Kürt İş İnsanı Torun, ABD’de küçük bir Kürdistan yarattı
English Türkçe Kurdî
كوردی عربي فارسى

HABERLER GÖRÜŞ RAPOR SÖYLEŞİ EKONOMİ MULTİMEDİA YAŞAM SPOR KÜLTÜR/SANAT
×

Kürt İş İnsanı Torun, ABD’de küçük bir Kürdistan yarattı

Ruken Hatun Turhallı

BasNews Bingöl Kiğılı Kürt İş İnsanı Mehmet Sıddık Torun Amerika Birleşik Devletleri Napa Vadisi’nde, kendi emeği ve kendi imkanlarıyla bir Kürdistan yaratmış durumda. Ülkesinin varlığını, kültürünü yaşanmışlıklarını tanıtan bu küçük ülkeye Amerikalılar da oldukça rağbet ediyor.

Kiğı’nın Conag (Sarıtosun) köyünde ilkokulu bitirdikten sonra nüfuz kağıdı olmadığından diploma alamayan Torun, eğitimine memleketinde devam edemeyeceğini anlıyor ve kaderini adeta eline alarak İstanbul’a gidiyor. İstanbul’da fark gözetmeksizin, sıradan işlerden başlayarak, büyük projelerin oluşturulması ve yürütülmesine kadar başarılı işlere imza atıyor.

Bulunduğu ortamı en güzel şekilde değerlendirebilen Torun, siyasi partilerin de aradığı sima haline geliyor. Kısa bir siyaset deneyiminden sonra tekrardan ticarete yöneliyor. Bir Kürt İş İnsanı olarak, 1990’lı yıllarda artan şiddet sarmalından o da nasibini alıyor. Dönmemek üzere ülkesini terketmek zorunda kalıyor. Amerika macerası bu şekilde başlıyor. Kendi deneyimlerinden de yola çıkarak, Kürdistan’nın tarıma dayalı medeniyetini ve Amerika’nın fırsatlar, özgürlükler alanınını birleştirerek projelerini uygulamaya koyuluyor.

ABD’nin Napa Vadisi’nde kurduğu çiftliği için şunları belirtiyor: “Doğup, büyüdüğüm ama bilinmez kılınan ülkem ve insanının tanınmasını istedim. 'Öyle bir şey yapmalıyım ki; burayı ziyaret edenler, Kimdir Kürtler, nasıl bir kültüre sahipler? Neden ülkeleri yok sayılmış? Neden bir devlet sahibi değiller? Bunları öğrensinler, istedim. Proje böyle oluştu. Bir köy, üzüm bağı, şaraphane ve çiftliği böyle oluşturdum. aslında küçük bir Kürdistan imitasyonudur oluşturduğum."

Amerika’da kendi çabasıyla küçük bir Kürdistan dünyası yaratan başarılı iş insanı İle 1880’lerin sonunda Amerikaya göç eden dedelerinin kayıp hikayelerini, kan testi sonucu bulunan Amerikalı kuzenlerini, sıfırdan başlayarak yükselen iş insanı kimliğini, Kürt aidiyetinden dolayı 1990’li yıllarda uğradığı haksızlıkları, Amerika’ya gidiş nedenlerini, Amerika’da kendi emeğiyle yarattığı Küçük Kürdistanı ve gelecek projelerini konuştuk.

Bingöl’ün Kiğı ilçesinden 1880’den 1910 yıllarına kadar 200 bin Kiğılı’nın ABD’ye gittiği yönünde kayıtlar mevcut. Bingöllülerin yüzyıldan fazla bir zaman önce başlayan ABD serüveninin bir arka planı var mı? Buna dair çocukluğunuzdan kalma gerçek hikayelere şahit oldunuz mu?

Kığililerin yüz yıl öncesinden ABD’ye gidiş serüvenleri, büyük dedelerimin ABD’ye gidiş hikayeleri çocukluk anılarıma yerleşenlerden ibarettir. Ailemizde ABD'ye ilk olarak, dedemin büyük ağabeyi Abbas Torun gitmiş. Amerikaya yerleşip iş güç sahibi olduktan sonra, diğer kardeşlerini peyder pey yanına almış. Abbas Torun Amcamız 1938’de memlekete dönmüş. Köy halkı Abbas Dede'yi ABD’ye dönmemesi için ısrar ediyor, tekrardan gitmemesi için muhtarlık vaadinde bulunmuşlar. Ve ikna etmişler. ABD’de bulunan amcalarımız, Elazığ’daki bir kuyumcu aracılığıyla dedeme ve bize nakit para gönderirlerdi. O zaman gönderdikleri 10 ya da 15 Dolar geçimimizi sağlamamıza yetiyordu.

