Komplo ve ihanet kıskacında Kürtlerin kaderi-II
English Türkçe Kurdî
كوردی عربي فارسى

HABERLER GÖRÜŞ RAPOR SÖYLEŞİ EKONOMİ MULTİMEDİA YAŞAM SPOR KÜLTÜR/SANAT
×

Komplo ve ihanet kıskacında Kürtlerin kaderi-II

Selim Paşa başkaldırısı (1743-1751)

Baban Beyliği hükümdarlığını Nadirşah el-Avşarî’nin yardımıyla 1743’te devralan Selim Paşa, Kürdistan’da bağımsız bir devlet oluşturmak için Köye Beyi Osman Paşa, Erbil Beyi Koç Paşa, Derne Emiri Süleyman Bey ile Zengan Aşireti ile ortak hareket etmek için anlaşıp ittifak kurdu. Bunun sonucunda Kürdistan’ın güneyinde geniş bir alana yayılan büyük bir isyan patlak verdi. Selim Paşa ve müttefikleri güneye doğru Zengabad ve Bağdat yakınlarında bazı bölgelere doğru ilerledi. Ancak isyancı kuvvetler, 1751’de Bağdat Valisi Süleyman Paşa’nın hamlesiyle karşılaşınca, güç kaybetmeye başladılar. Bastırılan isyan sonrasında Osman Paşa, kardeşi Koç Paşa ve ortaklarıyla birlikte katledildi. Selim Paşa ise Derne Emiri ve diğer bazı taraftarlarıyla İran’a kaçtı. Ancak bir hileyle Bağdat’a getirtilip katledildi.

Osmanlı’nın Kürdistan’a savaş açması

Osmanlı’nın kendi sınırlarının fethi olarak da yorumlanan ‘Kürdistan Seferi’ temelde iki nedene dayanmaktadır: Vergi gelirlerine konma, Kürtlerin birleşip devlet kurmasını engellemek. Kürt Mirlerinin birleşememesi ve İran’ın Osmanlı’yla sınır ve aşiretlerin yok edilmesi konusunda anlaşması, Osmanlı’nın niyetini gerçekleştirmesini kolaylaştırıcı etken oluşturmuştur.

Vergi gelirlerine konma

Osmanlı’nın II. Viyana Kuşatması’ndan sonra Avrupa devletleri karşısında güç kaybetmesi ve savaş ganimetlerinden mahrum olması, Osmanlı’nın yeni gelir kaynaklarına yönelmesine neden oldu. Kürdistan’a yönelmek isteyen Osmanlı, kendi rızalarıyla Osmanlı’ya tabiiyetlerini bildiren Kürt mirliklerini karşısında buldu. Bunları ortadan kaldırmadan vergileri toplamayacağını bilen Osmanlı, beylikleri sırasıyla kaldırmanın planlarını yaptı. Beyliklerin birleşme ihtimali, Osmanlı’yı tedirgin eden bir konuydu. Bunun için bazı beyliklere saldırdığında bazı beyliklere de taviz vererek onları kendi yanında tuttu. 1850’lere gelindiğinde ise bütün güçlü Kürt Mirliklerini ortadan kaldırdı.

“Kürtlerin devlet kurma” korkusu

1800’lerin başında çıkmaya başlayan Sırp ve Bulgar isyanlarıyla Osmanlı’da Ermeni ve Kürtlerin de isyana kalkışabileceği ihtimali hesaplanmaya başlandı. Öncelikle Kürt ve Ermeni siyasî güçlerin kontrol altına alınması için hamleler yapıldı. Gerektiğinde bu iki ulus birbirine karşı kullanıldı. Bir taraftan da bunların arasında ‘Türk Duvarı’ oluşturulmaya başlandı. Kürtler ve Ermeniler ‘Güvenli’ olarak tanımlanan Türk bölgelerine göçertildi.

