İlhami Işık: ABD'nin Rojava ile petrol anlaşması Kürtlerin IŞİD'e karşı başarısının bir sonucudur
English Türkçe Kurdî
كوردی عربي فارسى

HABERLER GÖRÜŞ RAPOR SÖYLEŞİ EKONOMİ MULTİMEDİA YAŞAM SPOR KÜLTÜR/SANAT
×

İlhami Işık: ABD'nin Rojava ile petrol anlaşması Kürtlerin IŞİD'e karşı başarısının bir sonucudur

Serpil Güneş

BasNews – ABD'li "Delta Crescent Energy LLC" şirketinin, Rojava’daki Kürt grupların liderliğindeki HSD ile petrol anlaşmasının yankıları sürüyor. Siyasi gözlemciler petrol anlaşmasının Rojava’daki Kürtlerin meşruiyet kazanması olarak değerlendirilirken, anlaşmaya Türkiye’nin  tepkisi de gecikmedi.

Diğer yandan ENKS ve PYD’ye bağlı Kürt siyasi partilerin Suriye Demokratik Güçleri Komutanı Mazlum Kobanê inisiyatifindeki birlik görüşmeleri ise Kürt kamuoyunda büyük bir heyecen yarattı. Birlik çalışmaları ve petrol anlaşmasının uzun vadede Rojava’daki Kürtlerin Cenevre görüşmelerinde nasıl etki yaratacağı ise merak konusu.

Bölgedeki gelişmeleri özelde Rojava’daki birlik çalışmaları, HSD ve ABD’li petrol şirketlerinin petrol anlaşması, bölgedeki gelişmeleri gazeteci-yazar İlhami Işık ile konuştuk.

İlhami Işık, petrol anlaşmasının bir meşruiyet kazanımı olarak görülmesinin yanısıra, Kürtlerin bu kazanımının IŞİD örgütü ile mücadelesinin bir sonucu olarak ele alınması gerektiği görüşünde. Işık’a göre Rojava’daki Kürtlerin birlik görüşmelerinin resmi bir temsiliyete kavuşturulması halinde Cenevre'deki görüşmlerde Kürtlerin eli güçlenecek.

Erbil’in ve Kandil’in ENKS-PYD birlik çalışmalarına bakış açısını da değerlendiren Işık, Erbil’in bu konudaki olumlu açıklamaları birlik çalışmalarını başarılı kılacağına inanıyor. Suriye denkleminde Batılı ülkelerin Türkiye'nin itirazları çerçevesinde, Kandil’i ise dışarıda bırakma stratejisinin tutmayacağını düşünüyor.

Gazeteci-yazar İlhami Işık, ABD seçimlerinin Kürtler ve bölge dengeleri açısından etkileri, Suriye Kürtleri’nin gelecekte nasıl bir yol izleyecekleri ve Türkiye’nin olası tavrını şu şekilde değerlendirdi.

-ABD'li "Delta Crescent Energy LLC" şirketinin, Rojava’daki  Kürt grupların liderliğindeki HSD ile anlaşmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Anlaşma Türkiye, İran ve Şam yönetimlerinin tepkisine yol açtı. Washington destekli bu hamle ne anlama geliyor? ABD bölgede neyi hedefliyor? Kürtler açısından bu anlaşma ne ifade ediyor?

Anlaşmayı ilk önce Al Monitor’dan Amberin Zaman' duyurdu, ardından Aydın Selcen bu konuya ilişkin yazdı. ABD Dışişleri Bakanlığı da doğrulayınca böyle bir petrol anlaşmasının varlığından haberdar olduk. Bu anlaşmayı, Rojava’da Kürtlerinin IŞİD’e karşı verdiği mücadelenin sonucunda elde ettiği meşruiyetinin bir ifadesi olarak okumakta fayda var. Bu mücadele olmasaydı, biz bunları konuşmuyor olacaktık. Evet nedeni bu değildir, ama sonucu budur şeklinde bakmak gerekiyor.

