PSK Başkanı Mesut Tek: Kürdistan ismiyle, legal mücadeleyi savunduk
English Türkçe Kurdî
كوردی عربي فارسى

HABERLER GÖRÜŞ RAPOR SÖYLEŞİ EKONOMİ MULTİMEDİA YAŞAM SPOR KÜLTÜR/SANAT
×

PSK Başkanı Mesut Tek: Kürdistan ismiyle, legal mücadeleyi savunduk

Ruken Hatun Turhallı

BasNews Kuzey Kürdistan’da serhıldan hareketleri bastırıldıktan sonra, uzun bir sessizlik süreci yaşandı. 1960 ve 1970’li yıllarda Kürdistan’a özgü Kürt partileri kuruldu. Bu partilerin, ideolojik ve stratejik farklılıklarına rağmen ortak noktaları, illegal oluşlarıydı.

Barışçıl mücadeleye rağmen, parti çalışmalarını 42 yıl illegal yürütmek zorunda kaldılar

Kürtlere, Türkiye’de örgütlenme ve partileşme hakkının kanunen kapatılmasından dolayı, Kürtler en barışçıl hak taleplerini dile getiren siyasal partilerini illegal oluşturmak zorunda bırakıldı. Bu partilerden biri Kürdistan Sosyalist Partisi (PSK), silahlı mücadele stratejisine baş vurmadığı halde faaliyetlerini 42 yıl boyunca illegal yürütmek zorunda kaldı. Kürdistan’da sendikal ve sivil toplum örgütlerinin oluşmasına ağırlık verdi. Roja Welat ismiyle ilk Kürtçe gazeteyi 1976 yılında çıkarttı. Parti olarak 1979 yılında Diyarbakır Belediye Başkanlık seçimlerinde Mehdi Zana’yı aday göstererek yüksek bir oy oranı ile Belediye Başkanı seçtirdi. Ağrı’da belediye başkanlık seçimlerinde, PSK adayı MHP adayını geçti ve PSK adayı Orhan Alpaslan Belediye Başkanı seçildi. 12 Eylül 1980 darbesi ardından birçok kadrosu tutuklandı ve hüküm giydi. Çalışmalarını diaspora üzeri örgütlemek zorunda kaldı.

File:Mesut Tek 2015.jpg - Wikimedia Commons

 Kürdistan isminden dolayı partiye kapatma davası açıldı

PSK, 2016 yılında Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da ılıman iklimin oluşması üzerine Kürdistan ismiyle legal bir parti olarak Türkiye İçişleri Bakanlığı’na, partiler yasasına göre kuruluş baş vurusu yaptı. Sonrasında Cumhuriyet Başsavcılığı, parti ismindeki ‘’Kürdistan’’ kelimesi ve programında bulunan ‘’Kürtlerin kendi kaderlerini tayin etme’’ hakkını içeren maddeler nedeniyle uyarı yaptı. Şubat 2019'da Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı aynı gerekçeyle Anayasa Mahkemesi'ne, PSK hakkında kapatma davası açtı. Parti tabelasındaki ‘’Kürdistan’’ isminden dolayı İzmir ve Manisa’da birkaç defa parti şubeleri saldırıya uğradı.

2003 yılında PSK’nin 7’inci Kongresi’nde Parti Genel Başkanı seçilen Mesut Tek partilerinin legalleşme kararını şu şekilde ifade etti: “2014 yılında toplandığımız 10’uncu Kongremizde, legalleşme kararı alarak yürüttüğümüz tartışmaları sonlandırdık. 10’uncu Kongremizin aldığı kararlar uyarınca 2016 Mayıs ayının sonunda, resmi müracaatımızı yaparak PSK’nin legalleşmesi sürecini tamamladık. Bir müddet sonra Yargıtay Başsavcılığı, PSK hakkında “bölücülük” ve “ırkçılık yapmak” suçlamasıyla Anayasa Mahkemesi’nde kapatma davası açtı. Anayasa Mahkemesi’nde Kürdistan ismini, programımızı ve değerlerimizi savunduk.”

