Agiri’deki yer altı şehirleri
English Türkçe Kurdî
كوردی عربي فارسى

HABERLER GÖRÜŞ RAPOR SÖYLEŞİ EKONOMİ MULTİMEDİA YAŞAM SPOR KÜLTÜR/SANAT
×

Agiri’deki yer altı şehirleri

Murat Akkuş

BasNews- Geçmişten günümüze dilden dile beri gelen Ağrı Dağı’ndaki yer altı şehirleri hep merak konusu olmuştur. Büyüklerimizden anlatıla gelenlere bakacak olursak bu şehirlerden birisinin tarihi Korhan şehrinin batısında meteor çukuru civarında olduğudur.

Yer altı şehrini görenler anlatıyor

Korhan yaylasındaki yer altı şehrinin bulunma hikâyesi şu şekilde gerçekleşir. 1978 yılının sonbaharında Korhan'a ava giden üç avcıdan olan Güngörmez köyünden İbrahim Melek (D: 1942 Ö:1989), Halfeli beldesinden Bekir Sisko (D:1935 - Ö: 1989) ve Ferzende Daştan (D:01.01.1940- Ö: 20.01.1982) yanlarına av silah­larını ve yörede Fino veya Zağar denilen av köpeğini alarak Korhan yaylasına avlanmaya giderler…

 Meteor çukuruna az kala lav yığıntıları arasında av köpeği gözden kaybolur. Birden bire ortadan kaybolan köpeği aramaya başlarlar. Derken bir süre sonra izine rastlarlar. Bir lav yığıntısının yamacında köpeğin bir taşın altını kazmaya başladığını görürler. Köpeğin taşın altından bir delik ortaya çıkardığını fark ederler. Üçü birlikte taşın altından bir hayvan ininin olduğunu düşünerek taşı devirmeye karar verirler. Taşı devirdiklerinde dik bir şekilde içine inilebilecek bir delikle karşılaşırlar. Bu deliğin bir hayvan barınağı olamayacağını düşünerek içine girmeye karar verirler.

Medrese eğitimi görmüş olan İbra­him Melek, İslami açıdan karanlığa kurşun sıkmanın caiz olmayacağını söyleyince, silahlarını kendileriyle götürmezler. Girişte çok geniş bir tünelle karşılaşırlar. Tünelde batıdan doğuya doğru ilerlerler. Girişteki ilk bölümde yontulmuş çam tomruklarının üst üste yığılı olduğunu görürler. Tomrukların sayıları tahminen 250-300 adet kadardır. Kuzey duvarı tarafında hep boşluk vardır. İlerleyerek ikin­ci bölüme girerler.

Bu bölümde üst üste yığılı ipekten halılarla karşılaşırlar. (İspanya kralı tarafından Timur'a hediyeler vermek amacıyla İpek yolu üzerinden gönderilen elçi Clavijo, 1404 yılında Korhan Kalesi'ne uğrar ve burada ipek üretiminden bahseder). Ellerini attıkla­rında parçaları yere dökülür. Heyecanları doruktadır ve ilerleyerek üçüncü bölüme girerler. Bu bölümde, güney duvarında lav kayaları yontularak içine raflar yapılmış ve raflara deri ciltli kitapların yerleştirilmiş vaziyette olduğunu görürler. İbrahim Melek kuzey duvarına el fenerini tutar ve yerde duvara dayalı duran eski bir tüfek ve kılıç görür. İbrahim, yerde duran kılıcı ve tüfeği almaya çalışır ve o esnada ileride karanlıkta bir hırıltı sesi duyulur.

İbrahim Melek, feneri ileri doğru tuttuğunda, bir ayının kendilerine doğru hızla yaklaştı­ğını görürler. Ve geldikleri son nokta burası olur. Canlarını zor kurtararak dar delikten tek tek hiçbir şey alamadan dışarı çıkarlar. Devirdikleri taşı tekrar deliğin üzerine koyarlar. Soluklandıktan sonra taşın yanına birkaç taş üst üste koyarak yeri işaretlerler.

Yeri unutmamak için etrafa iyice bakarak hafızalarına alırlar. Akşam olunca Iğdır'a dönerler ve hazırlıklı bir şekilde buluşmak üzere kararlaşırlar. Derken ertesi gün şiddetli bir fırtına bastırır, kara kış başlar ve plan bahara kalır. Üç ar­kadaş bahar mevsiminde, nasıl olsa işaretledik dedikleri yere gitmek üzere yola düşerler. Bölgeye ulaştıklarında her yer korunmuş çayırlar ve lav kayalıklarıyla kaplı araziyle karşı karşıya kalırlar. Akşama kadar yığdıkları taşları ve deliği aramaya başlarlar. Kışın kârı, baharın yağmuru, otlar ile muhtemel toprak ve taş kaymaları izleri silmiştir. Nihayetinde girdikleri o gizemli yer altı şehrini bulamadan dönerler...

