Heci Ana gitti
كوردی عربي فارسى
Kurdî Türkçe English

HABERLER GÖRÜŞ RAPOR SÖYLEŞİ EKONOMİ MULTİMEDİA YAŞAM KÜLTÜR & SANAT
x
Öztekin Çaçan

Heci Ana gitti

Zaman, ölümden çeyrek saat çalmaktır. Hayat, çalıntı zamanı yaşamaktır

Üniversite kampüsünde, ders arası bir hocamla, başka bir hocamız hakkında iki lafın belini kırıyoruz. Hakkında konuştuğumuz Veysel Sönmez’in  ‘Philosophia’sından söz edip ‘İnsanı kâmil’den örnekler veriyoruz. Dersi sohbet havasında işlemesinin önemi, bu geleneğin kökeni, sosyal bilim eğitiminde sohbetin, akademik ‘aktarım mekanizması’ olarak kullanılmasının önemi gibi konular hakkında kısa cümlelerle, girip çıkıyoruz. Küçük ve isteksiz adımlarla koridordan sınıfa doğru yürürken, molanın kısalığından adımları uzatıp derse geçiyoruz. Aslında molada dersimizi alıyoruz Veysel Hoca’nın dikte etmeden anlamamızı sağlamaya çalışan bir yapısı ve tarzı vardı. Asla kimseyi kırmıyor ve kendine has yöntemi ve de hal ve hareketleriyle “arkadaşlar anlayın” diyordu aslında.

O gün ve sonraki günler hep yukarıda geçen ‘Philosophia’  kelimesini/kavramını kafamda evirip çevirdim. Zaman içerisinde  ‘Philosophia’  kelimesini ‘Filozofya’ya çevirmenin daha iyi olacağına karar verdim. Yani kelime olarak kodlamak yerine kavramsal olarak kodlamak en doğrusu. Çünkü kelimeden ziyade,  işaret ettiği anlam daha değerliydi.  ‘Filozofya’ yada ‘Filozofyası olan insan’ kavramı, benim aklımda hep davranış-düşünce bütünlüğü veya ‘Kâmil olmak’ anlamına karşılık gelmiştir. Yoruma daha kapalı, daha bizden bir kavramlaştırma modeli bu. Kendisi gibi olup, kendisi gibi yaşayan, durumuyla barışık, kendini açan, öz güveni yüksek insanlar, damıttıkları yaşamlarıyla birlikte ‘Filozofyası güçlü’ insanlardır. Eğer anlıyorsak, çözebiliriz.

Lise ortamından yeni çıkmışız. Üniversiteliyiz artık. Her diyardan gelenler; her neleri varsa heybelerine doldurup öylece gelmişler. Çocukluğumuzu anlatacak değiliz ya, biri birimize hocalarımızı anlatıyoruz. Zamandan çaldığımız çeyrek saatlerin dakikaları hızla geçerken bizler, evvela biri birimizi anlamaya çalışıyoruz. Herkes bir diğerinin heybesine, zulasına sarkarken, ıssız ve sahipsiz Ankara ayazında hep birlikte yaşıyoruz.  Onlar bize, biz onlara; olandan bitenden ve memleketlerimizden söz ediyoruz. Anılarımızı, varlıklarımızı ve değerlerimizi yarıştırıyoruz. Daha sıra bizim hikayemize gelmemişken anlattıklarımızdan yola çıkarak şimdilik biri birimizi tartıyoruz.

Diyarbekirli olarak her maça hep beş sıfır önde başlıyoruz tabi ki.  Şiir diyorlar Ahmet Arif, Cahit Sıtkı’yı sohbete katıyoruz.  Sosyoloji diyorlar Ziya Gökalp’ten başlıyoruz. Anlatıyoruz, tartıyoruz çünkü herkes yol ayrımının farkında.  “Beni seven gelsin, sevmeyen çıksın gitsin hayatımdan” diyeceğiz yakında. Biliyoruz.

Olay şairden, filozoftan ressamdan sıyrılıp ‘ortam’a gelince biz, Mevlide Hoca’yı anlatıp yarışı kızıştırıyorduk. Şöyle demiş, böyle yapmış diyerek abilerimizin anılarını; şöyle dedi, böyle dedi deyip kendi zamanımızı anlatırken, ortalığı yaman kahkahalara boğuyorduk. Arada geçici dostlarımızın kuru aşına da kaşık salladığımız oluyordu ama bizim heybe bambaşkaydı. Bu kadar uzun süren, bu kadar kuşakları etkilemiş bir fenomene herkes şaşırıyordu.  Anılarımızla başa çıkamıyorlardı.

Bu rekabette yenik düşen arkadaşlardan biri bir gün,  Mevlide Hoca’yı kast ederek onun hakkında anlatılanları, “Sadece küfür içeren, komik şeyler” olduğunu imleyen bir laf attı ortaya. Ona göre anlatılanlar sadece komik; öğretmen ve okul fikriyle uyumlu olmayan eğlencelik konulardı. Mevzu ağırdı çünkü, anlatılanlardan anladığı sadece küfürbaz bir öğretmenin komik meseleleriydi.

Cevap hakkını kullanmak, sözün sonunun, ana fikrin öyle olmadığını anlatmak hocanın öğrencileri olan bizlere düşüyordu.  Cevap vermek için ilk sözümün  “meseleyi anlamaya senin Filozofyan yetmez” dediğimi iyi hatırlıyorum.  Evet, bu konu şimdi bile ağır konu. Filozfyası yetmeyen insanlar, değil bazı şeyleri; kolay kolay hiçbir şeyi anlayamazlar.