Sorunuzun başında dediğiniz gibi, anlaşmaya İran, Türkiye ve Suriye’nin tepkilerine baktığınız zaman, yüzeysel tepkiler olduğunu görüyoruz. Yüzeysel bir tepki olarak da kalması normal. Çünkü son 3-4 yıldır, dünya siyaseti bizim bildiğimiz, okuduğumuz minvalde ilerlemiyor. Daha çok, kimi liderlerin kişisel ilişkileri, siyasal kuvvetler  üzerinden devam ediyor. Böyle olunca gelişmeleri doğru okumak biraz zorlaşıyor. Çünkü o liderlerin bulundukları durum, hatta ruh halleri politikaları etkileyebiliyor. Yani klasik anlamda, büyük devletlerin çıkarları, Ortadoğu’daki güç dengeleri, ya da Türkiye, İran, Irak ve Suriye’nin mevcut pozisyonunu net bir şekilde değerlendirmede sıkıntı yaşamaktayız. Son yaşananlar anlamında diyorum, 3  ay evvel bu gelişmeleri izah ettiğimiz zaman belli bir sonuca ulaşmak mümkündü. Bugün öyle değil. Bizim coğrafyamızda, yakın, orta ve uzak diye bir gelişme yok.  Böyle olunca da bu ilişkilerin devam edip etmeyeceği konusu muğlaktır. Ancak, saydığımız ülkelerin hepsi Trump sonrası dönemi satın almaya çalışıyor. Çünkü, ABD’nin bölgede ne yapacağı ve ABD’nin başında, bir günü bir gününü tutmayan Trump gibi bir lider olduğu için, çıkarların nerde şekilleneceği, ya da bu çıkarlar  hangi duruma tekabül ettiği konusunda maalesef bir netlik sözkonusu değil.

Bu gelişme net olarak nereye tekabül edeceği konusunda pratik anlamda izah etmekte sıkıntı yaşarız. Daha çok teorik anlamda izah etmekle karşı-karşıyayız.

-Peki bu net olmayan gelişmelere rağmen ABD'li şirket ile yapılan petrol anlaşması Suriye'deki Kürtlere bir meşruiyet kazandırmıştır diyebilir miyiz?

Tabiki… Petrol anlaşması yapan şirketin büyük ve küçük olması önemli değil, neticede ABD gibi dünyanın bir numaralı gücü geliyor, Suriye Kürtleri ile petrol anlaşması yapıyor. Bu meşru bir muhataplıktır ve bir meşruiyet anlamı taşır. Zaten bütün dünyada istisnasız Suriye Kürtleri bir meşruiyet kazanmış durumda. Trump gibi bir lider bile, meşruiyetini tanımış durumda. Türkiye dışında, Suriye de meşru görüyor Irak da, İran da meşru görüyor. Türkiye’nin sadece kendine özgü, anlaşılmaz, yarın nasıl yürüteceği de öngörülmez  belirsiz politikası nedeniyle, meşruiyetini tanımama durumu var. Onun dışında, tüm dünyada Suriye Kürtlerini meşru görmeyen hemen hemen tek bir ülke yok gibidir. Suriye’deki iki ana güç, ABD ve Rusya ikisi de Suriye Kürtlerini meşru görüyor.

-Sözkonusu anlaşmaya Türkiye Dışişleri Bakanlığı tepki verse de Türkiye’nin bu anlaşmaya ikna edildiği belirtiliyor. Katılıyor musunuz?

Bunu söyle okuyabiliriz. İknadan çok, Türkiye yarına yönelik bir yatırım yapıyor kendi açısından. Çünkü mevcut iktidar da,  Trump’ın önümüzdeki seçimlerle gideceğine dair ikna olmuş durumda. Trump, sonrası olası ABD iktidarı, yani Biden’ının Suriye Kürtlerine bakış açısı belli. Irak ve Türkiye’deki Kürtlere bakış açısı da belli. ABD son dört yıldır rafa kaldırmış olduğu, arafta beklettiği devlet politikasına geri dönecek. Bu devlet politikasına dönüş, Türkiye açısından bir mevzi almasını gerektiriyor. Bunun için sadece içerde kimi  itirazları susturmak adına, Türkiye Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nun hem ENKS ile ilgili, hem de petrol anlaşmasına ilişkin açıklaması oldu. Ama havada kalan, karşılığı olmayan ve sonuç alıcı hamleler değil bunlar. Bu bir “bekle-gör” politikasıdır. Bozmaya yönelik girişimler olmadığı gibi, ilerlemesine katkı sunmak adına da girişimleri yok. Bu bir 3 ay daha devam eder gibi görünüyor.

-Biden’ın seçimleri kazanması halinde daha önce çokca dile getirdiği Irak'ın üçe bölünerek Şii, Sünni ve Kürt devletlerinin kurulması şeklindeki açıklamalarının, bir ABD politikası haline gelmesini öngörüyor musunuz?