PSK Genel Başkanı Mesut Tek ile gençlik yıllarından günümüze kesintisiz mücadelesini, 12 Eylül sonrası zorunlu gelişen yurt dışı yıllarını, dört parça Kürdistanı, Kürt diasporasını, PSK’nin yıllar sonra legalleşme sürecini ve Kuzey Kürdistan ile Türkiye’deki son siyasal atmosferi konuştuk.

1970’ler Dersim’inde, sizin kuşak çoğunlukta, Türkiye sol partilerini tercih ettiler. Sizin gibi çok sınırlı sayıda birikim ve yetenek sahibi kişiler Kürt partilerine katıldı. Sizde bu tercih nasıl gelişti?

Dersim Kürt ulusal direnişinin merkezlerinden, Osmanlının son dönemleri ve Cumhuriyetin kuruluşu sürecinde Dersimli liderlerin Kürtlerin haklarını elde etmek amacıyla yaptıkları çalışmalar bir yana. Şeyh Said liderliğindeki 1925 Kürdistan ulusal hareketine yönelik Dersimlilerin tavrı, başta Seyit Rıza olmak üzere, Alişêr ve Baytar Nuri Dersimi gibi Kürdistan tarihine mal olmuş şahsiyetlerin varlığı biliniyor. Yeni dönemde ise Dersim’in Dr. Said Kırmızıtoprak (Dr. Şıvan), Kemal Burkay, Munzur Çem ve benzerleri gibi, 1970 sonrası dönemde Kürdistan ulusal hareketinde önemli roller oynamış lider ve kadroları çıkartması, Dersim’in aynı zamanda Kürdistan ulusal demokratik hareketinin merkezlerinden birisi olduğunu gösteriyor.

Bunun yanı sıra Dersim, haksız bir biçimde Kemalist olmakla da itham ediliyor. Ama “her şey görüldüğü gibi değildir” denir. Uzun bir süredir Dersim’den uzak olmama rağmen konunun abartıldığını düşünüyorum. Benim çocukluğumda ailemizin ileri gelenlerinin Mustafa Kemal’e kustukları kinlerinin şahidiyim. Ama büyüklerimiz “bu söylediklerimizden kimseye bahsetmeyin” diye de bizi sıkıca tembih ederlerdi.

Ben “sol” ile “Kürt yurtseverliği” arasında bir kimlik bunalımı yaşamadım. Ancak erken gençlik dönemimde, alevi ve Kürt kimliğimdeki öncelik konusunda kısa bir bocalamam oldu ama bu kısa sürdü. 1971 yılında geldiğim Diyarbakır’da söz konusu bocalamayı aştım.

Mehdi Zana

1970’lerde Diyarbakır’da öğrenciyken yaşanan darbe sonrası yurt dışına çıkmak zorunda kaldınız. Diaspora, Kürt politik hareketleri için nasıl bir saha ve Kürt siyasal hareketlerinin bundan olumlu ya da olumsuz etkilenme boyutları nelerdir?

 Diyarbakır’da öğrenciyken Türkiye Kürdistan’ı Sosyalist Partisi (TKSP) üyesi olarak Özgürlük Yolu hareketinin çalışmalarında yer aldım.

12 Eylül faşist darbesi öncesi Doğu Kürdistan’a geçtim. 12 Eylül militarist darbesi sonrasında gelen arkadaşlarımızla birlikte Doğu Kürdistan ulusal demokratik hareketine karınca kararınca katkı sunmaya çalıştık. Kardeş partimiz İran - Kürdistan Demokrat Partisi’ne (PDK - İ), siyasi çalışmalarında yardımcı olduk. Bir gurup arkadaşımız Peşmerge güçleriyle birlikte İran ordusu ve Pasdarların saldırılarına karşı cephelerde direndi. M. Emin Azdır (Kamilê Reşo) adlı arkadaşımız Doğu Kürdistan silahlı mücadele sürecinde şanlı bir yere sahip olan Çeter direnişinde şehit oldu.