Dedemin bir kardeşi de 1961'de memlekete döndüğünde akrabalarımız, komşularımız bir kafile şeklinde Karakoçan'da onu karşılamaya gitmişlerdi. Yanında hediyeler, altın ve çok miktarda para getirmişti. Geliş süreciyle ilgili yaşanılanlar ilginçti. Amerika’dan köye gelirken, kendisiyle radyo getirmişti. Radyoyu, bir saatten sonra düzenli olarak açarlardı.

 “Erivan Radyosu’ndan Mele Mustafa Barzani'nin mücadelesi anlatılırdı

Erivan Radyosu’ndan rahmetli Mele Mustafa Barzani'nin mücadelesi anlatılırdı. Yine Erivan Radyosu’nun çaldığı Kürtçe türküler dinlenirdi. Köyümüzde Kürtçe'ye ve Kürt mücadelesi ile ilişkin ilk aktif tanışmanın bu şekilde başladığı kanısındayım. Köy dışından bir aracın ya da askeri cemsenin geldiği görüldüğünde, "Askerler geldi." denilerek, hemen radyo saklanıyordu ve köy halkından hiç kimse dışarıdan gelenlere radyodan bahs etmiyorlardı.

“ABD’deyken yaptığım kan testi sonucumu takip eden ABD’li kuzenlerim beni buldular”

Büyük dedelerin vefatları sonrası ABD’de kalan akrabalar ile bağlarımız tümden kopmuştu. Yıllar sonra onların varlığını bilmeden ABD’ye yerleştim. Bir gün ABD’de doğmuş büyümüş, şu an 80 yaşlarında olan kuzenlerim Washington DJ. Texas’dan beni aradılar ve kuzen olduğumuzu öğrendiklerini ilettiler. Bunu nasıl öğrendiklerini sorduğumda, hastahanede kayıtlı olan kan testlerimizin karşılaştırılması, DNA test sonuçlarından öğrendiklerini ifade ettiler. Gelip benimle tanışmak istediklerini söylediler. Mutluluk duydum. Kısa bir süre içerisinde buluştuk. Yıllar sonra kayıp kuzenlerimizle böylece tanışmış olduk. Ziyaretime gelen kuzenlerim, iki kız kardeşin torunlarıydı. Abbas Amcamı ABD'yken, memleketten ABD’ye götürdüğü kardeşleri ABD’de kalıyor ve bir daha memlekete dönmüyorlar. İşte bahsettiğim bu kuzenler, büyük amcamızın torunlarıydı. Ama işin acı tarafı bu kuzenlerim, Kürt olduklarını bilmiyorlardı.

ABD'li kuzenlerim dedelerinin izini sürme amaçlı İstanbul'a gidiyorlar, Ancak, gerçek köyleri diye Karadeniz'de bir köy gösteriliyor."

Bu kuzenlerimden ikisi dedelerini bulma amaçlı, 1986 yıllarında İstanbul’a gidiyorlar. Dedelerinin Köyünün ismini bilmedikleri için yanlarında köyün resimlerini götürüyorlar. İstanbul’da sözüm ona yardımcı olmaya çalışan kişiler, köy resimlerinden yola çıkarak bunları Karadeniz’de bir köye götürüyorlar. Orada bir köy göstererek," Dedenizin köyü budur" diyorlar. Biz karşılaşana kadar gerçeği böyle biliyorlardı. Karşılaşmamızdan sonra karşılıklı olarak birbirimize geçmişe dair bildiklerimizi anlattıktan sonra, resimlerdeki köyün bizim köyümüz, dağların bizim dağlarımız olduğunu onlara anlattım.

“ABD’li kuzenlerim benden Kürt olduklarını öğrendiler”

Daha da emin olmaları için köyümüzün son halini gösteren fotoğrafları istettim ve geldi. Bu fotoğraflardan sonra tam emin oldular. Fakat şu an memlekete gitme konusunda tam kararlı değiller. İstememelerinin nedeni de sanırsam güvenlik kaygısı ve aynı zamanda ilerlemiş yaşları. Buna rağmen her sene belirli zamanlarda toplanarak, bir araya geliyoruz. Kan bağı nedeniyle her yıl bir araya geldiğimiz akrabalarımızın sayısı yaklaşık olarak 50 – 60 kişiyi buluyor.

Bingöl Kiğı’dan çok güçlü ve başarılı iş adamları çıkıyor. Size göre yöre insanının bu başarısı nerden geliyor?