Olay vefat eden İbrahim Melek’in oğlu Ahmet Melek ile 29 Eylül 2000’de tarihinde yaptığı görüşmede teyit ettirilmiş. Ahmet Melek babasının gördüklerini kendisine anlattığını belirterek durumu doğrular. 14 Aralık 2014’te Osman Karakılıç ile Iğdır’da yapılan görüşmede Kendisinin 1985 yıllarında olayı yaşayanlardan Bekir Sisko ile görüştüğünü ve Sisko'nun aynı olayı kendisine aktardığını belirtmektedir.

“Bir yer altı şehri daha var”                                                                                                                                                  

Ağrı Dağı, bölgesinin tarih boyunca sık sık lav patlamalarına ve depremlere maruz kalması sebebiyle yörede yoğun olarak yer alan yerleşim yerlerini oldukça etkilemiştir. Bahsedilen olaya benzer bir olayın da Ağrı Dağı'nın güney yamacında yer alan Doğubayazıt'a bağlı Örtülü köyü sınırlarında geçtiği an­latılmaktadır.

Yapılan araştırmalarda; Gömük Köyü, Genco mevkisinde ve Korhan Baz Tepesi kale bölgesinde ağzı dar mağaralar şeklinde olup zemine basamaklarla inilen iki adet tarihi dokulu mağara olduğu sözlü kaynaklardan bilgi edinilmiştir. 23.11.2014 tarihinde Çiçek Alar ile yapılan görüşmede, Amcası Mehmet Sıddık ve babası Hasan tarafından tahmin­en 1940 yılında bu mağaraya götürüldüğünü söylemektedir. Günümüzde halen bu mağaralara inilmediği anlatılmaktadır. 14.12.2014’te Osman Karakılıç ile yapılan görüşmede 1978 yılında kendisinin Korhan kalesi civarında çobanlık yaptığını ve bu mağaraya doksan merdiven indiğini, korktuğu için geri çıktığını belirtiyor.

Lavların ve yer sarsıntılarının da kaybolmalarına zemin hazırlayan bu yer altı yapıları gün yüzüne çıkarılmayı beklemektedir. Bu şehirlerin gün yüzüne çıkarılması elbette hem yöre halkının ekonomisine hem ülkenin ekonomisine katkı sağlayacaktır. Dünya tarihi mirasına mal olmayı bekleyen bu kalıntılar gün yüzüne çıkarılması için cesur arkeologlar, etkin araştırmacı tarihçiler, dirayet ve merak sahibi idareciler lazım…

Dağın adı nedir?

Cumhuriyet dönemi ile birlikte Türkçede “Ağrı Dağı” denilen dağa Kürtler “Grê Dağ” demektedirler. Grê Dağ Kürtçede kor tepesi, yanan tepe anlamına gelmektedir. Kürtler günümüzde de dağı bu isimle adlandırmaktadırlar. “Grê dağ”adı bir müddet Türkçede telaffuzun azizliğine uğramış ve bu isme binaen “Gridağ” diyenlerde olmuş. Kürtler küçük Ağrıya ise “Grê Bîçuk” küçük tepe demektedirler. “Grê” Kürtçede dağ, tepe manasındadır. Daha eski tarihlerde yanardağ iken ve sonrasında Kürtler bu dağa “Agiri” de demişlerdir. “Agiri” Kürtçede “ateş dağı veya ateşten dağ anlamındadır.

Ermeniler ise Ağrı Dağı’na “Ararat” demektedirler. Ancak Türk Dil ve Tarih Kurumu tarafından yapılan açıklamada ise “Ararat”’ın Türkçe bir kelime olduğu ve bu ismin Türkler tarafından veriliği açıklanmıştır. Azerilerde ise dağın adının “Er arvat” yani “erkek gibi kadın” anlamında olduğu daha sonra dönüşerek “Ararat” olduğu yönündedir. Hali hazırda dağın ismi Türkçede “Ağrı Dağı” Kürtçede “Grê Dağ” Ermenicede “Ararat” diye geçmektedir.

Turizme kazandırmamız lazım

Velhasıl bu dağı bir an önce bacasız fabrika denilen turizme kazandırmak hem bölge hem de ülke menfaatine olacaktır. Dağın tarihsel, inançsal, doğa ve diğer yönleriyle tanıtımı bizim çıkarımıza olacaktır.

Bölgenin kalkınmasını isteyen, Ağrı Dağına sevdalı herkesi bu yönde çaba sarf etmeye çağırıyorum…