HDP ve Madunlaştırıcı siyaseti
English Türkçe Kurdî
كوردی عربي فارسى

HABERLER GÖRÜŞ RAPOR SÖYLEŞİ EKONOMİ MULTİMEDİA YAŞAM SPOR KÜLTÜR/SANAT
×

HDP ve Madunlaştırıcı siyaseti

Hatice Özhan 

Halkların Demokratik Partisi (HDP) 15 Haziran’da başlatacağı “Darbeye karşı demokrasi yürüyüşü” kararı ile siyaset vitrinindeki cansız görüntüsüne yeni bir tartışmanın kapısını da aralayacak şekilde “hareket” kazandırmışa benziyor. Milletvekilleri Leyla Güven ve Musa Farisoğulları’nın vekilliklerinin düşürülmesi nedeniyle HDP’ce alınan bu karar haliyle, akıllara Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) 2017 yılında milletvekilleri Enis Berberoğlu hakkında verilen tutuklama kararına binaen başlatılan Adalet Yürüyüşü’nü getirdi. Eylem konseptinin CHP’ninkiyle birebir benzerlikler gösterdiği HDP’nin yürüyüş kararı, Kürt ulus sorunu ile samimi ve taassupsuz ilgilenenlerin eleştirel yorumlarını bir kez daha üzerine çekti kanımca. Meseleye daha çok kolonyalizm ve madunluk penceresinden bakanların tenkitleri daha fazla olmuştur kabulümce. Soruna madunluk penceresinden bakmak epey yerinde olur çünkü; Kürt sorunun çözümünde rol alan siyasal aktörlerin hareket alanları ile zihin dünyalarının sınırları devletin belirlediği çerçeve dâhilinde artıyor ve bitiyor. Burada bir madunluk durumu söz konusudur çünkü; Türk siyasetinin “kolektif kimliği”nin bir parçası oldukları içselleştirmesi Kürt siyasal psikolojisinde mevcuttur. Türk devlet sistemine siyaset yoluyla sağlanılan entegrasyon bu madunun tüm dışavurumcu seremonilerinde ve siyaset kabiliyetinde kendini gösteriyor maalesef ki. Hal böyleyken de büyük meseleler unutulmuş ve Kürt siyasi elitleri bir “demokrasi” meczubu gibi kendilerini sokaklara atmış vaziyetteler.

Nitekim siyaset tedavülünde uzun yıllar önce dolaşıma konulan Kürt meselesinin bir demokrasi sorunu olduğu ve pek tabi Türkiye’nin demokratikleştirilmesi yoluyla meselenin halledileceği kuramı kanımca alınan kararın bilinçaltını oluşturuyor. Demokrasi toplumsal hayatın ve de siyasetin düzenlenmesinde önemi yadsınamaz bir olguysa da Kürtlerin dünden bugüne yaşadıklarının müsebbibi demokratiksizlik olmadığı gibi karakteristiğini cebirle oluşturan Türk siyasal hayatının da tedavisinin ve kendisine yeni bir sosyalizasyon kazandırılmasının reçetesi değildir. Bilhassa da içinde bulunduğumuz dönemin marazi istikrarsızlığından, çatışmalarından ve panoptikon* durumundan kurtulmak kanımca Kürt madunun pek de üstesinden gelebileceği bir sorun gibi de hiç durmuyor. HDP’nin muadili CHP’nin siyasal davranışının öykünmeci taklidi ve benimsediği sömürgeci alışkanlık geride “adına konuşulacak bir ulus” bırakmadığı gibi, statükonun bir parçası konumuyla da kurtuluş tahayyülü adına Kürtleri bir saklambaç oyununda oynatır durumuna getirmiştir. Medet ya devletten ne de olsa! 