Belki çok iddialı bir değerlendirme olacak ama ben bunu sosyal genlere bağlıyorum. Yöremizin insanları çok doğal, samimi muhabetler kurabilen insanlar. Kiğılılar genel olarak Kürtlerin içe dönük evlilklerine karşın, dışardan evliliklere açıktırlar. Mümkün olduğunca iç evlilik yapmıyorlar. Kürtler'deki içe bükülü bir toplumsallığa karşın bu dışa dönük bir sosyal olguyu kazandırıyor. Kiğılılar biraz bu bilinen özelliklerin dışında bir ilişki biçimine sahipler. Kiğı, Kürt toplumunun bütün çeşitliliğini içinde taşıyor. Kiğı da Alevi Suni, mezhepleri ve yine Zazaca ve Kurmanci konuşanlar, aralarında sosyal farklılıklar taşıyan yapılar var. Bunlar herhangi bir problem olmaksızın iç içe yaşıyorlar. Dolayısıyla diğer bölgelerde olduğu gibi Alevilerin Sunilere ya da Sunilerin Alevilere kız vermemesi gibi bir durum bizim bölgemizde sözkonusu bile olmadı. Yaşanılan ortam istenilen koşulları yarattığında akıl da, zeka da o minvalde gelişiyor. Başarıya engeller de bu şekilde kalkıyor. Kiğı’da başarı koşullarının bu şekilde oluştuğu kanısındayım.

Memleketten ayrılıp İstanbul’a gittiğinizde çok farklı mecralara girdiniz, değişik işlerde çalıştınız. Güçlü bir hayat kavgası verdiniz ve başardınız. İstanbul’da geçirdiğiniz bu zorlu döneminize ilişkin bize neler anlatmak istersiniz?

Bana göre anahtar kavram samimiyet ve içtenlik, aynı zamanda koşulsuz sevginin her kapıyı açabileceğidir. Hayat felsefem, insanlar arasına fark koymadan, eşit biçimde, koşulsuz sevebilmek. Çevremde arkadaşlık ve dostluğa ayrıştırıcı bir gözle bakmadım. İnsanları inançlarından, aidiyetlerinden dolayı ayırt etmedim. Bunlar bana başarının yolunu açtı, diyebilirim. İş yaparken de çevre edinirken de insani ve dostane bir görev olarak baktım. Bana dürüst davranan bütün insanlara iyi bir dost, iyi arkadaş oldum. Bunun faydasını da her zaman gördüm. Aşırı milliyetçi olan çevreler ve insanlar tarafından iyi karşılanmadım. özellikle bu kesimler geçmişimi, Kürt kimliğimi öğrendiklerinde, ihtiyatlı ve kötü yaklaşıtılar. Onlara göre; kişinin mezhebi ve milliyeti önemliydi Dolayısıyla onların gözüyle bizim gibiler sevilmemeliydi.Bu yaklaşım sahibi insanları ve çevreleri çok fazla dikkate almadım ama, elimden geldiğince onlara karşıda iyi olmaya çalıştım. Ancak, mümkün mertebe onlardan uzak durmaya da özen gösterdim ve bu tarz insanlarla yapım gereği de karşı karşıya gelmedim.

“Zeki Mürenin yanında ışıkçı olarak işe başladım."

Zeki Müren’nin yanında ışıkçı olarak işe başladım. Zeki Müren gibi bir sanatçıyla karşılaşmam benim için büyük bir şanstı. Zeki Müren’in beni okula kaydettirmesi, okul masraflarımı üstlenmesi vb. konular bana koruyucu bir pozisyon yaratıyordu. Bahsi geçen bu milliyetçi çevreler Zeki Müren’e giderek: ‘’O bir Kürt’’ diyorlardı ve onun gözünde beni aidiyetlerimden dolayı tehlikeli biri olarak göstermek istiyorlardı. Bazen Zeki Müren’in bile kısmen bu durumlardan etkilendiğini görebiliyordum. Yapılanları asla kendi açımdan bir engel olarak görmedim ve her koşulda barış içerisinde olmayı esas aldım.  Şimdi de bu yaklaşımı benimser ve devam ederim. Hayat sınavında bunun kazandırdığını düşünürüm.

Bingöl Kıği’deki köyümden İstanbul’a geldiğimde cebimde sadece 6 lira param vardı

Bingöl Kıği’deki köyümden ayrılıp İstanbul’a geldiğimde cebimde sadece 6 lira param vardı, bu parayı çok itinayla kullanmak zorundaydım. İstanbul’da tren garına indiğimde cebimde 2.5 liram kalmıştı. İndikten bir süre sonra, kendime ayakkabı boyası sandığı aldım ve ayakkabı boyacılığına başladım. Hiç bir iş ayrımını yapmadan bir çok işte çalıştım, değişik mesleklerde tecrübe sahibi olarak başarılı bir iş grafiği yakaladım.

İstanbul’da başarıyı kazanmış, memleket sorunlarına karşı duyarlı ve halk tarafından sevilen insanlar birçok yöntemle tasfiye edildiler. Sizce bunun sebebi ne olabilir? Siz de bu şahsiyetlerden biri olarak memleketinizin uzağının uzağına zorlandınız. İncinmelerinizi ve zorluklarını anlatabilir misiniz?