Irak’ın üçe bölnmesini isteyeceklerini sanmıyorum. Irak’ta bir iç düzenleme olabilir. ABD’nin Irak’ın üçe bölünmesi gibi bir politikası hiçbir zaman olmadı. ABD'nin yıllardır Irak’ta Kürtlerin de dahil olduğu, bütünlüklü bir politikası vardır. Sadece Trump döneminde ne olduğu belli olmayan bir politika uygulandı, o kadar. Biden yönetiminin başa gelmesi halinde Kürtlerin mevcut pozisyonun daha da iyleştirilmesine yönelik bir politika içerisinde olacağını kendisi de açıkça deklare etti. Seçmiş olduğu ekip arkadaşları, yine seçim sürecindeki göstermiş olduğu tavır da bunun işareti. Biden'ın tutumu ABD’nin Ortadoğu’ya klasik bir bakış açısını yenilemesi olarak görülebilir. Trump’ın tahrip ettiği, kişisel ilişkiler ve siyasal inisiyatif ile yürüttüğü politikaların Suriye’de yarattığı yeni bir durum var. Yeni yönetimin bunu görmemesi mümkün değil. Zannedersem bu duruma yönelik adım atmak durumdalar.

 -Petrol anlaşmanın ENKS ve PYD arasındaki birlik görüşmeleri ardından gelmesi dikkat çekiyor. ENKS-PYD arasındaki birlik görüşmelerinin Suriye Kürtleri açısından önemi nedir? Rojava Kürtlerinin meşruiyet kazanması açısından bu birlik çalışmaları bir avantaj sağlar mı?

Birlik görüşmeleri Suriye Kürtleri açısından çok fazla avantaj sağlayacak bir adımdır. ENKS’nin mevcut pozisyonu belki sahada çok güçlü değil ama, uluslararası meşruiyet açısından çok güçlü bir temsiliyet kabiliyetleri var. Bütün dünya onları Suriye’de siyasal temsilci olarak görüyor. Diğer yandan silahlı anlamda meşruiyetini kabul ettirmiş bir PYD var. Siyasal meşruiyet ile askeri meşruiyetin birleşmesi elbetteki Kürtlerin önünü olumlu anlamda açacaktır. Meşruiyetlerini daha fazla  güçlendirecektir. Zaten sorun da burada.  Böyle bir meşruiyetin siyasal bir düzlemde yürümesi, İran’ı ve Kandil’i rahatsız ediyor.

-PKK’nin, PYD- ENKS ile birlik görüşmeleri  ve  petrol anlaşmasına ilişkin tavrı nedir? Destekliyorlar mı sizce? Zira Cemil Bayık en son Petrol açıklamasını basından takip ettiklerini ve “Suriye uluslararası alanda kabul edilen bir devlet. Bu yüzden Suriye'nin yer altında, yer üstünde bulunan tüm kaynakları halka aittir, birilerinin değildir. Kimse halkın malını kendine mülk yapamaz” dedi.

Sorun, zanedersem temel anlamda şundan kaynaklanıyor; ENKS-PYD arasındaki görüşmeler söylendiği gibi sonuçlanırsa, bu  Suriye Kürtleri ile Türkiye’nin arasındaki ilişkiyi belli bir raya girmesini zorunlu kılacak bir durumu ortaya çıkaracaktır. Aynı şekilde, Türkiye’nin Irak Kürdistanı ile ilişkisini biraz daha önemli bir boyuta taşıyacaktır. Siyasal sonuçları buna zorlayacak. Aynı şekilde Suriye Kürtlerini de “terörizm ile bağlantılı" olarak adlandırılan  girdaptan çıkarmış olacak.

Birlik çalışmaları, Suriyeli Kürtlerine siyasal anlamda meşru bir alan yaratacaktır. Bu, İran’ın Suriye’ye bakış açısına ters bir durumdur. Irak ve Suriye Kürtlerinin Türkiye ile beraber üçlü bir ilişki içerisinde olması, İran açısından hiçbir zaman pozitif görülmemiştir. Çözüm sürecindeki duruşundan da görüyoruz bunu. Böyle olunca İran ile siyasal anlamda stratejik ve ideolojik açıdan yakın duran Kandil’in negatif bir tutum almasına şaşmamak lazım. Asıl şaşırılması gereken, ilk defa isim vermeden Cemil Bayık’ın Mazlum Kobanê’yi "gaflet" ile suçlaması. Bu yeni bir tespittir. Daha çok Batı’nın Türkiye’nin hatta Rusya’nın bile (kısmen) “Kandil’in Suriye Kürtleri ile ilişki boyutu değişmelidir, organik bağı ortadan kalkmalıdır” tezinin Cemil Bayık tarafından, daha fazla gerçekleştirmesine yönelik bir durumun ortaya çıkması gibi değerlendirilebilir. Bu benim açımdan ilginçtir. Yani Kandil’in hem PYD-ENKS görüşmeleri, hem de petrol anlaşmasına yönelik negatif bakması benim açımdan, gözlemciler açısından sürpriz değildi. Karşıt bir tutumdan ziyade “görmedik, duymadık, bilmiyoruz” mantığıyla, biraz değersizleştirerek, tahlil etmesi ilginçti. Ancak esas ilginç olan ilk defa Mazlum Kobanê’ye yönelik sert eleştiride bulunmasıydı.