Ayrı bir dünyaya ait olan Madun, sömürgeci devlete öykünür

HDP’nin siyasal psikolojisi, sömürgeci ve sömürge sonrası toplumsal oluşumların kuruluş ve ilerleme mantığı ekseninde bir anlatılabilir anca. Sömürge sonrası Hindistan’ın kurtuluşunun, iyileşme reçetelerinin Hintli entelijansiya tarafından sömürgecide-kapitalizmde arandığı, bu yönlü kuramların geliştirildiği gerçeği Kürtlerin durumunu anlatmak için yerinde bir örnek olur. Kapitalizmin “evrenselleşme Vazifesi”ne bel bağlayan Hintli tarihçi ve teorisyen Ranajit Guha, kapitalizmin sömürge dünyasını kendi hâkimiyet alanına, liberal dünya görüşüne dâhil etmemesini yadırgar. Sömürgeci devleti, ilerlemenin temsilcisi olarak gören bir bakış açısıyla R. Guha kapitalizmin sömürge Hindistan’ı kendi kültürel ikliminin dışında tutmasını, Doğu’nun Avrupalılaşma fırsatının elinden alınması olarak yorumlar. Sömürge kapitalizmini bütün yönleriyle eleştirmekle gerçek bir Hint ulusu yaratılabileceğini görmeyen Guha, görüşlerinde ısrarla yerel bir burjuvanın önünü açmadığı için sömürge kapitalizmine sitemlerde bulunur. . Avrupa burjuvazisininkine benzer yerel- baskın bir burjuvazi ile ulus-kurma projesinde başarılı olunacağını düşünen Guha’nın madunun ayrı bir dünyaya sahip olduğu gerçeğini unutacak denli “madun” olduğu besbelli. Böylesi bir sorunsalda altı çizilecek en birincil gerçeklerden biri; sömürge ve sömürge sonrası toplumsal oluşumlar ile sorunların Batı’dakilerle aynı çerçeve içerisinde görülemeyeceğidir. İkincisiyse sömürge toplumlarının toplumsal özgürleşme, ulusal kurtuluş idealarının ya da büyüme hedeflerinin sömürgeciye öykünerek, madunun sömürgecisine biat ederek sağlanılamayacağıdır. Çünkü sömürge ve sömürge sonrası toplumlarda madunların daha doğrusu, siyasal bir perspektiften konuyu yorumlamam hasebiyle, madun ulusların koşulları ile kültürel/zihin dünyası sömürgecisininkinden tamamen farklı olduğundan kendi esas gerçekliğine dönmesi ve kurtuluşu bu seviyede araması gerekir. R. Guha ve çağdaşı çok sayıda Hintli entelektüelin sömürge Hindistan’dan Avrupa’daki gibi güçlü bir ulus-devlet yaratılmadığının nedenlerini araştırdıkları maduniyet çalışmalarında yürütülen mantık ve fikir hatası halen de başka coğrafyaların siyasetlerince tekrar edilmekte. 

Madun hâkim olanın muadili olamaz

Sömürge ve post-kolonyal uluslardaki siyasal psikoloji ve kültürel özgünlükleri gereği sorunlarının çözümünü sömürgeci alışkanlıklarından kurtularak gerçekleştirmeleri lazım gelir. Madunla hâkim olanın birbirinin muadili olması imkânsızdır. Bu iki ayrı dünyanın eşit koşullarda farz edilerek aynı çerçeve içerisinde görülmesi, madunlar arası kolektif kimlik birlikteliğiyle yürütülecek bir mücadele dinamiğini seçenek dışı bırakıp hâkim olanın önderliğinde bir kolektif kimlik icrası demektir ki bu da felaketin ta kendisidir. Madun Kürtlerin, R. Guha’nın öykünmeci psikolojisiyle hareket eden siyasi elitlerce/seçilmişlerce Türk kolektif kimliği içerisinde tutulma çabası benzeri bir felaketin bir diğeridir. Hakkari’den Ankara’ya doğru Doğu-Batı eşittir Türkiye metaforik anlamında da okunabilecek 5 günlük yürüyüş Guha’nın Doğu-Batı sentezinden bir alıntılamadır sanırsınız ki. Batı ile Doğu arasında dokuduğu fikirsel mekiğe Batılı teorileri Doğulu gerçekliklere naklederek gerçekleştiren Guha gibi HDP de benzer bir mekikte yürüyecek 5 günlük zaman zarfında. Kürtlerin kendilerine ait ve özgün teorik kategorilere ihtiyacı olduğu gerçeği ise hal böyleyken sömürgeci alışkanlıklara kurban verilmeye devam edileceğe benziyor.   

Yararlanılan Kaynak:

Post-Kolonyal Teori ve Kapitalizmin Ruhu- Vivek Chibber ( Ranajit Guha’nın “evrenselci kapitalizm” teorisi için kitaptan faydalanılmıştır)

* Panoptikon, İngiliz filozof ve toplum kuramcısı Jeremy Bentham’ın 1785’de tasarlamış olduğu hapishane inşa modeli. Foucault da Panoptikon kavramıyla iktidarların kontrol mekanizmalarını nasıl geliştirdiğini anlatmıştır…