30 yaşına geldiğimde İstanbul’da 11 iş yerinin sahibiydim. Sosyal Demokrat Parti’den (SODEP) Belediye Başkanlığı ve Milletvekilliği adaylık önerileri aldım. Aslında bu dönemlerde siyasetten uzaktım. Buna ragmen çevremdeki insanlar birleştirici ve toparlayıcı özelliklerimden dolayı olacak ki, sürekli olarak siyasetin içinde beni görmek istiyorlardı. Bu durum bana olan sevgileri ve güvenlerinden kaynaklanıyordu. O dönemde yapılacak seçimlerde aday adayı olarak 11 kişi gösterildik. Benim dışımda bütün aday adaylarının önemli bir akademik kariyerleri vardı. İlginçtir, akademik kariyeri olan 11 aday adayı içerisinden 4’üncü oldum. Bahsettiğim, çevreler yani aidiyetine göre kişiyi ele alanlar her yere sinmişti, insanların kişisel başarıları karşısında paniğe kapılarak ve onları tehlikeli göstererek gelişimlerinin önünü kesmeyi kendileri açısından en doğru yöntem olarak görüyorlardı.

“Kürt şahsiyetlerin kişisel başarıları karşısında paniğe kapılanlar, 1990’lı yıllarda onları tasfiye etme yöntemlerini seçtiler”

Bahsi geçen güzel şahsiyetlerin büyük çoğunluğu, toplumunu seven ve sayan kesimlerdi.  Bu şahsiyetler aynı zamanda ticarette de dürüst ve saygın insanlardı. Bu iki pozitif durum bir araya geldiğinde bu insanlar hem toplum hem de ticaret arenasında müthiş başarılı oluyorlardı. Bu nedenle onlardan rahatsız olan kesimler, onları kendilerine karşı rakip ve tehlike olarak görürlerdi. Karşıtlık üzerinden kendilerini var eden çeteleşmiş bazı gruplar, devletin farklı birimleri ile ortaklaşa bir şekilde kendilerine hareket alanı yaratmışlardı. Toplum tarafından sevilen, sayılan şahsiyetleri yok etmek ve kendilerine alan yaratmak için bu değerli şahsiyetleri tasfiye etme yöntemini kullandılar. Bu yöntemlerinden kişi olarak bende fazlasıyla nasibimi aldım ve bu şekilde çok sevdiğim memleketimi terk etmek zorunda bırakıldım.

Amerika maceranız nasıl başladı? Arkanızda bunca yaşanmışlıkları bırakırken yeni bir hayata adım atmanızı tetikleyen etkenler nelerdi? Amerika maceranız da ne türden zorluklarla karşı karşıya kaldınız?

Amerika maceramı asıl belirleyen olgu çocuklarım için bir gelecek yaratma çabasıydı. Çünkü çocuklarımı iyi bir ülkede, iyi okullarda eğitmek istiyordum. Kürtler olarak bizlerin uygar ve gelişmiş toplumlar içerisinde, iyi eğitimler alarak kendimizi güçlü bir şekilde ifade edebileceğimize hep inandım. Bu konuda da yanılmadığıma inanıyorum. Amerika’ya geldiğim dönemlerde çocuklarım ilk ve orta okul çağlarındaydılar. İlk etapta Avrupa’ya gittim oranın çocuklarımın gelişimi için iyi olmadığını gördüm. Çocuklarımın iyi bir eğitim görmelerini sağlamak için Amerika’yı tercih ettim. Amerika’da devlet başkanlığı yapmış insanların birçoğu da halk okullarında eğitim görmüş insanlardı. Bu konuda bir baba olarak üzerime düşen görevi yaptığım inancındayım. Çocuklarımdan iki tanesi mikro biyoloji bölümlerini okudu. Bir tanesi de psikoloji bölümünü bitirdi. Bu nedenle çocuklarımın eğitimleri konusunda çok huzurlu ve rahatım. Çocuklarımın kendilerine yetebilecekleri kanısına vardıktan sonra, halkım için birşeyler yapma arayışına başladım. Bunun içinde Napa Vadisi’ndeki çiftçilik projesine giriştim. Amerika açısından şunun bilinmesini isterim, Şu ana kadar Amerika’dan 45 başkan seçildi. Bunların 28 tanesi çiftçi ailelerin çocukları. Bu nedenle çiftçiliğin Amerika’da elit ve özel bir iş olduğunu fark ettim. Ortadoğu toplumlarında olduğu gibi çiftçiliğin basit ve sıradan bir çalışma olmadığını burda yakinen öğrendim. Bu nedenle tereddütsüz bu işi kendim için esas aldım.

