da normal zamanda - tabiri caiz ise fırtınalar kopacaktır. Daha bir şey görmedik yani. AK Parti, Türkiye’nin yönetimi en zor bırakan iktidarı olacaktır.

N.N: Muhalefet şapkasını önüne koyup, düşünmek zorunda. HDP’siz muhalefetin, kazanması imkansız. Bunu İstanbul’daki yerel seçimlerde iyi gördüler. HDP’nin kazandığı yerlerde kayyum atandığında sahip çıkmayan muhalefetin, sonunda kendi belediyelerinin yetkileri elinden alındı. Dolaylı olarak kayyum atandı. Bir HDP belediyeleri gibi mesala, bir Selçuk Mızraklı gibi alınıp, hapse atılmadılar. Yerlerinde oturuyorlar ama yetkileri yok artık. Sonbaharda yeni bir yerel yönetim yasası getirecekler, onu da alacaklar. Muhalefet bütün bunları görmez değerlendirmez ise bu seçimler seçim olmaktan çıkar, bir sistem referandumuna döner. Yani “Erdoğan ile tamam mı? Devam mı?” referandumuna döner. Böyle bir referandumda da Erdoğan her zaman kazanır. Niye kazanır? Çünkü nerden bakarsanız bakın, Araştırmalar Erdoğan’ın oyları azaldığını ve  yüzde 40’ların altına indiğini gösteriyor, ama bir tarafta blok bir %40 var, diğer tarafta yüze 10, 5, 20, 3 gibi parçalı bir muhalefet var. Sizce hangisi kazanır? Her seçimde Erdoğan ezer. O nedenle muhalefetin şapkasını önüne koyup, bu çerçevede düşünerek hareket etmesi gerekiyor. Bunu yapabilirse, muhalefet Türkiye’nin önünü açar. Türkiye’yi yeniden bu karanlıktan çıkarıp, o kurumsal Türkiye’yi kurar. Bu aynı zamanda o kurumsal Türkiye’nin bölgedeki itibarını yeniden kazanarak cazip merkezi olmasını beraberinde getirir.

Ama yine de umutsuz değilim. CHP’nin son kurultayını eleştirebilirsiniz, ama ben orda  Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Dostlarımız ile birlikte  yapacağız” cümlesini çok önemsiyorum. Kemal Kılıçtaroğlu bu cümlesiyle Millet İttifakı’nı da aşan, en geniş yelpazede bir ittifakın alt yapısını hazırlıyor. Bu sadece siyasi partiler değil, sivil toplum örgütleri, sendikalar, barolar, gibi toplumun bir çok kesimini yanına alarak, bu yelpazeyi kurma gayreti içerisinde olduğunu söylüyor. Bunu önemsiyorum. Bu çerçevede birçok şeyin görüşüldüğünü düşünüyorum. Muhalefet partilerinin kapılarının birbirine açık olduğunu düşünüyorum. Muhalefetin başka bir çözüm yolu yok bence.

-Bahsettiğiniz geniş yelpazede İYİ Parti ve Saadet Partisi açıktan yer alacak mı sizce?

N.N: Partiler kendi kimliklerini kaybetmeden, temel değerlerde uzlaşacaklar. Şimdi, bütün partiler aynı şeyi söylemiyor ama bütün partiler  parlamenter demokratik rejim  argümanını kullanıyorlar. Parlamenter demokratik rejim demek; yargının yürütme ve yasamadan kesinlikle ayrı olması demektir. Yargı, yürütme ve yasamadan bağımsız olmadan parlamenter demokratik rejim olmaz. Bu konuda bütün partiler aynı şeyi söylüyor. Demek ki, bu konularda uzlaşabilirler. Bazen tek bir cümle bile yetebilir. Bütün partiler adaletsizlikten şikayet etmiyor mu? Asgari adalet ilkesinde ve adaletin bütün herkese eşit uygulanmasında yine mahkemede yazılan “adalet mülkün temelidir” yazısının arkasında birleşemezler mi? Gayet rahat birleşebilirler. Çünkü hepsini istiyor. Bunun ötesi detaya girer. Bu ilkelerde ortaklaştıkları zaman, Türkiye’yi önce bir normalleştirirler, bu normalleşmeden sonra da diğer sorunlarımızı tartışabiliriz. Ama bu normalleşme olmaksızın hiçbir problemimizi tartışamayız.

-Kürt seçmenin profiline ilişkin ne diyebilirsiniz. Kürt seçmen seçimde nasıl bir tercihte bulunacak?

Ö.Ç: Yoksul köylülük, ekonomik sosyal mağduriyet vb çok iş görmüyor artık. Ciddi bir şehirlileşme ve orta sınıflaşma var. Kimse savaş, çatışma vb hayatında istemiyor. Ayırca, devlet dindar Kürtleri yeniden keşfetti. Devletin merkez ideolojisi Kemalizm değil artık. Daha ümmetçi, Osmanlıcı tarzında yeni bir kontrat sunuldu dindar Kürtlere. Tabi, para ve imkânda sağlanınca, seçimlerde farklı şeyler bekleye biliriz. Yüz binlerce Kürt çocuğu çeşitli cemaatlerin yurtlarında eğitim alıyor. Ortaokulu ve liseyi formalite sınavlarla dışardan bitiriyorlar. Ee seçmen yaşında 18 olduğuna göre, gerisini siz düşünün. İleride bu ciddi bir “dindar nesil” ortaya çıkaracaktır. Çok dindar olmayan laik Kürtler’in büyük bir çoğunluğu için de HDP ve onun çağrıştırdıkları sonsuz ve sorgulanmaz bir sadakat doğurmayacaktır kanaatimce. Bir iki seçim sonra işler değişir.

N.N: Araştırmalara baktığımızda Kürt seçmen yerinde duruyor. “HDP benim namusum” diyor, blok halinde duruyor, kıpırdamıyor. Parti bağlılığı var. Benim orda memnun eden birşey var, Kürt siyasetinde öne çıkan bir Ahmet Türk gibi, Demirtaş gibi, acaba konuşabildiğimiz son  Kürt jenarasyon mu, acaba arkasından çok radikal, bir jenarasyon mu geliyor? endişesi taşıyorduk. Bunun böyle olmadığını da gördük. Kürt vatandaşlarımız, Türkiye’nin bir bütün olarak demokrasi konusunda endişeliler. Bunun için üzerlerine ne düşüyorsa yapma konusunda hevesliler. Daha önce seçilen belediye başkanlarının görevden alındı, yerine kayyum atandı, hapse atıldı, ne oldu 31 belediye seçimlerinde yine belediye başkanlarını üstelik oylarını arttırarak seçtiler. Demek ki, iktidar ya da devlet ne şekilde davranırsa davransın, Kürt seçmen çok açık birşey söylüyor size, bu mesajı almak zorundasınız. Eğer,  ülkeyi mürefeh ve barış içinde huzurlu, mutlu insanların yaşayacağı bir ülke haline getirmek istiyorsanız. Ha yok, Lübnan gibi bir iktidar çıkarırım diyorsanız o ayrı bir şey.