Yusuf Ziya Döger’in ‘Kürd Aşiretlerinde Alan Koruma’ kitabı üzerine
English Türkçe Kurdî
كوردی عربي فارسى

HABERLER GÖRÜŞ RAPOR SÖYLEŞİ EKONOMİ MULTİMEDİA YAŞAM SPOR KÜLTÜR/SANAT
×

Yusuf Ziya Döger’in ‘Kürd Aşiretlerinde Alan Koruma’ kitabı üzerine

*Hasan Doğan

Değerli dostum Yusuf Ziya Döger hoca, ‘Peçar Tenkit Hareketi’nden sonra ikinci bir kitap olarak ‘Kürd Aşiretlerinde Alan Koruma’ adlı ikinci kitabıyla Kürt düşün dünyasında ötelenen bir alanı tartışmaya açmakla kalmayıp Kürtlerin boynuna asılı kendi gerçekliği ilgili tarihe ayna tutuyor. Geçen yıl Yusuf Ziya hoca kitabın taslak halini göndermişti. Kitabın taslak halini okuyup önerme ve eleştiri babında bir şeyler yazarak kendisine göndermiştim. Özel olarak pek bilinmeyen bir alana el attığını ve işinin pekte kolay olmadığını belirtmiştim. Yusuf Ziya hoca ile bir kaç kez Kürt Aşiretleri konusunda ciddi sohbetlerimiz olmuştu. Israrla kendisinin bu alana yönelmesinin çok önemli olduğunu söylemekle kalmamış kendisinin sosyolog olması münasebetiyle bu konuda yapabileceği çok şeyler olduğunu defaatle belirtmiştim. Ocak ayının ilk haftası kitap elime ulaştığında hazla kitabı okudum. İlk edindiğim intiba kendi toplumsal gerçeğiyle barışık olmak kadar kendi gerçekliğine karşı yabancılaşmanın boyutları oldu. Böyle bir çalışmayı biz Kürtlere kazandırdığı için Yusuf Ziya hocaya teşekkür ediyorum.

Kürt düşün dünyası veya aydınlanması kendi gerçekliğinden kopalı bayağı bir zaman oldu. Kürt ulusal mücadele tarihi mercek altına alınırsa görülecektir ki geleneksel ve ”modern” bir Kürt iç çatışması son yüz yılda ana temel olarak şekillenmiştir. Geleneksel hat daha doğrusu organik olan hatta denebilir. Modern hat ise statükonun etki alanından kurtulamayan kesim olarak adlandırılabilir. Kendi toplumsal gerçekliğinden koparak veya o toplumsal gerçeklik ekseninde kalarak boy veren Kürt ulusal mücadelesi son yüz yılı böyle bir ikileme içerisinde sürdüre geldi. Bunun neden ve niçin’lerini ise bir türlü bilince çıkartılamadı da denebilir. Yusuf Ziya hoca işte tamda bu neden ve niçinler konusuna tarihsel Kürt toplumsal örgütlenmesinden hareketle cevaplar aramakla kalmayıp ciddi tespitlerde bulunuyor.

Kürdistan'ın dört parçasında yüzlerce siyasal-politik örgütlenmeler var. Ne yazık ki bu örgütlenmeler Kürdistan gerçeğinden fersah fersah geride seyir ediyorlar. Bu siyasal-politik örgütlenmeler Kürdlerin bir millet ve Kürdistan'ın bir ülke olduğu geçeğinden çok uzak bir durum içerisindeler. Kürt toplumsal örgütlenme modelini yok sayan, öteleyen hatta hedef duruma koyan ve toplumsal iç dinamikleri param parça edilmiş ülke gerçeğinden uzak Kürt ve Kürdistan düşüncesi/mücadelesi mercek altına alınınca ortaya çıkan sonuçlar ürkütücüdür.

Bu gün mevcut olan Kürdistan düşüncesi ve mücadelesi kendi zaviyesi üzerinden seyir etmiyor. Kürd ve Kürdistan çıkarları, ne Kürdistan coğrafyası nede Kürt halkı bir bütün düşünülerek dizayn edilmiyor. Her bir Kürt siyasal yapılanması çok masum bir şekilde başladığı yolda bir dönem sonra evrilerek kendi ülkesi ve milletine karşı yabancılaşmaktan kurtulamıyor. Buna temel neden teşkil eden şey ise Kürt siyasal yapılanmaları ve düşün dünyası kendi gerçekliğinden kopuk olmakla kalmayıp kendi gerçekliğine yabancılaşmış olmalarıdır da denebilir. Param parça edilmiş kendi toplumsal örgütlenmesinin yerine Kürdler hala bir şey koyabilmiş değiller.