Tehlikenin farkında olan Kürt Mirleri çoğunlukla ittifak kurmadan kendi bölgelerinde isyan etmeye başladı. 1800’lerden 1900’lara kadar irili ufaklı birçok isyan çıktı. Osmanlı, Mirlerin ittifak kurmadan ve İngiltere ile Rusya’nın kendisine destek vermelerinden dolayı bu isyanları kolaylıkla kanlı bir şekilde bastırdı. Ayrıca kendi sınırlarında Kürt mirliklerinin bulunmasından dolayı, İran yönetimi de çoğunlukla Osmanlı’nın yanında durdu, Osmanlı’yı örnek alarak, kendi bölgesindeki Kürt Mirliklerini yıktı, yönetici aileleri hapse attı ya da uzak diyarlara sürdü.

1.Mahmud’un merkezîleşme faaliyeti

Kürt Mirlerinin Yavuz Sultan Selim döneminden, 19. yüzyıla kadar devam eden kısmi özerklikleri II. Mahmut’la değişmeye başlamıştı. II. Mahmut, Osmanlı’nın eyalet sistemini ve Kürdistan gibi özel statülü bölgelerin statülerini değiştirip, merkezî yapıyı güçlendirmeyi amaçlamıştı. Bundan dolayı 1800-1847 yılları arasında Osmanlılara karşı onlarca Kürt başkaldırısı vuku bulmuştu: Babanlı Abdurrahman Paşa Başkaldırısı (1806-1808), Babanzade Ahmet Paşa Başkaldırısı (1812), Zaza Aşiretleri Başkaldırısı (1818-1820), Êzidi Kürtleri Başkaldırısı (1830-1834), Mîr Mehemedê Rewanduz Başkaldırısı (1830-1837), Sâid Bey Başkaldırısı (1833-1838), Garzan Aşireti Başkaldırısı (1839), Han Mahmut Başkaldırısı (1842-1847), Bedirhan Paşa Başkaldırısı (1842-1846), Yezdanşîr Bey Başkaldırısı (1855), Şeyh Ubeydullah Nehri (1880).

Ayrıca, Sinan Hakan ‘Osmanlı Arşiv Belgelerinde Kürtler ve Kürt Direnişleri (1817-1867)’ isimli kitabında Derviş Paşa İsyanı’nı ‘Kürt İsyanı’ içerisinde değerlendirmiş olsa da, Fatih Gencer ‘Van Muhafızı Derviş Paşa İsyanı’ isimli makalesinde bunun yanlış olduğunu söylemiştir.

Kürtlerin Müslüman olması, onların Ermeni, Nasturi, Süryani, Sırp ve Bulgarlar gibi Batılı devletler tarafından desteklenmelerini de engellemişti. Bu dönemde Kürtler, sadece büyük güçlerin amaçlarını gerçekleştirmek için kullandıkları ‘araç’ olarak algılanmışlardı.

Tanzimat’tan beri Kürt aşiretlerine nüfuz etmeye, onları denetimi altına almaya çalışan Osmanlı, mücadele ettiği Kürtleri gerek denetimi altına almak gerekse kendi politikalarına tabi kılmak için, Kürtleri tanımaya yönelik bir takım faaliyetlere girişmiştir.

Osmanlı merkezî ve yerel idarecileri, on dokuzuncu yüzyıl boyunca Kürdistan’ı merkezi idarenin kontrolü altına alma çabalarını sürdürmüşlerdi. Bunu sağlamak için gerekli yöntemlerden bahsettikleri binlerce sayfa rapor ve yazışmada, sıklıkla Kürt beylerinin ahaliye uyguladıkları mezalimi dile getirip ve bunu bölgeye kimi zaman asker göndermek, kimi zaman da bu beyleri sürgün etmek suretiyle ortadan kaldırmak yoluyla yapmak gerektiğini belirtmişlerdir. Öyle ki, 1874 senesinin Temmuz ayında, Diyarbekir vilayet valisi ile Baş Komiseri Abidin Efendi tarafından Kürdistan ahvali üzerine ‘Bâb-ı Âli’ye gönderilen telgrafta, Kürdistan’daki Kürt ileri gelenlerinin İskenderun veya Samsun yoluyla bir daha ‘Kürdistan’a ayak basmamak suretiyle’ sürgüne gönderilmesi istenilmiştir.