Napa Vadisi'nin şarap kralı

Nepa vadisi projeniz Amerika’da, yurtdışında, Türkiye’de ve Kürdistan’da büyük bir ilgiyle karşılandı. Bu proje fikri sizde nasıl gelişti? Bu projenin hayata geçirilmesinde nelere dikkat ettiniz? Projeniz hakkında neler söylemek istersiniz?

Bu projeyi oluştururken asıl amacım; İçinde doğup, büyüdüğüm ve yaşadığım ülkemin ve insanlarımın tanınması, bilinmez kılınan ülkemin bilinmesini istedim. Kendime şunu esas aldım; Öyle bir şey yapmalıyım ki burayı ziyaret edenlerin, Kürtler kimdir? Nasıl bir halktır? Kültürleri nedir? Neden ülkeleri tanınmıyor? Neden bir devlet sahibi değiller? Bulunduğum ülke halkının bunları öğrensin istedim. Bu nedenle böylesi bir projeye girişmek istedim. İşte bunun için; bir köy, bir şaraphane, bir üzüm bağı ve çiftlik tarzı bir şey oluşturdum. Aslında ‘Bir Küçük Kürdistan Devleti’ şeklinde düşündüm. Tamamen Kürt ürünlerini ve Kürt hizmetini esas alan bir çalışmayı tercih ettim. Kürt kültürünü esas alan bir hizmete başladım. Kürt kültürünün davranışsal özellikleri ile servis hizmeti başlattım. Gelen insanların bu hizmetten çok hoşnut kaldıklarını ve sevdiklerini gördüm. Kürt kültürünün ve hizmetinin aslında büyük bir ayrıcalık yarattığını, memnuniyetle karşılandığını gördüm. Bunun yanı sıra, Kürt yemeklerinin yarattığı damak tadının buradaki insanlar üzerinde büyük etkiler yarattığını fark ettim.

“Napa Vadisi’ndeki projeyi küçük bir Kürdistan gibi tasarladım”

Çiftliğe girerken; Girişte ‘Küçük Kürdistan’a Hoş geldiniz’ tabelamız var. Bu nedenle buraya gelen insanların büyük çoğunluğu burayı ‘Küçük Kürdistan’ olarak tanıyor. Ama firmamızın resmiyetteki ismi: M.S. Torun Winery and Ranch olarak biliniyor. Çiftliğimizde 55 tabela var ve her tabela da Kürdistan’daki bir şehrin ismi yer alıyor. Örneğin; Hawler tarlası, Amed tarlası, Çewlig tarlası vb. Her bölgenin özgünlüğüne göre ürünlerimiz değişiyor. Kimi üzüm, kimi dut, kimi zeytin vb. özellikle Kürdistan meyvelerini ektiğimiz bahçelerimizi gezen misafirlerimizden ücret almaksızın, tarlalarımızdan meyve almalarını veya yemelerini sağlıyoruz. Bu şekilde de Kürdistan’ da yetişen meyveleri tanımalarını sağlıyoruz. yaklaşık 150 çeşit ceviz ağacımız var. Tatil için burayı seçenler için dağ evlerimiz var. Bu dağ evlerine gelen misafirlerimize bu cevizlerimizi hediye paketleri şeklinde sunuyoruz. Aynı şekilde dut ağaçlarımız var. Dut ağaçlarından elde edilen dut ürünlerini de bu şekilde misafirlerimize dağıtıyoruz. Her yıl ‘Dut Festivali’ yapıyoruz ve bu festivalin ismini de ‘Kürdistan Dut Festivali’ olarak tanıttık. Bunların hiç birini ücret karşılığında yapmıyoruz. Ücret karşılığında yaptığımız ürünlerimiz Zeytin yağı, Şarap, Sabun, El Losyonu ve siyah – yeşil zeytinler.

Napa Vadisi, Californiya / Napa Valley, CA – Turkish Cuisine

“ABD’nin elit kesimleri en çok Kürdistan Çiftlik ürünlerini tercih ediyorlar”

Küçük Kürdistan çiftliği organik ürünler üreten bir çiftlik. Burda ürettiğimiz ürünlerin büyük çoğunluğu Kürdistani ürünler. Çiftliğimizde bağ, bahçe ve ağaçlarımız için burda beslediğimiz keçi, tavus kuşu, tavuk, güvercin vb. gübresi kullanılıyoruz. Bu konuda da Kürdistan’da dedelerimizin tarımda verimliliği artırmak için kullandıkları tekniği esas alıyoruz. Amerika’da organik ürün yetiştirme belgesi veren bir kurum var. Organik bir ürün yetiştirdiğinizi iddia ettiğinizde bu kurumdan onay belgesi almak zorundasınız. Bu belgeyi almak çok zor. Bizim belgeyi almamız yaklaşık 6 yıl sürdü. Bu kurum şimdi bizim organik ürün yetiştirme konusundaki yöntemlerimizi hem beğeniyor hem de onaylıyor. Çünkü ürünlerimizin yetişmesinde asla kimyasal madde kullanmıyoruz ve en doğal haliyle insanlara sunuyoruz. Dolayısıyla ürünlerimiz her markette bulunmaz ve satılamaz. Çünkü üretim zorlukları nedeniyle fiyat olarak biraz daha pahalı. Ağırlıklı olarak abonelerimiz var. Çiftliğimize abone olan ve abonelik üzerinden sipariş veren müşteri ağına sahibiz. Müşterilerimiz Kürdistan Çiftlik Ürünlerine sahip olmak için önceden sipariş geçiyorlar.