Ben sık-sık gittiğim Almanya’da uzun süreli kalmıyordum. Kaldığım sürelerde ise partimin Avrupa’daki siyasi ve örgütsel faaliyetlerinde yer aldım.  Bir dönem Almanya’da Kürtlerin kimlik ve sosyal hakları için mücadele eden, Kürdistan’daki özgürlük ve demokrasi mücadelesine çok önemli destekler sunan Kürdistan Dernekler Birliği- KOMKAR yönetiminde yer aldım.

Diaspora ve diasporadaki çalışmaların Kürdistan özgürlük mücadelesindeki yeri çok önemli. Kürt dili ve kültürü alanlarında yapılan çalışmalar Kürt aydınlanmasına önemli katkılar sundu. Kürt davasının uluslararası kamuoyu nezdinde tanınması ve destek bulması konusunda paha biçilmez çalışmalar yapıldı ve yapılmaya devam ediyor.

12 Eylül faşist darbe döneminde de Kürt diasporası önemli işlere imza attı. Avrupa’ya çıkan yurtseverlere sahip çıktı. 12 Eylül rejiminin kamuoyunda deşifre edilmesinde başarılı işlere imza atan diaspora, ülkedeki mücadeleye maddi ve manevi katkılar sundu.

Ortadoğu’nun büyük devletlerin çıkar çatışması ve uzlaşmalarının alanı haline gelmesi ve Kürt sorununun uluslararası boyutu dikkate alındığında, Kürt diasporasının özellikle diplomatik ve lobi çalışmalarının önemi ortaya çıkmakta. Bu konuda yurtdışında doğup büyüyen, içinde bulunduğu topluma entegre olmuş eğitimli gençlerimize büyük görevler düşüyor. Bu gençlerimizin çağdaş değerler ışığında örgütlenmesine yardımcı olma görevi, Kürdistanlı partiler, yurtdışında faaliyet yürüten demokratik kurum ve kuruluşların öncelikli görevi olmak zorunda.

1993 yılında Mam Celal’in inisiyatifiyle PSK ve PKK arasında bir ittifak anlaşması imzalandı. Ardından ateşkes yapıldı. Bu süreç nasıl başladı ve nasıl gelişti? Sekteye uğramasaydı süreç ne tür gelişmelere vesile olacaktı? Bu anlaşma kimden kaynaklı ve nasıl bozuldu?

Kürdistan Yurtseverler Birliği (YNK) Lideri Mam Celal Talabani’nin arabuluculuğunda imzalanan PSK-PKK protokolü siyasi yapılar arasındaki ilişkiler alanında ciddi bir belgedir.

Belgenin imzalandığı dönemin şartları ve içeriğinin bilinmesi de önemlidir. Protokol, Kürdistan İşçi Partisi’nin (PKK) kendi dışındaki güçlere saldırılarını yurt içi ve dışında artırdığı bir dönemde imzalandı. Örneğin Protokolün imzalanmasından iki gün önce Londra’da arkadaşlarımız ve PKK taraftarlarının arasında yaşanan çatışmalarda birçok kişi yaralandı ve PKK ile olan ilişkilerimiz çok gergin bir noktaya geldi.

Protokol sadece bizimle PKK arasında yaşanan gerginliği sona erdirmedi, genel olarak Kürdistanlı yapılar arasında yumuşamanın yolunu açtı. O dönemde faal olan yurtsever örgütlerin ulusal bir cephe oluşturmak amacıyla yaptıkları görüşmelere protokol sonrasında başlandı.

Protokol, döneme uygun makul talepler için birlikte mücadele edilmesinin yanı sıra, Kürt partileri arasındaki olası sorunların şiddete başvurulmadan, diyalog ve görüşmeler yoluyla çözülmesini kayıt altına aldı.