-Kandil’in petrol anlaşmasına tutumunu İran ile bazı çıkarlarla bağlantılı tepkiler olarak değerlendirdiniz. Biz bu tutumu Suriye ve genel Ortadoğu’da kurulacak yeni denklem seneryolarında Kandil’in dışında bırakılmasına yönelik bir örgütsel tepki olarak da ele alabilir miyiz?

Tabi elbetteki, PKK’nin tavrı sadece İran’ın bakış açısından kaynaklanmıyor. Yani Batı’nın da, Türkiye’nin de anlamadığı bir şey var. Siz, Suriye Kürtlerini PKK’den tamamen koparmaya yönelik bir stratejisi güderseniz, bu başarısız olur, yürümez. Çünkü, PYD, KCK’nin içinde yer alan bir yapılanmadır. Burada uygulanacak olan strateji; Suriye’de demokratik, siyasal mekanizmalar oluşturmak, Kürtlerin birliğiyle inşa edilen bir sistem kurarak, Kandil’in de siyasal mekanizmalara katılımını teşvik etmek olmalıdır. Silahlı mücadeleyi artık gereksiz hale getirecek, bir zemin yaratmak daha doğru bir stratejidir. Kandil ile PYD’yi birbirine düşürürecek hiçbir strateji başarıya ulaşamaz, çöker. Hayat bulmaz. Problemi daha da ağırlaştırırsınız. Trump yönetimi ile alakalı bölge ile ilgili Amerikalı diplomatların çok anlamadığı konu da bu. Türkiye’nin itirazı vardır, ama Türkiye’nin itirazı bu anlamda okunduğunda, öngörülen bu strateji onların da (Türkiye) çıkarına değil. Türkiye sadece Türklerden oluşmuyor. Burada 40 yıldır devam eden, artık anlamsızlaşan silahlı mücadeleyi sonlandıracak, onu söndürecek stratejiler gütmek gerekiyor. Suriye’deki oluşum ENKS’nin de katılımıyla çok muazzam bir rol model olacak. Bu rol modele Kandil’i de katmak gerekiyor. Ayrıştırmanızdan ziyade katmanız gerekiyor. Esas strateji bu olmalıdır. Ancak, o zaman verilen bu kadar emek boşa gitmemiş olur ve Kürtlerin de acısı biter, bölge devletlerinin de kaygıları bu anlamıyla giderilmiş olur. Eğer niyetiniz çözüm ise bunu yaparsınız, ama eğer niyetiniz çözüm değilse, sürekli Kandil’in elinde silah olmasını istiyorsanız, siz Kürtleri birbirine bırakır, birbirine düşman ettirirsiniz. Bu aklı başında, vicdanı ve ahlakı olan hiçbir Kürt’ün “evet” demiyeceği bir durumdur.

- Şimdiye kadar Suriye Kürtlerinin birlik müzakereleri açısından Erbil’in pozisyonunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Erbil’in bu konuda olumlu bir pozisyonu olmasaydı, bu görüşmeler başarıya ulaşamazdı. Erbil olmadan yürütülseydi, birlik görüşmeleri çoktan bitmiş olurdu. Erbil’in her alanda bir meşruiyeti var. Bu meşruiyetini daha da pozitif anlamda, bir baskıya dönüştürmesi gerekiyor. Birlik çalışmalarının çok fazla zamana yayılmasına mümkün olduğunca izin vermemelidir. Birlik görüşmemeleri çürümemelidir. Sürekli bu konuyla ilgili pozitif açıklamalar, zannedersem herkesi birlik çalışmalarını pozitif pozisyonda tutmaya teşvik edecektir. Aykırı seslerin, rahatsızlıkların dile getirilmesi Erbil’in bu konudaki pozitif pozisyonunu daha da yükseltmesinde bir engel teşkil etmemelidir. Bu konuda duruşlarını daha da yükseltirlerse görüşmeler zamana yayılmadan, olumlu yönde sonuçlanacağı konusunda bir kuşkum olmaz.

