Eski hal muhal; ya yeni hal ya izmihlal…
كوردی عربي فارسى
Kurdî Türkçe English

HABERLER GÖRÜŞ RAPOR SÖYLEŞİ EKONOMİ MULTİMEDİA YAŞAM KÜLTÜR & SANAT
x
Öztekin Çaçan

Eski hal muhal; ya yeni hal ya izmihlal…

Siyaset yapıyorsanız “mücadele” dediğiniz şeyin nelerle bağlantılı olduğunu bilmeniz lazım. Artık Türkiye’de Avrasya dinamikleri devrede.  İşin ilginç yanı ise artık Avrupa’da da Avrasya dinamikleri yavaş yavaş devreye girmeye başlaması. ABD-AB ya da Londra dâhil Avrupa, batı dediğimiz yapının tamamı değişim ve dönüşüm içerisine girmiş durumda. Doğu da boş durmuyor o da değişiyor.  Net olan bir şey var, kafamızdaki ve hayatımızdaki eski batı- doğu ayrımı hızla bitiyor. Deniz ticaretine dayalı batı egemenliği döneminden, İpek yolu projeleri gibi ticarette kara egemenliğine giden Çin merkezli doğulu bir sürecin içerisindeyiz.

“Osmanlıcı”, “milli ve yerli” şuurlarına entegre olamamış çoğu HDP seçmeni muhalif Kürtlerin ayrıt etmesi gereken çok önemli bir nokta var. Suriye’de, Ortadoğu’da dinamik bir süreç var ama Türkiye’nin demokratikleşmesi noktasında, Kürt meselesinde “çözüm” dış etkilere ciddi oranda kapalı artık. Dolayısıyla “öz güç” ün yeniden tahkimi, ön plana çıkması gerekiyor. Dış rüzgârların (örneğin AB) gölgesinde siyaset yapma dönemi bitti. Türkiye’nin AB ile müzakere döneminin oluşturduğu neredeyse son 25 yıllı içine alan, görece demokratikleşme döneminin sonuna gelindi. O dönemin açtığı meclis dâhil bütün alanlar yavaş yavaş kapanıyor. Kendi gücünü yükselttiğin, ikame edebildiğin oranda siyaset yapabilirsin artık. Eğer bunu başaramazsan, körün bastonunu bellediği gibi eski siyaset anlayışının, sanal başarılarıyla idare edersin.

Ben hep “eski siyaset anlayışı” deyip duruyorum. Birçok arkadaşımın da bu “eski” kelimesinden pek haz etmediğini de biliyorum.  Kürt meselesinin sadece politik, bölgesel bir olay olmaktan çıkmasıyla birlikte başlayan yeni bir olay var karşımızda. Yani sosyolojik büyümeyle desteklenmeyen, yeni sosyolojiye, yeni politik döneme uymayan şeyleri işaret etmek için “eski” diyorum. Eğer değişime uymazsan “eski” oluyorsun, uyarsan “süreklilik” arz ettiğin için ismin aynı bile kalsa eski olmuyorsun. Birleşik Krallık gibi.

Hendek dönemi bir kırılma noktasıdır diye sürekli dile getirdim. Mücahit Bilici, Vahap Coşkun gibi benim takip edebildiğim birkaç isimde aynı şeyi söyledi durdu. Ama bu sözleri kimse duymadı. Mücahit Bilici 29 Temmuz’da artıgerçek röportajında, hendekler dolayımında bir “meşruiyet”  krizi yaşandığını bile dile getirdi. Peki, hendek dönemini bu kadar önemli kılan şey neydi? En basit ifadesiyle bütün çağrılara rağmen Kürtlerin savaşı, en azından şehirlerde desteklemedikleri ortaya çıktı. Bu aslında büyük bir tepkiydi ve şu ana kadar da çok analiz edilmiş değil. Ne yapılırsa yapılsın,  uzun sürmesine rağmen büyük kitleler en basitinden, evde ışık açma kapama eylemine bile girişmediler.  Harekete geçmediler. İşte eski ile yeniyi tam da bu tavırdan örneklemek en doğrusu. Çağırmak, milletin geleceğini zannetmek “eski” ye işaret ediyor. Milletin bu çağrılara bu derece uymaması ise aslında yeni bir durum. Ve ”mücadele” nin sosyal, psikolojik koşulların değiştiğini gösteriyor.

Gün geldi zaman döndü. Aslında 24 Haziran’da ortaya bir nevi hendek tepkisi de konulmuş oldu. Artık şiddet istemeyen halkın kendisi HDP’ye aslında bir baraj sorunu yaratıyor. Seçim başkanlık seçimi değil de parlamento seçimi olsaydı. AK parti MHP ile ittifak etmemiş ve AK Parti Kürt dosyasını kapatmamış olsaydı, HDP daha ciddi bir baraj problemi yaşayabilirdi. Ama “AK Parti meclis çoğunluğunu kaybetsin” fikriyle gelişen konjonktürel ivme, HDP’yi meclise taşımaya yetti. Böylece hendek döneminin negatif etkisi görünmez oldu. Ama bu etki var. Silahlı eylemlere, devletin orantısız müdahalelerine karşı olan ilgisizlik artarak devam ediyor. OHAL, KHK, Kayyum olaylarına ilgisizlik ve tepkisizlik sadece “devlet baskısı” nın bir sonucu değil.

