Truva Atları Ve Cemaatler/Anlayana

Bizi, yani islami kesimleri, milletleri, kurum ve kuruluşları, devletleri, fikirleri, gönülleri yanyana getiren yegane, ama alternatifsiz unsur şüphesiz ki islam dinidir.

Müslüman bir şahıs evini, gönlünü, aşını yine bu dinin ulvi hurmeti adına açmakta, çaresize kol germekte, fakire yardımda bulunmakta. Bunu yaparken de bir ibadet yaptığını, bu ibadetin ihlas ile olması gerektiğinin bilince olup hiçbir şeye alet ve maşa olmamasına ihtimam gösterir, aksi halde bu amelin onu kurtarıcı olmaktan çıkacağını ve aksül amel ile onun başına bela olacağını iki cihanda da farkındadır.

Nitekim bir fakire uzatılan yardım eli sadece Allah'ın rıza ve emri olduğunu bilip asla nefsinde minik bir tefahür kıvılcımının bile çakmasına müsaade etmez.

Bunu sırattan çıkan kişi şüphesiz ki 'ameli Allah için' lafı yanıltıcı ve gafletli olup belki 'bu amel de Allah rızası da var' demek yerinde olur. İbadetlerin ruhu olan ihlas mefhumunun burada nakıs kaldığını ve yapılan uhrevi bir işin 'ibadet' olarak değil de 'ibadet benzeri' bir ef'al olmaktan öteye geçemez.

Din adına uluslararası bir yardım da ümmete hizmet edildiği bilinciyle hareket edilip, ummet bilincine karşı edepli ve saygılı olunmalı. Aksi halde bu ümmet bilincini silmek ve sökmek olup, esasında büyük bir fitne sebebi olacaktır. Hem yardım eden için hem de yardım edilen için durum bu olacak.

Yardım eden ihlassız ibadetten mahrum yahut yarımı ile yetinirken, yardımı alan biçare gariban art niyet sezdiği yahut gördüğü için yardımın mülzemi olan islamın kardeşlik bağı bir hamiyet değil bir ayakbağı olarak geri dönecektir. Nitekim yapılan yardımlarda kullanılan dil ve niyetlerde Allah'ı bulmak için bir dedektif olmak gerekiyor. Aşırı şüphecilik seni bir nebze o aradığın islami niyete yaklastıracaktır.

Demem o ki, kem alat ile kemalat olmaz.