Kürdistan toplumunda toplumsal bir örgütlenme modeli olan aşiret örgütlenmesi ne yazik ki Kürtler tarafından unutulalı nerdeyse bir yüz yıl olmuş gibi. Kürdistan tarihi mercek altına alınınca görülecek ilk şey Kürtlerin binlerce yıldır kendi coğrafyalarında yaşadıkları kadar kesintisiz binlerce yıllık devlet geleneğine sahip oldukları gerçeğidir. Bu gerçeklikte göze batan ilk şeyin Kürt toplumsal örgütlenme modeli olarak Aşiret ve Aşiret örgütlenmesinin üst örgütlenmesi olarak ise devlet örgutlenmeleridir. Kürt toplumsal örgütlenmesinde sanıldığının aksine aşiretler birer feodal kurum olmaktan ziyade Kürt toplumsal örgütlenme modelinin kendisidir. Özel olarak Kürt aşiretlerinin tasfiye süreçleri mercek altına alınınca görülecek ilk şeyde tarihsel Kürt toplumsal örgütlenmesinin nasıl tasfiye edildiği gerçeği olacaktır. Kürt toplumsal örgütlenmesi tasfiye edilirken ne yazikki Kürtler bunun yerine yeni bir sey koymakta pek başarılı olamamıştır. Kürtlerin bu gün bölük parça olmasında ki temel nedende kendi toplumsal örgütlenmesinden yoksun olmasıdır. Kürt toplumsal örgütlenme modeli olarak aşiretler tasfiye edilirken aslında Kürdistan toplumsal örgütlenmesi tasfiye edilmiş oldu.

Kürt Aşiretlerinde Alan Koruma, başka bir deyimle Kürt toplumsal örgütlenmesinde aşiret ve devlet ilişkisi irdelendikçe unik yani benzersiz bir durumla karşılaşılacağı gerçeğine yeteri kadar ayna tutan Yusuf Ziya hoca bir ilke imza atarken Kürtlere tarihsel bir hazineyi de açmış oluyor. Bu hazine irdelendikçe Kürtlerin son iki yüzyılda içine düştükleri düşürüldükleri durumu anlamamıza fazlasıyla yardımcı oluyor.

Kürdistan tarihine bakınca Kürt Mirlikleri daha doğrusu otonom Kürt devletleri gerçeği ile karşılaşırız. Bu durum bize Kürtlerin aynı tarih dilimi içerisinde ayni coğrafyada birden cok devlete sahip olduklarını açıklarken bunun bir benzerinin Bismarck öncesi Almanya`da olmuş olması da üzerinde düşünülmeyi gerekli kılıyor. Almanya Bismarck ile merkezileşmesini sağlarken Kürtler kendi merkezileşmelerini sağlayamadıkları için gerek devletlerinden gerekse toplumsal örgütlenme modellerinde temel unsur olan aşiretlerinden olmuşlar. Yani tasfiye sanıldığından dahada vahim bir durumdur. Aşiretlerin tasfiyesi ile Kürtlerin toplumsal örgütlenmeleri yerle bir edilerek serseri mayını haline getirilmiştir dersek yeridir.

Kürt Aşiretlerinde Alan korumada Kürt aşiretleri arasındaki çelişki ve çatışmaların tasfiye sürecine hız kattığı gibi bir kani genel olarak kabul görür. Ama kabulün mercek altına alındığı pek söylenemez. Daha çok verili ”bilgiler” ışığında gelişen bu söylemler ispata ve açıklanmaya muhtaçtır. Tarih ve sosyoloji yaşanılanlar üzerinden yol aldıkça tarihe olduğu kadar bir toplumun sosyolojisini anlamamıza yardımcı olur. Bu anlamda Kürt tarihçileri neden niçin’lerini değil tarihsel yaşanmışlıkları gün yüzüne çıkardıkça Kürt sosyologlarda neden ve niçinler konusunda bizleri aydınlatmış olurlar gerçeği ve görevi Kürt tarihçileri ve sosyologlarının önünde duran en önemli görev olarak hala bekliyor diyebiliriz. Yusuf Ziya hoca karanlıkta iğne ararken bir hazineyi gün yüzüne çıkarttı. Kendi toplumsal tarihi ve gerçeğiyle barışık olmayan, aynı şekilde kendi tarih ve toplumsal bilincinden yoksun olan hiç bir halkın ileriye taşınması mümkün değildir gerçeğine iyi bir ayna olması anlamında ‘Kürt Aşiretlerinde Alan Koruma’ türünün ilki olduğu kadar üzerinde ciddi olarak düşünmeyi gerektiriyor.