Dengê Kurdistan

PSK-PKK Protokolü pratikleşemedi. Protokol uygulana bilinseydi ne gibi olumlu sonuçlara yol açardı? 

Birçok görüş ileri sürülebilir, ama ileri sürülen görüşler tahminden öteye geçemez. Siyaset ise “eğerler” üzerine değil, verili somut şartlar üzerine inşa edilir. Somut gerçek ise siyasi yapılar arasındaki gerginliklerin Kürt ulusal hareketine kaybettirdiği, yumuşamanın ise kazandırdığı gerçeğidir.

Protokol neden hayata geçmedi?

 Protokol neden hayata geçmedi sorusuna tarafların verecekleri cevapların objektifliğini tartışmak doğaldır. Biz Kürtler “Koçer nabêjin meşkê min tirş e” (Koçerler ayranımız ekşi demezler) deriz!

Bana göre Protokol ve buna bağlı olarak başlatılan cephe çalışmalarının başarısız olmasının birçok nedeni var. Bunların başında ise PKK’nin, Kürtlere zarar vermekten öte bir şey kazandırmayan silahlı mücadelesi, siyasetini dayatması, kendisi dışındaki yapılarla sorunlarını şiddet uygulayarak çözmek istemesi geliyor.

PSK programında silahlı mücadele yöntemini benimsemeyen bir hareket ve en zorlu süreçlerde de hep Kürdistan’ın farklı parçalarında güç bulundurdu ve ilişkiler geliştirdi. PSK’nin Kürdistan parçalarına yönelik siyaseti neydi? PSK, Kuzey Kürdistan için çözüm modeli olarak ne ön gördü?

PSK kuruluşundan itibaren tüm parçalarda aynı anda örgütlenme ve mücadele etme anlayışından uzak durdu, bu anlayışı doğru bulmadığı gibi, parçalar ve örgütler arasında sorunlara neden olduğunu söyledi her zaman.

PSK her parçadaki mücadelenin o parçadaki yurtsever güçler tarafından yürütülmesini savundu. Bu anlamda parçalar ve örgütlerin iç işlerine karışmamayı benimsedi.

Bu alandaki politikamızı ayrım gözetmeden her parçadaki yurtsever hareketi desteklemek, destek olamadığımız durumlarda ise köstek olmamak olarak özetlemek mümkün. Bugün hemen hemen her yurtsever yapının benzer görüşleri savunmasından ise sevinç duymaktayız.

PSK değişik zamanlarda Türkiye’de her zaman legal siyaset yapma arayışında oldu ve bazı legal partiler kurdu. Bazı partilerle ortak hareket etmeyi seçti. PSK’nin Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da mücadele etme araçları ve yöntemleri nelerdi? Bu konudaki siyasal deneyimlerinizi anlatır mısınız?

PSK kurulduğu dönemin şartları nedeniyle illegal olarak kuruldu, ama legal mücadeleyi asla reddetmedi. Aksine legal alandaki mücadeleyi önemsedi. Hak ve özgürlük mücadelesinin ulusal demokratik mücadelemizin kopmaz bir parçası olduğunun bilinciyle, demokratik kitle örgütlerinde, meslek odaları ve sivil kurumlarda çalışmaya gereken önemi verdi.

1990’lı yıllarda demokratik kurumlarda çalışmanın yanı sıra, bizim dışımızdaki siyasi yapılarla birlikte HEP, DEP ve HAK-PAR gibi legal partilerin kuruluşlarında önemli görevler üstlendik. Bunun yanı sıra bazı yurtseverlerle birlikte BDP ve DDP gibi partileri kurduk. Övünmek gibi olmasın ama partimiz bu konuda önemli bir deney biriktirdi.

PSK lideri Mesut Tek 36 yıllık sürgünden sonra yeniden Türkiye'ye ...