7 Eylül sene 311/19 Eylül 1895 yılında ‘Eski Siirt, Halen Sason Naibi’ olan Ahmed Fazıl tarafından Anadolu Genel Müfettişi sıfatıyla bölgede görev yapan Müşir Şakir Paşa’ya yönelik hazırlanmış olan ‘Kürdistan Malûmâtı’ başlıklı rapor hazırlanmıştır. Raporda ‘Siirt Livası’nın doğu tarafında, vaktiyle Bedirhanların varlık gösterdikleri Botan’da, mevcut durum ve coğrafi konumdan istifade ederek yeni Bedirhanlar gibi ortaya çıkmaya çalışan ağaların eksik olmadığı söylenmiştir. Örnek olarak Ağayı Sor ismiyle tanınan Mehmet Ağa, Betvan Ağası Mehmet Mısto ile Cizreli Mısto Paşa gösterilmiştir. Ağayı Sor’un okur-yazar olduğu “Hükümdar dahi bizim gibi aşiret ağalığından ortaya çıkmıştır” diyecek kadar akıllı olduğu vurgulanmıştır. Ağayı Sor’un Şırnak merkezinde otuz kırk odayı bulan bir ev yahut kale inşa ettiği, buraya gelen ‘kaymakamları, mutasarrıfları, hükümet memurlarını’ kolay kolay huzuruna kabul etmediği yahut bir iki gün sonra birkaç dakikalığına kabul ettiği ve ağanın Siirt, Hakkarî, Van taraflarında 300 kadar köyde nüfuz sahibi olduğu dile getirilmiştir.

Mîr Mehemedê Rewanduz (1830-1837)

Babasının ölümüyle mirliğin başına 1814 yılında geçen Mîr Mehemedê Rewendûzê  (1784-1837) 1830 yılında isyanla bağımsızlığını ilan etmiş, kendi adına hutbe de okutmuştur. Mîr, Mehmed Ali’nin Mısır’da yaptığı gibi, akıllıca davranarak kendi başkenti olan Rawanduz’a kendi toplarını ve ateşli silahlarını imal etmesini sağlayacak dökümhaneler kurmuştur.

Osmanlı, 1836’da, önde gelen bir Melle ayartarak, Müslüman Kürtlerin Prens Muhammed Komutası altında, halifenin mukabili olan Osmanlı sultanına karşı savaşmalarını yasaklayan bir fetva çıkartmıştır.

Hoşnav, Surçi, Altınköprü, Erbil, Koysancak, Ranya, Akra ve İmadiye’yi aldıktan sonra, Cizre Beyi Seyfeddin’i kendi safına çekerek İran’a da savaş ilan eden Mîr, İngilizlerin İran ve Osmanlı yönetimlerini anlaştırmaları üzerine Mehmed Paşa, 1837 Ağustos’unda Osmanlı Ordusu Komutanı Reşid Paşa tarafından Rawanduz’da kuşatılmıştır. İsyan, Bağdat ve Musul Valileri’nin yardımıyla bastırılmıştır. Osmanlı güçleri tarafından 1837’de İstanbul’a götürülen Mîr, ‘Paşalık’ unvanı verilerek geniş bir bölgenin valisi olarak tekrar Kürdistan’a gönderilmiştir. Ancak Mîr Mehemed’in Trabzon’da belli bir süre bekletilip, ardından idam edildiği de söylenmektedir.

İsveç’in Post-och İnrikes Tidninger gazetesinin 14/10/1837 tarihli nüshasında, Rewanduz Mîri’nin geri gönderilmesinin en büyük hedefinin Kürt aşiretlerini bir daha devlete karşı çıkmamaları için uyarmak olduğu yazılmıştır.

Mîr Mehemed’in yakalanması sırasında el konulan eşyalarının arasında bulunan mektuplardaki bilgilere göre, İran’ın desteği de olmuştur.  Mîr’in hareketi devam ettiği takdirde İran’ın 15.000 kişilik bir askeri birliğinin de desteğe geleceği yazılmıştır. Mîr, Serasker Ahmed Paşa tarafından İstanbul’da alınan ifadesinde, İran’ın kendisini Osmanlı’ya karşı kışkırttığını söylemiştir. Kaynaklarda, Mîr Mehemed’in Mısır’da isyan başlatan ve başarılı olan Mehmet Ali Paşa’ya özendiği ve kendisiyle iletişimde olduğu ihtimalinin Osmanlı’yı tedirgin ettiği de yazılmaktadır.