- Suriye’de çözüm görüşmelerinde Kürtler, sizce nasıl bir strateji izlemeli? Kürtlerin Suriye’de Özerkliklerini koruma olasılığı ne kadar? 

Çok zordur bu sorunun cevabı. Bu sadece Kürtlerin stratejilerine, taktiklerine ya da doğru durmalarına bağlı bir durum değil. Siz istediğiniz kadar, iyi bir stratejiye sahip olun, siz istediğiniz kadar doğru taktirler uygulayın, ama dünyayı yönlendirenlerin çıkarları, sizin bu strateji ve taktiklerinizin dışında bir arayış içerisindeyseler, bu çabalar çok anlamlı olmuyor. Suriye büyük güçlerin kapıştığı bir alan. ABD ve Rusya. İkisinin de hesapları 180 derece birbirinden farklı. Böyle olunca çok büyük bir ustalık gerekiyor. Yani filler kapışınca ezilmemek adına. Bugüne kadar Suriye Kürtleri başarılı bir strateji ve taktik geliştirdiler. Eğer Trump’ın politikaları olmasaydı, son yaşanan olumsuzluklar yaşanmayabilirdi. 

Kürtlerin kendi aralarında birliğe çok değer vermeleri gerekiyor. Birliklerini, meşru alanlarda sürekli sürdürürlerse, siyasal alanda bir temsiliyet sağlayabilirlerse, dünyanın onları gözardı etme şansları yok. Neden gözardı etme şansları yoktur? Çünkü dünyadaki çıkarlardan çok daha üstün bir meşruiyeti, dünyanın en barbar örgütü IŞİD’i yenerek elde ettiler. Eğer dünya kamuoyu nezninde böyle bir meşruiyet yakalanmamış olsaydı, Trump çoktan Suriye Kürtlerini satmış olacakdı. Suriye Kürtlerinin böyle bir silahları var. Bu, birçok siyasal ve ekonomik çıkardan çok daha değerli, kıymetli bir silahtır. Bu avantajlı durumu ustaca hayata geçirmeleri gerekir. Bunun yolu da birlik olmalarından geçiyor.

Ayrıca kendilerini terörizm ile yaftalayan kesimlerin eline malzeme vermemeliler. Çünkü, o Suriye Kürtlerini zayıflatan bir halka. Bu dönemde yapacakları en iyi tutum, hem ABD ile hem Rusya ile hem de bölge devletleriyle mümkün olduğu ölçüde kavga etmeden, bir çatışmaya girmeden, ama kendi hak-hukukunu ve siyasal temsiliyetini de koruyacak bir politika yürütmeleridir. Bunu şimdiye kadar başarıyla yaptılar. Bu başarıyı daha ileriye taşımaları gerekiyor.  ENKS ve PYD görüşmesi daha da ileri bir aşamaya ulaşırsa, diplomasi ayağı da çok güçlenecektir. Çünkü, askeri mücadelenin yarattığı askeri bir meşruiyet zaten var, bu birlik sayesinde diplomasi yönü de güçlü bir hale gelecektir. Böyle olursa pazarlık kozları da daha da artmış  olacaktır. Cenevre’de temsiliyet kurmaya giden yolların taşları da döşenmiş olacaktır.

 -En son ne demek istersiniz bölge ve ABD seçimlerine ilişkin?

ABD seçimlerinin sonuçları hem Türkiye’deki iç dengeleri, hem de Kürtlerin bölgedeki pozisyonunu direkt etkileyecek bir sonucu doğuracaktır. Hiçbir ABD seçimi Kürtler ve Türkiye açısından hiç bu kadar etki yaratmamıştır şimdiye kadar. Bu anlamda, o zamana kadar gel gitlerin yaşanması bir şeyin olumsuz gittiği ya da pozitif gittiği, şeklinde algılanmamalı. Hiç bir gelişmeyi net gidiyor, ya da bu olumsuz gidiyor anlamında görmemeliyiz. Çünkü, politikasızlığın hakim olduğu bir dönemin sonuna doğru geliyoruz. Türkiye’de bunu satın almaya çalışıyor, Suriye’de bunu almaya çalışıyor, İran’da Rusya da hakeza. Siz de takdir edersiniz ki, dünyanın bir numaralı gücü iktidar değişimine gidiyor. Ne yaptığı belli olmayan bir liderden kurtulmasının siyasal sonuçları elbette olacaktır. O zamana kadar zannedersem gelişmeler virgülle devam edecektir, noktalanmayacaktır diye düşünüyorum.