Yaşadığınız sürgün hayatınızdan 36 yıl sonra ılımlı bir atmosferde Kuzey Kürdistan’a döndünüz. Döndüğünüz süreçlerdeki ılıman hava yerini sert rüzgarlara bıraktı. Türkiye’de bu denli sık değişen siyasi atmosfer içinde sizce Kürtlerin siyasal olarak kendilerini var etmeleri konusunda ne tür sorunlar yaşanmakta?

Dediğiniz gibi, yurtdışından ülkeye döndüğümüzdeki şartların yerinde bugün yeller esiyor. O dönemde Kürt sorununun tüm yönleriyle tartışıldığı, Sayın Mesud Barzani’nin Kürdistan Bölge Başkanı olarak karşılandığı, sorunun çözümü doğrultusunda İmralı ile görüşmelerin yapıldığı bir süreç yaşanıyordu. Bugün ise çok farklı bir ortamla yüz yüzeyiz. Baskı ve zulmün, askeri operasyonlarla Kürdistan’ın militarize edilmesinin tavan yaptığı, hemen her gün Kürdistan’ın diğer parçalarına işgal amaçlı askeri operasyonların düzenlendiği, adaletsizliğin 12 Eylül dönemine rahmet okuttuğu bir süreçteyiz.

Bu yaşananlar Kürt yurtsever hareketleri için yeni mi? Hayır, değil. Kürt yurtsever hareketleri daha kötü şartlarda bile mücadelesini kesintisiz sürdürdüler ve hedeflerinden vazgeçmediler. Bugün de bunca baskı ve zulme karşı aynı şeyler yaşanıyor. Kürt yurtsever hareketleri her türlü baskı ve yüz yüze kaldıkları zorluklara karşı direniyorlar ve mücadele ediyorlar.

Kürdistan Sosyalist Partisi (PSK) Türkiye’de Kürdistan ismiyle Türkiye siyaseti sürecine dahil oldu. Bu kararı hangi gerekçeyle aldınız? Bu konuda ne tür sorunlarla karşılaştınız? Daha sonraki süreçlerde partinizin isim ve programına yönelik dava açıldı. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Kürdistan’da, siyasi arenada 2016 yılına kadar, değişik biçimler ve araçlarla yer alan Partimiz, bu tarihten itibaren legal alana çıkarak mücadelesini sürdürdü. PSK’nin legal alana girmesi, sürekli gündemimizde olan bir husustu. Özellikle 1995 yılından itibaren yapılan hemen her kongremizde bu konuyu ele alarak değerlendirdik. Son olarak 2014 yılında toplandığımız 10’uncu Kongremizde, legalleşme kararı alarak yürüttüğümüz tartışmaları sonlandırdık. 10’uncu Kongremizin aldığı kararlar uyarınca 2016 yılı Mayıs ayının sonunda, resmi müracaatımızı yaparak PSK’nin legalleşmesi sürecini tamamladık.

Yargıtay, Partimizin resmiyet kazanmasının hemen akabinde gönderdiği ihbarnameyle adımızı ve programımızın bazı maddelerinin değiştirilmesini istedi. Biz cevap olarak bu istemi kabul edemeyeceğimizi, yasal haklarımıza sahip çıkacağımızı söyledik. Bir müddet sonra Yargıtay Başsavcılığı, PSK hakkında “bölücülük” ve “ırkçılık yapmak” suçlamasıyla Anayasa Mahkemesi’nde kapatma davası açtı. Anayasa Mahkemesi’nde Kürdistan ismini, programımızı ve değerlerimizi savunduk.

PSK hakkında açılan kapatma davası son aşamada. Son bir kez sözlü savunma yapmak için mahkeme bizi çağıracak.

Bunun dışında yasalar il bazındaki örgütlerimizin önüne eğilip, bükülerek ve zorlama amaçlı, keyfi engeller çıkartıyor. Bu konuyu da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) taşıdık.

