Kazuo İshiguro'nun Nobeli

Nobel ile ilgili tartışmalar yalnızca, vakfı 1900’de  kuran ve aslında dinamitin mucidi olan Alfred Nobelle sınırlı değil. Aynı zamanda prestijli ve son derece kârlı bir yönü olan Nobel Edebiyat Ödülü’nün kendisi de her zaman nitelikli ve edebî kalibresi yüksek yazarlara verilmiyor. Örneğin 2016’nın ödülünü alan Bob Dylan daha çok bir song-writer (söz yazarı) olarak tanınıyordu ve vakıf komitesinin tercihi edebiyat eleştirmenlerince keyifsizce ve popülist bir tavır olarak karşılandı. Ödülün verilmesi 1901’de Fransız şair Sully Prudhomme ile başladığında, yüzyıl zarfında küresel edebiyat pazarının dominasyonunda bu denli tesirli olacağı pek tahmin edilir miydi bilmem ama, 2017’de Japon asıllı İngiliz yazar Kazuo İshiguro’ya ödülün layık görülmesi elbette memnuiyet vericiydi. Murat Belge’nin belirttiği gibi belki dünya edebiyatı daha dengeli bir hal almaya başladı.

Komitenin ‘görkemli duygusal romanlara sahip’ ve ‘insanın yeryüzündeki yanılsamalarını açığan çıkaran’ güçlü bir kalem diye selamladığı İshiguro 1954’te Japonya’nın Nagazaki kentinde dünyaya gelmiş ve 1960’ta ailesiyle birlikte İngiltere’ye göç edip University of Kent’te Edebiyat ve Felsefe okumuş. Daha sonra, University of East Anglia’da ünlü Fahrenheit 451 adlı romanın da yazarı olan Ray Bradbury’den yaratıcı yazarlık dersleri almış. Anlayacağınız İshiguro yazarlık tezgahından geçmiş bir zanaatkâr-yazar.

Öyle görülüyor ki Kazuo İshiguro, distopyaya meraklı Ray Bradbury’den, yalnızca ‘zanaat’ın biçimsel bileşenlerini almamış. Bradbury’nin başyapıtı sayılan Fahrenheit 451, kötümser bir gelecek tablosu çizen, kurmaca atmosferi buldukları kitapları yakmakla sorumlu itfaiyecilerin bulunduğu ve kültür ile edebiyatın insanları mutsuz ettiğine inanan, televizyonun faydalarınu saymakla bitirmeyen bir iktidarın yönettiği bir dünya hakkındadır. Dolayısıyla birazdan bahsedeceğim ve İsgiguro’nun halihazırda başyapıtı kabul edilen Beni Asla Bırakma’nın ilhamını da Ray Bradbury’den almış olması kuvvetle muhtemeldir.  

Beni Asla Bırakma’yı okurken Walter Benjamin’in o ünlü ‘Hiçbir kültür ürünü yoktur ki, aynı zamanda bir barbarlık belgesi olmasın’ mottosunu düşünmemek elde değil. Roman 6 bölümlük parlak bir yaşam hikâyesini sunduktan sonra 7. bölümle birlikte çıplak gerçek su yüzüne çıkıyor, başka bir ifadeyle söylersek,  ‘gündüz’ün yerini şok edici ‘gece’ alıyor. Birinci şahıs anlatıcı Katyh, 31 yaşında olduğunu ve işverenlerini memnun edecek bir biçimde 11 yıldır bakıcılık yaptığını anlatarak başlıyor. Fakat olayların gerçek doğasını öğrenmek için Katyh’nin geçmişe, okul yıllarına dönmesi gerekir. Anlatının ana mekanı Hailsham’ı başlarda, Anne Whitehead’ın da vurguladığı gibi Victoryen bir okul imgesi içinde düşünmemek için herhangi bir sebep yoktur. Katyh konuşurken hikâyedeki detayları da kendi koşullarıyla ilişkilendirerek aktarıyor. Oysa Hailsham tamamen organ bağışı endüstiri için kurulmuş bir market. Öğrenciler Hailsham’da gelecekte ya bağışcı veya bakıcı olmak için eğitiliyor ya da kelimenin en doğru anlamıyla ‘besleniyorlar’. Eğitim sırasında, geleceğini düşünen her öğrenci gibi bazen ikbal hayalleri kurmadan edemiyorlar ama kurdukları hayallerinin anlamsızlığı sanki doğalarına kodlanmışçasına peşinden de gitmeyi düşünmüyorlar. O yüzden Kathy’nin romanın dominant karakterlerinden Ruth’a bir ofiste çalışmak istediğini bildiğini ve niye bunu gerçekleştirmek istemediğini sorduğunda, Ruth’un fake bir hayalgücüne sahip olduğunu hemen anlarız. Hailsham demek aynı zamanda mutlak bir esrara veya bulanıklığa da gönderme yapıyor. “Hailsham’ı geçmişe gömmeye çalıştığım dönemler oldu geçen yıllarda; kendime geriye bakmamayı telkin ettiğim zamanlar oldu” (Kazuo İshiguro, Beni Asla Bırakma, çev: Mine Haydaroğlu, YKY, İstanbul, 2017, s.13)  Kathy’in anlatıma Hailshamla başlaması, romandaki kurgunun merkezî önemi ile ilintilidir. Zira Katyh gündelik yaşamının her anında Hailsham’ı takıntılı bir şekilde hatrılamaktadır. Fakat romanı psikanalitik bir yöntemle çözümleyen Deborah P. Britzman’ın da keskin bir bakışla saptadığı gibi: “ She is a clone looking back on a past that has no origin”

Doğru söze ne denir: Hakikaten bir geçmişe sahip değilse belleğin ne önemi var.