“Kürdistan çiftliğinin yollarına, tarihe mal olmuş Kürt şahsiyetlerinin isimleri verildi”

Küçük Kürdistan Çiftliği’nde birçok yola, tarihe mal olmuş Kürt şahsiyetleri ve değerlerinin isimlerini yaşatmak adına onların adını verdim. Ahmede Xanê, Seyid Rıza, Qazi Muhammed, Yılmaz Güney, Musa Anter, Yaşar Kemal, Tahir Elçi, Ahmet Kaya ve arazinin üst kısımlarında ‘Rojava’, ‘Bakur’, ‘Başur’, ‘Rojhılat’ Vb.

Kürdistan Çiftliği’nde Kürdistan Tarım Müzesi açtık”

Yine kendi köyümden, babamdan kalan köy araç ve gereçlerinin yer aldığı ‘Kürdistan Tarım Müzesi’ni oluşturdum. Burada “Kürdistan’da tarım kültürünü anlatan pek çok materyal var. Yaklaşık 10 yıllık büyük projemiz ise, Adıyaman’daki Nemrut Dağı’ndaki Komagene Krallığı’nın benzerini çiftliğimizin bulunduğu dağın en yüksek tepesine yapmak ve misafirlerin ziyaretine açarak binlerce yıllık Kürt tarihini binlerce kilometre uzakta da olsa yaşatmak. Komagene Krallığı anıtlarının benzerini yapacağımız tepeye gidilmesi için 4 ayrı yol yaptık ve bu 4 yola Kürdistanın 4 parçası olan; Bakur, Başur, Rojhelat ve Rojava isimlerini verdik.

Hayvanat Bahçesi

Çiftliğimizin diğer bir önemli projesi ‘Hayvanat Bahçesi’ bu projemiz yapım aşamasındadır. Çiftliğimizde sayısız hayvan çeşidi de bulunuyor. Atlar, keçiler, tavuklar, tavus kuşları bunların başlıcalarındandır.

Nepa vadisi’nde size komşuluk yapanlar kimler? Komşularınızla ilişkileriniz nasıl? Sizi nasıl tanıyorlar? Size yaklaşımları nasıl?

Komşularımın ve genelde buradaki insanların gözünde algılanışım, Kürtlerin tarihsel ve kültürel şekillenişinin bir sonucu olarak karakterleşen özellikler. O da şu şekilde yansıyor: ‘’Kürt, dürüst, cesur ve iyi bir insan.’’ Hem aile olarak hem de firma olarak sanırım Kürt karakterini kendimizde harmanlamış bir şekilde dürüstlüğümüzle tanınmaktayız. Bu nedenle de komşularımızla ilişkilerimiz genel anlamda çok iyi diyebilirim. Örneğin; Bir kaç gün önce burada arazide bir yangın çıktı ve bütün insanları bölgeden tahliye ettiler. Benden de tahliye olmam istendi ama ben bölgeden ayrılmadım. Çünkü burada, çiftlikte yanlız değilim. Sorumluluğumun olduğu canlılar var. Ağaçlarım var, hayvanlarım var. Bunları sadece kendi can güvenliğimi sağlamak için bırakmam doğru olmazdı. Can güvenliklerinden dolayı tahliye edilen komşularım yerleştikleri otellerden sürekli olarak beni merak ettikleri için arıyorlar. Bende kendilerine bölgeyle alakalı bilgiler veriyorum. Bu çok hoşlarına gidiyor. Yani genel anlamda komşularımla sıcak ve samimi ilişkilerimin olduğunu belirtebilirim. Birde en çok garipsedikleri ve bana sordukları soru şu: ‘’Bütün Kürtler senin gibi mi?’’ Bende kendilerine: ‘’Diğer Kürtler benden daha iyi diyorum’’. Şaşırıyor ve hayranlık duyuyorlar.