PAK ile birlikte Kürdistan isimli partilerin kapatılmasına karşı bazı çalışmaları planlayıp hayata geçirdik.  Birlikte Ankara’da bazı siyasi partileri, kurumları ve elçilikleri ziyaret ettik, konuya ilişkin olarak kendilerini bilgilendirdik ve dayanışmalarını istedik.

Bununla birlikte 500 civarında tanınmış, Kürt ve Türk aydının imzasıyla partilerimizin kapanmasına karşı çıkan deklarasyonu kamuoyu ile paylaştık.  Önümüzdeki dönemde yurt için ve dışında benzeri yeni çalışmaları planlayıp hayata geçireceğiz.

İçerisinde Kürdistan kelimesi bulunan partiler hakkında açılan davalar hukuki değil, siyasidir. Bu nedenle haklarında verilecek kararlar da siyasi olacaktır. Bu nedenle mahkemelerde partilerimizin kapatılmasına karşı yürüttüğümüz mücadele, Kürdistan ismine sahip çıkma ve ulusal demokratik mücadelenin bir parçası olarak görülmelidir.

Bu davanın kazananı şimdiden biziz. Çünkü Anayasa Mahkemesi’nin kapatma talebini reddetmesi halinde Kürdistan isimli partiler hukuki bir zafer kazanmış olacaklar. Anayasa Mahkemesi’nin PSK’yi kapatması halinde ise, davayı AİHM’ye taşıyacağız. AİHM süreci uzun sürecek ama davayı orada biz kazanacağız.

PSK’in Programında Kürtlerin kolektif haklarına yönelik neler var? Ne tür çözüm modeli öneriyor? Önerdiği çözümlerin Türkiye’de uygulanma imkanları var mı?

Biz programımızda Türkiye’de Kürt sorununun çözümü için federasyonu öneriyoruz. Elbette tüm ezilen halklar gibi Kürtlerin de kendi bağımsız devletlerini kurma hakları var. Ama biz uluslararası konjektörü, Ortadoğu, Türkiye ve Kürdistan’daki şartları dikkate alarak, federasyon seçeneğinin makul, gerçekçi ve uygulanabilir olduğu inancındayız. Bu nedenle eşit haklar temelinde federasyon sistemini öneriyoruz.  Kısacası Türklerin hangi hakları varsa ve hangi kurumlara sahiplerse, biz Kürtlerde aynı haklara sahip olabilmeliyiz.

Dört parça Kürdistan’da var olan Kürt siyasal hareketler arasında ittifak ve ortak hareket mümkün müdür? Değilse bunun önündeki engeller nelerdir ve bunlar nasıl aşıla bilinir?

Tüm parçalardaki yurtsever partiler arasında, iş birliği yapma olanağı var ve kanımca bu iş birliği zaruridir. Ama günümüzde, verili şartlarda bu iş birliğinin önünde bazı engellerin bulunduğu da bir başka gerçek. Ama bu engeller aşılmaz engeller değiller. Yeter ki gerçekçi davranalım, diğer parçaların iç işlerine müdahalede bulunma ve kendini dayatmalardan uzak duralım, her parçadaki kazanımlar bütün Kürt siyasi hareketleri tarafından kendi kazanımı olarak görülüp desteklenmeli ve destekleme olanağı yoksa köstek olunmamalı.

Kuzey Kürdistan’da çok sayıda Kürt partileri ve hareketleri mevcut. Bu durum sizce Kürtlerin mücadelesini zayıflatıyor mu? Kuzey Kürdistan partileri arasındaki çelişki ve anlaşamama noktaları neler? Bunlar nasıl aşıla bilinir? Kuzey Kürdistan’da Kürt partilerinin temel noktalarda ‘ittifak ve çatı örgütü’ oluşturması nasıl olabilir ve nasıl pratikleştir?