Seçim sonrası analizlere bakarsanız HDP’nin barajı, neredeyse kıl payı olarak geçtiğini görürsünüz. Hatta seçmen kitlesini genişletememesinden kaynaklı, ilerideki seçimler için bir baraj tehdidi de sürüyor. Yaşlanmak ama büyüyememek hali yaşanıyor sanki.

Ahmet Şık’ın yaptığı açıklamalara bakılırsa HDP’de “eskime” nin farkında artık. Şık’ın açıklamaları üzerinden bir ayrıntıya dikkat çekmek istiyorum. HDP, 27. Dönem çalışmalarını ve seçim sonuçlarını Van’da 21-22 Temmuz arası bir değerlendirme toplantısıyla masaya yatırıyor. Arkasından 30 Temmuz’da Ahmet Şık “bugün seçim olsa baraj altındayız” diye T 24’e açıklama yapıyor.  

Açıklamalarının devamından IPSOS araştırmasından vb. söz etmesi Van’daki değerlendirme sürecinin hayli hareketli geçtiğini gösteriyor. Eğer bu baraj problemi HDP’nin yüksek siyaset katlarında his edilmeye başlanmışsa karar aşamasına gelinmiş demektir. Yani ya seçmen sayısında ve çeşitliliğinde büyümenin yolları aranacak ya da yasal alanda bir anlamda havlu atılacak.

Evet, sorun bu kadar büyük bence. Konjonktürel gelişmeler olmazsa, yeni koşullarda, başkanlık koşullarında HDP meclise kolay kolay giremeyebilir. Bu da Kürt meselesinde ciddi bir sorun ortaya çıkarır. HDP özelinde Kürt meselesinin temsil şansı kaybolur. Dolayısıyla HDK bileşenleri dâhil herkes kaybeder. Meclise girebilmek için geriye bir tek ittifak şansı kalır. Bu haliyle HDP ile kimse açık ittifaka yanaşmazsa olay yine hüsrana dönüşür.

HDP Van toplantılarında neyi değerlendirdi tabiki tam bilmiyoruz. Ama Ahmet Şık’ın kendisinin söylediklerine bakılırsa, olanı biteni doğru değerlendirdi. Parti disiplini açısından açıklama “sakıncalı” görülebilir. Bu bizi ilgilendirmeyen bir durum. Biz sözler üzerinden devam edelim. Ahmet şık farkında olarak ya da olmayarak HDP’nin seçmen tabanında ve sayısında bir daralmaya işaret ediyor. Açıklamasında Şık da İPSOS verilerini kullanıyor.  

İPSOS verilerine göre mesela Kürt emekliler HDP’den desteğini çekmiş durumda. Yine İPSOS verilerine göre kadınlar ile kocalar da da durum kötü. Evli seçmenlerin, kadın kısmının neredeyse yarısı HDP’ye oy vermemiş. Dolayısıyla “kadın hareketi” denen yapının uyanması gerekiyor. Genel olarak 45 yaş üstü seçmende de HDP’nin durumu iyi değil.

Bütün bunlar ne demek? Mesela 45 yaş üstü seçmen en çok Kürtçe bilen kesim aslında. Soruna en duyarlı olması düşünülen en çok bunlar. Devam edersek yine 45 yaş üstü seçmen ise 1990’lar da ki köy yakma cefasını en çok yaşayan, dolayısıyla en politikleşmesi gereken kesim.  Bu gün yaşı elli olanlar o günlerde 20’lerinde olan insanlardı.  Aynı zamanda orta sınıfların sayısal olarak büyük bir kısmını 45 yaş üstü dolduruyor. Daha küçük yaştakilerin çoğu öğrenci, işçi, prekarya, işsiz vb. konumdalar çünkü.   

Biraz daha açarsak, HDP’nin oy oranı olarak esas olması gereken yerde değil. Oy tabanının önemli bir kısmını oluşturan orta sınıflar içinde genişleyemiyor örneğin. Buna hangi mekanizmalar engel oluyor araştırılması gerekiyor. Sorun sadece orta sınıflarda da değil. Her seçimde sayısı hızla artan ilk defa oy kullanacak “yeni seçmen” denilen seçmende de durum iç açıcı değil.

Yukarıda ilk başlarda da söyledim Kürtlerin dışardan bir destek beklemelerinin dönemi bitti.  AB bile yavaş yavaş hem sağcı hem de Avrasya’cı oluyor. Türkiye’ye demokratik yaptırım uygulayacak güçleri, niyetleri yok.  Dolayısıyla “öz güce” dayalı bir büyümeden başka HDP’nin şansı yok. Kürtler dışındaki diğer HDK bileşenlerinin, solcu kesimlerin, gelişimleri “doğal sınırına” ulaşmış durumda. Dolayısıyla genişleme ve büyüme Kürt kökenli seçmen içerisinde daha kolay görünüyor. Bunun yolu da uzlaşmacı, gerçek anlamda barışı isteyen ve solcu sınırlamalarla hareket etmeyen bir söylem ve eylemden geçiyor. Hendekler döneminde Kürtler şiddete mesafeli durdu, bunu iyi anlamak gerekiyor.

HDP, ne yapacağına, nasıl davranacağına tabiki kendisi karar verecek. Bizimki gerçeği görme, anlama gösterme çabası sadece. HDP ya zayıflarsa, hatta belki de kapatma davasıyla yasal olarak yaşamına son verilirse ne olur, kimler ne kaybeder bir düşünün.

Learn the Truth Here ... لـێــــره‌ ڕاستی بـزانــــــه
Copyright ©2021 BasNews.com. All rights reserved