“Ünlü sanatçı Madonna, ABD Senatörleri ve bir çok ünlü sanatçı ile komşuyuz

Burada kamuoyunca tanınan komşularımız var. örneğin, ünlü sanatçı Madonna sınır komşumuz. Yine komşumuz olan senetörler var. California Valisi, ‘Baba’ filminin konu olduğu ‘Al Capone’ ailesinden komşularımız bulunmakta. Yine medyada tanınan komediyenler, sanatçılar var. Kısaca ünlü diye tabir ettiğimiz bir çok insan veya aile var burada komşuluk yaptığımız. Bu insanlarla ilişkilerimiz ağırlıklı olarak, arada bir düzenlenen ticari toplantılar aracılığı ile veya bazen siyasetçiler gelip toplantılar yaptıklarında bir araya gelme şeklinde oluyor. Bu tür toplantılarda bir araya gelindiğinde sohbetlerimiz oluyor ve ağırlıklı olarak üretilen ürünler üzerine konuşmalar gerçekleşiyor.

Siz ve Hamdi Ulukaya iki Kürt olarak ABD’de sıfırdan başlayarak kendi markalarınızı oluşturdunuz. Bunun yanısıra sosyal sorumluluk projelerinde adınızı duyurdunuz. ABD’de sizin gibi Kürt şahsiyetlerin bu düzeyde evrensel ölçekte ön plana çıkmasını yaratan fırsat ve zeminler nelerdir?

Amerika’da Kürtlerin yakaladığı fırsat eşitliliğini başarılı bir şekilde değerlendirebilme kabiliyetlerindeki en önemli gerçekliğin dürüstlük, açık sözlülük ve bilmediğiniz konularda ahkam kesmeden karşı taraftan destek isteyebilme erdemini göstere bilmek olduğunu düşünüyorum. Bunun haricinde bulunduğunuz ortamlarda insanlara güven aşılayabilmek önemli. Örneğin; burada bir komşum gelip bana incir ağacının o sene meyve vermediğini, bunun sebebinin ne olabileceğini soruyor. Ben bu insana ahkam keserek onu yanlış yönlendirirsem ilişkilerimiz zarar görür. Nihayetinde ben üzüm ve zeytin üzerine çiftçilik yapan bir insanım ve ihtisas alanlarım onlar. Bu nedenle bilmediğimi açık açık söylüyorum. Bu durum beni cahil birisi olarak değil, aksine dürüst birisi olarak lanse ediyor bu insanlara. Bildiğim konularda görüşlerimden faydalanmaları için de elimden geleni sunuyorum.

“ABD’deki fırsat eşitliği ve özgürlük ortamında, zeki ve çalışkan Kürtler başarılı oluyor”  

ABD’de herkese fırsat eşitliği sunulur ve bunlardan en önemlisi ve değerlisi ‘Özgürlük’tür. Bunun yanısıra ABD’lilerin şöyle güzel bir özelliği var; Arkadaş olacakları kişinin maddi durumuna, tahsil durumuna veya giydiği kılık kıyafetine bakmazlar. Bu tür konular onlar açısından tali konular.İIgilendikleri ve esas aldıkları şey, dürüst ve nitelikli insan vasıfları. Sözünün eri olmayan, yalan söyleyen insanlardan asla hoşlanmazlar. Dürüstseniz ve çalışma azminiz varsa başarılı olmanız için hiç bir engel oluşturmuyorlar. Başarınız için size bütün özgürlük imkanlarını sonuna kadar sunuyor ve destekliyorlar. ABD söylendiği gibi gerçekten ‘’Fırsatlar Ülkesi’’ size kalan sadece çalışmak. Ürettiğiniz hiç bir şey boşa gitmiyor çünkü, ürettiğiniz her şey için mutlaka pazar bulunuyor. Bütün bu olumlu etkenler yan yana geldiğinde başarmamak mümkün değil.

Tekrardan memleketinize, Kürdistan’a dönme hayaliniz var mı? Şayet dönebilirseniz neler yapmak istersiniz?

Diaspora’daki her Kürt gibi bu duygu bende de mevcut. Elbetteki dönme hayalim ve buna bağlı proje düşüncelerim oluyor. Dönme duygularımı en fazla şekillendiren düşünceler, Kürdistan’ın 4 parçasının bir gün birleşmesi ve büyük Kürdistan’ın kurulmasıdır. Yani büyük Kürdistan’ın kurulması ve Kürtlerin bir ulus çatısı altında toplanması halinde benim veya benim gibi insanların dönmemeleri için hiç bir engel kalmayacak. Döneceğim zaman, o zamanki sağlık ve maddi koşullarım el verdiği taktirde yapmayı planladığım şeylerin başında, eğitim ve tarım olacak.  Örneğin, California bugün ABD’den bağımsız bir devlet olmuş olsaydı dünyanın 5’inci güçlü ekonomisine sahip bir ülke olacaktı. Bu nedenle Kürdistan’da da California örneğinde olduğu gibi özgürlük, teşvik, eğitim ve üretim sisteminin esas alınması gerektiği kanaatindeyim.

