Erbil İzlenimleri -1- / Film Koptu
كوردی عربي فارسى
Kurdî Türkçe English

HABERLER GÖRÜŞ RAPOR SÖYLEŞİ EKONOMİ MULTİMEDİA YAŞAM KÜLTÜR & SANAT
x
Öztekin Çaçan

Erbil İzlenimleri -1- / Film Koptu

Hayat bazen seksenli yıllarda, Diyarbakır Dilan Sineması’nda film izlerken, şeridin kopması gibidir. Eski sinemalarda film oynatmak kolay değildir. Bir filmi, baştan sona ve kesintisiz izlemek de mümkün değildir. Bininci gösteriminde kurumuş bayatlamış ve en az on yerinden kesilmiş, yeniden birleştirilmiş film makinanın ışığına, ışığın ısısına dayanamaz artık. Şerit, sıcaktan kopar da kopar. Ve şerit kopunca film hiçbir zaman kaldığı yerden başlamaz. Hatta film defalarca makas yediğinden başı ile sonu bile yer değiştirebilir. Adam kıza, ya ateş edemez ya da daha vahimi bir türlü öpemez. Adam kızın düşmanı mı sevgilisi mi? Film, iyi sonla mı? Kötü sonla mı? Bitecek anlayamazsınız. İki dudağın, silahla hedefin, arasına tamir için filmi kesen makas girmiştir. 

Karanlık salondan makiniste atılan ağız dolusu küfürler hangi içerikte olursa olsun. Eski sinemanın tahta koltuklarına vurularak çıkarılan gürültü, protesto ne kadar artarsa artsın. Makas, bildiğini okur. Oldukça alakasız bir yerden size, yeni bir başlangıç sunar. Eskiyi unutmalısınız. Karşınızda bazen, başı ile sonu yer değiştirmiş yeni bir film bile çıkabilir.

Peki, bütün kopmalarına rağmen biz “son” için neden bu kadar ısrarcıyız. Çünkü, sahici filmler döneminin, sahici kişileriyiz. Film kopsa da senaryonun devam ettiğini, bir final sahnesinin olduğunu bir şekilde biliyoruz.  En azından farkındayız. Anamızın, atamızın anlattığı sonu olan hikâyeleri dinlemiş.  Hayallerimizde defalarca yedi kollu devi yenmişiz. Her devin bir gün yenileceğine inanmışız. O yüzden bir kuşak olarak bizler, gerek sinemada gerek dışarda her hikâyede bir son ve hep bir bütünlük ararız. Bir şeyleri yenerek ancak var olunabileceğini öğretmişler bize. Yenmenin peşindeyiz hepimiz. Kimi o yoldan, kimi bu yoldan gitse de, herkes ancak, yene, yene, gidebilir.

Bütünlük arayan herkesin bir davası olmalı. İnancı, birde adanması olmalı. Çoğumuz için bütünlük, inanç ve adanmışlık zinciri farklı kuruldu. Bizlerden çoğu insan, yatağını, okulunu, kariyerini, geleceğini bir kalemde silebildi. Araya onca makasın girmesine rağmen kızın oğlanı ya da oğlanın kızı öpebileceği, yani bir son umuduyla yollara düşebildi. Ve yine salonu terk edenlerden birçoğu için filmin sonunu görmek, artık mümkün değil. Onlar için perde kapandı diyelim. Araya çıktılar ve bir daha salona dönmediler diyelim. Birde kalanlar var.

Kalanların her birinin hikâyesi başka. Onlar, her gün sadık izleyiciler olduklarını, her sinemada ve her köşe başında, adaletsiz vicdanlara ispatlamak zorunda. Daha uzun bir hikâye. Bence girmeyelim.

Erbil’de tanıdığım “yeni”  insanlar var. Ama sanki hepsini eskiden tanıyorum. Abimiz, ablamız, komşumuz, tanıdıklarımız, soydaşlarımız gibi insanlar.  Eğer sosyolojide bir kuşak yirmi yıla tekabül ediyorsa, çoğu bizden. Yani, bütünlük, hikâye de bir son arayan inanmışlar kuşağından. On yaş öncemiz ya da sonramız. Tanıdıklarımın bir kısmı, “yeni yaşam” için, “yaşamak için, ölmek” paradoksunun büyüsüne kapılmış. Sanal ve aslında tutarlılığı olmayan bir görüngüyü, simulakr’ı “bütün” zannetmişler. Aradıkları bütünlüğü,  paradoksta yani mümkünsüz çözümün içinde zannetmişler. Nerdeyse hiçbir paradoksun, çözümünün, olmadığını.   Paradoksun başarısının, uyandırdığı çözme isteğinde yattığını yolda anlamışlar.

Her birinin, sinemadan çıktıktan sonra “pratikleştirdiği”, “ yaşam için ölüm”  konulu en basit hikâyesi bile, sizin hüzün kuyusuna düşmenize yeter. Bütünlük arayışlarında inanmışlar, adanmışlar dava insanı, gurbet insanı olmuşlar.  Daha kendileri olmadan  ”nefer” olmuşlar”. Şimdilerde ve yine birçoğu ne eski sinemalarda makas yemiş bütünlüksüz filmler, ne de şimdiki DVD ile oynatılan, kopmayan bütünlüklü filmler için hazır değiller. Bütünlük arayışları, bir son beklentileri, hatta iradeleri devam diyor tabi. Her biri aslında bir cevahir çıkını ama çoğu zamanda salınır durumdalar. Kendi içlerinde, sörf yapıyorlar.

Büyük bölümünün felsefi, entelektüel yönleri zaman içerisinde törpülenmiş. Çok güçlü bir ezbere yenik düştüklerinden, toparlanma uzun sürecek belli. Yeni odak bulma, hatta yeniden odaklanma sorunu yaşıyor kimisi. Ama eskiyi, hatta dünü unutmak, yer tutmak, konum belirlemek gerekiyor. Hayat, bu kadar belirsizliği kaldırabilecek kadar, güçlü değil. Ufak şeylere tutunmak da çoğu zaman kesmiyor. Herkesin kendisi için daha büyük bir şeyler yapması gerekiyor. Bütün bir kuşağa sunulan “yaşam için ölüm” paradoksunun yenilmesinin tek bir şekilde mümkün olduğunu zihinde henüz anlamış değiller. “Yaşam için yaşam” dedikleri anda ezber dağılacak. Bütün paradokslar, kendiliğinden son bulacak. Yeni ve daha gerçek bütünlükler ortaya çıkacak halbuki.

 

 

 

 

           

Learn the Truth Here ... لـێــــره‌ ڕاستی بـزانــــــه
Copyright ©2021 BasNews.com. All rights reserved