Yalnızca Kuzey Kürdistan’da değil, diğer parçalarda da birden fazla siyasi partinin bulunmasının, ulusal hareketi zayıflatacağını düşünmüyorum, aksine güçlendireceğine inanıyorum. Çünkü Kürdistan toplumu tek sesli, tek renkli değil. Aksine çok sesli, çok renkli ve çok kültürlü bir toplum. Farklılıklarımız zaafımız değil, tersine güç kaynağımızdır, yeter ki partilerimiz birbirleriyle uğraşma yerine, ulusal demokratik haklar uğruna birlikte mücadele edebilsinler.

Rojava Kürdistanı’nda ENKS ve PYD arasındaki ittifak görüşmeleri için neler söylemek istersiniz? Sizce diğer parçalardaki hareketler Rojava’nın yükünü hafifletmek için ne tür destekleyici katkılar sunmalıdırlar?

Batı Kürdistan’da Demokratik Birlik Partisi (PYD) ile Suriye Kürtleri Ulusal Konseyi (ENKS) arasında yaşanan yakınlaşma ve iş birliği çabaları tüm Kürtler gibi bizi de sevindirmekte. Geç kalmış bir çaba olmasının yanı sıra kendi içinde bazı zaafları da barındırmakta. Örneğin Partiya Pêşverû gibi Rojava Kürdistanı’nın köklü ve mücadeleci yapıları şimdilik bu sürecin dışındalar. Bu sürecin başarısı, bu ve benzeri eksikliklerin giderilmesine, sürecin tüm yurtsever kesimleri kapsayacak biçimde sürdürülmesine bağlıdır.

Kürdistanlı partilerin, Batı Kürdistan’daki kardeşlerine yapacakları en büyük destek, onların iç işlerine müdahale etmemek, ağabeylik taslamamak ve kendilerini dayatmamak olacağı kanaatindeyim.

Kürdistan’ın diğer parçalarında faaliyet gösteren siyasi partiler, Güney Kürdistan  konusunda neden pozitif rol oynamayı kendilerine hedef olarak seçmiyorlar? Kürdistan Bölgesi’nin statüsünün korunması için diğer parçalara düşen görevler sizce nelerdir?

Kürdistanlı partilerin birbirinden etkilenmeleri, tavırlarında herhangi bir parçanın çıkarlarını ve o parçadaki herhangi bir örgütün tavrını gözetmeleri gayet doğal. Ama tüm partilerin, kendilerini Güney Kürdistanlı partiler arasındaki ilişkilere göre konumlandırdıkları tespitine katılmıyorum. Böyle davranan yapılar var elbette. Ve ne yazık ki Kürdistan özgürlük hareketi böylesi tavırlardan zarar gördü ve görüyor.

Hemen- hemen tüm Kürdistanlı partiler PKK’nin yaptığının aksine, Güney Kürdistan’daki yapıyı destekliyorlar. Bu parçadaki ulusal kazanımları kendi kazanımları olarak görüyorlar. PKK’nin yaptığının aksine, kazanımları tehlikeye sokacak tavır ve davranışlardan uzak duruyorlar, PKK gibi orada hak iddia etmiyorlar. Güney Kürdistan’daki ulusal yapıya destek oluyorlar ve destek olamadıklarında ise köstek olmuyorlar. Ki doğru olan tutum bize göre budur.

Halkımızın özgürleşmiş vatanda, özgür bir şekilde nice bayramlar kutlamasını diliyorum

Bu röportaj vesilesiyle, içerisinde bulunduğumuz Kurban Bayramı’nın dört parça Kürdistan’da başta şehit aileleri, siyasi tutuklu, fedakar yiğit ve yılmaz değerli evlatlarını Kürdistan’ın özgürlüğü için feda eden Kürt halkına kutlu olmasını diliyor ve bütün diğer Müslüman halklar gibi Kürt halkının da bütün bayramlarını kendi özgür vatanlarında, özgür bir şekilde ve özgür iradeleri ile kutlayabilecekleri bir gelecek diliyorum.