Hayat hikayesinde yaşadığı bütün zorluklara rağmen başarı elde etmiş bir örnek olarak, Kürt gençlerine, yatırımcılarına öneri ve tavsiyeleriniz nelerdir? Bunun yanısıra Kürt iş insanlarının ortak platformlarda tecrübelerini, deneyimlerini paylaştıkları bir yapılanmanız var mı? Veya sizin böylesi ortak platformlar için görüş ve önerileriniz var mı?

Maalesef Kürt girişimcilerin birbiri ile deneyim ve başarılarını paylaşacağı ortak platform yapılarımız yok. Bu durum gerçekten de bizim açımızdan büyük bir eksiklik ve kayıp. Herkes bulunduğu ülkelerde, içerisinde yaşadıkları ulusların menfaatlerini Kürt ulusunun menfaatlerinden önde tuttukları için ne yazık ki Kürt ulusuna veya iş insanlarına hitap edecek böyle bir platforma şimdiye kadar gereksinim duymadılar.

Girişimcilik yapacak Kürt gençlerine kendi açımdan verebileceğim naçizane tavsiyem şu; İçerisinden çıktığınız toplumu asla unutmamalısınız. Ticaret veya girişimcilik sadece birey olarak ben kazanayım mantığıyla olmamalı. Özellikle sizden sonra bu işe girecek jenerasyona mutlaka zemin yaratabilinmelidir. Bu anlamda da sürekli olarak bahsettiğim şey, bütün işlerinizde mutlaka dürüst olmalısınız.

Kürdistan Bölgesi’ndeki gelişmeleri takip edebiliyor musunuz? Burayı ziyaret etmeyi düşündünüz mü? Kürdistan Bölgesi’ne dönük düşündüğünüz projeleriniz var mı? Aynı şekilde buraya yönelik öneri ve tavsiyeleriniz var mı?

Kürdistan Bölgesi’ne gelmeyi her zaman düşünüyorum ve orada bahsettiğim şekilde eğitim ve tarım alanlarında yatırım yapma düşüncem her zaman mevcut. Bunun için Kürdistan Bölgesi’nin tamamen özgürlüğüne kavuşmasını ve Irak’tan tümden kopmasını bekliyorum. Ama yatırımlar haricinde, turistik amaçlı gelmeyi her zaman düşünüyorum.

“Bağımsız Kürdistan’a yatırım yapmak ve onu dünyaya tanıtmak isterim”

Deniz seviyesinden yüksek olan Peru, Guetemala gibi ülkelerde tarımda nasıl daha fazla ürün elde edilebiliyorsa, deniz seviyesinden yüksek olan Kürdistan Bölgesi’nin de bu ülkeleri incelenerek aynı şekilde tarım yapılabilineceği kanaatindeyim. Bu bahsettiğim ülkeler fakir olmalarına rağmen tarım faaliyetleri yaparak elde ettikleri ürünlerin %95’ini ABD pazarında satıyorlar. Kürdistan Bölgesi’nin en büyük zenginliği eşsiz coğrafyası, dağları ve deniz seviyesinden yüksek olmasıdır. Basit bir örnekle Kürdistan coğrafyası darı (Garis) üretimi için çok fazla elverişli. Çocukluğumdan biliyorum, darı her yerde ve her şekilde üretilebiliniyordu. Ve herkesin sofrasında bulunuyordu. Biz Kürtlerde darı fakir yiyeceği olarak tanınırken, ABD’de besleyici ve protein zengini bir ürün olması nedeniyle ülke elitlerinin en gözde yiyeceği halinde.

“Tarımın ana vatanı Kürdistan’dır”

Eskiden Kürdistan’da darı üretimi en üst seviyelerdeydi ama birden bire sanki kesildi ve üretimi ya azaldı ya da durduruldu. Bu bir örnek. Darı ve benzeri şeyler Kürdistan coğrafyasında hem rahat ekilebilen ve hemde büyük kazançlar sağalayacak ürünler. Bu ve benzeri ürünler yetiştirilerek dış piyasaya, ABD’ye rahatlıkla pazarlanabilir. Bana göre, Kürdistan’da tarıma gerekli önem verilirse hem toprağın hem suyun bereketinden dolayı en büyük gelir kaynağı olma şansı mevcuttur.

Bu yönüyle, sonuç olarak şunları belirtebilirim; Tarımın anavatanı olarak bilinen Mezapotamya ve Kürdistan coğrafyasında bize en fazla kazandırabilecek şeyin tarım olduğunu bilerek, bütün gücümüzle tarıma yatırım yapmamızın en doğru şey olacağı inancındayım ve umarım geç olmadan herkes bunun farkına varır.