Benzeri olaylar sadece Mevlide Hoca özelinde değil, değişik zamanlarda çok çıktı karşıma. Ama Mevlide Hoca mevzusuyla devam edeceğim. 

Yine o yıllarda ve aradan geçen yıllarda değişik yerlerde az önceki soruya verdiğim cevapları geliştirip yetkinleştirerek vermek durumunda kaldım. Ve her seferinde şunları anlattım:

Biz haki renkli zamanların çocuklarıyız. Pazartesi günleri okulun mesaisi başladığında, yeterince ses çıkmadı diye defalarca tekraren baştan okurduk İstiklal Marşı’nı örneğin, nefti asker yeşili bütün evrenimizi sarmaya çalışırken. Yaşımızın on sekizlerini harcamaya başladığımızda, işte tam bu günlerimizde Mevlide Hoca her şeye küfrediyordu. Daha ne olsun? hayatımızda her şeye küfredebilen biri vardı. Bizim açımızdan tabi ki kişisel çekiciliği bu kadarla sınırlı değildi. Herkes ve her şey o günlerin güvenlik algısıyla katı asık suratlı bir hal alırken o bizim her şeyimize katlanıyordu. ‘Kaygı’nın hangi gece kimin kapısını çalacağı belli olmazken Diyarbekirlilere has bir özgüvenle o “Bunlar bizim çocuklarımız” duygusunu koruyordu.  Saflığıyla, yalınlığıyla kirletilen her şeyi yıkayabiliyordu. O yılların birinde bizim sınıftan birkaç öğrenciye iki ders boyunca, evine dadanan farenin canına okumak için “Gidin bana namuslu bir kedi bulun” diye izin verebiliyordu. İşte buydu Mevlide Hoca’nın öğrencileriyle bağı. Öğrencilerinin bir kısmı dert ortağı bir kısmı lojistik destekçisi olup evine en güzel peynirleri, en güzel yoğurtları taşıyabiliyordu. Kaç öğrenci kaç hocasının evini boyamıştır bilmiyorum ama Rahmetli Aziz, Rahmetli Bedri ve ben bunu yapabiliyorduk. Ve de az yemeğini yemedik.

Hacı ana, bize küfretse de, bize hep temiz duygularla, evlat hasretiyle yaklaşmıştır. Sınıftaki bir arbede sırasında zarar gören öğrencisini korumak için bütün okul yönetimini sınıfa toplayabilmiştir.  Müdürleri ve muavinlerini tahtanın önüne dizerek Şexo’un başına gelenler için hepimizi azarlayıp disipline göndermeye çalışmıştır.  Şexo’nun hesabını sormuştur. Babasına küfrederek Sedat’ı kitapla kafasına kafasına vurarak döverken “Hocam ne küfür êdisen?” diyen Sedo’ya “Ma köpek, ben sahan küfretmiyem, babana küfrediyem? Baban benim akrabam değil mi?” diye kızarak Sedo’nun gençlik buharını ustaca alabilmiştir.

Mevlide Hoca ile gerek öğrenci, gerek öğretmen; çatışanlar da olmuştur tabii.  Ama  sulh ile çözülmeyen bir olayı olmamıştır.  Bizim dönemde en sevdiği hocalarımızdan Ali Feyzi Bağcı’nın her türlü şaka ve takılmalarına çok sabırla yaklaşırdı. Çünkü Ali Hocayı çok severdi. Aslında hoca herkesi severdi ve dikkat edilse herkese karşı ulvi bir sabrı vardı. Dedim ya haki yıllar diye, memleket ve okul asık surat iken o, okulumuzun gülen yüzüydü. Neredeyse bütün hocalarımız donuk, mesafeli iken, o tam tersiydi. Örneğin diğer hocalarımız kırık İstanbul Türkçesi konuşmaya gayret ederken Mevlide Hoca, kendi şivesiyle konuşurdu. Hoca, taş duvarlardan ve tel örgülerden içeri sızmış bir Diyarbekir oluyordu bize. Bize, her daim bizi hatırlatıyordu.

Hiçbir öğrencisine karşı ne konumunu ne notları veya başarısızlığını koz olarak kullanmadı. Bizden biriydi ve hep öyle kaldı.

Vefatına kadar birçok öğrencisi onu arayıp sordu. İnternette adına sayfalar açıldı. Bunun nedenini Filozofyası yeten herkes kendince sorgulamalıdır. Zaten ölümden çaldığımız çeyrek zamanın son çeyreğine giren bizler, bunun için zaman ayırmalıyız. Mesela Mevlide Hoca’yı uğurlarken hepimiz, biraz kendi mezarımıza ve kendi taziyemize gitmiş olacağız. Anılar ölmez ve hayatı birde bu haliyle, Mevlide Hoca üzerinden anlayacağız.

Hastalığı ve vefatı sırasında sosyal medyada dostum Ramiz Diken ile yaptığı bir telefon konuşması yayımlandı. Beni hocamızla ilgili en çok duygulandıran şey bu videodur. Mevlide Hoca, Ramiz’e babasını hatırlatarak, “Bizim babandan abdestimiz kırılmazdı” diyordu. Bu söz, Diyarbekir literatüründe derin bir saygı belirten büyük bir sözdür. Kadın yada erkek fark etmez, samimiyetinden şüphe duyulmayan insanlar için kullanılır. Ben de aynısını senin için söylemek istiyorum Mevlide Ana. Bizim de senden abdestimiz kırılmazdı. Koca okulda bizi en çok senin sevdiğini biliyorduk çünkü...

 

 

Learn the Truth Here ... لـێــــره‌ ڕاستی بـزانــــــه
Copyright ©2021 BasNews.com. All rights reserved