Komplo ve ihanet kıskacında Kürtlerin kaderi-4

Emin Ali Bedirhan çabası

Paris Barış Konferansına katılan Şerif Paşa, Ermenilerin 'Ermenistan' sınırlarına dikkat ederek, Van'ın yukarı kısmını ‘Kürdistan’ haritasının dışında tutmuştur. Bu durum Kürt aktörlerce eleştirilmiş ve yeni haritaların hazırlanmasını beraberinde getirmiştir. Nitekim Emin Ali Bedirhan 1920'de British High Commissioner'e haritasını sunmuş ve Kürdistan'ın sınırlarını şu şekilde belirtmiştir: “Kürt toprakları (Kürtlerin çoğunlukta olduğu yerler) Diyarbakır, Harput, Bitlis, Van ve Musul vilayetleri ile Urfa sancağını kapsamaktadır.”

Cibranlı Halit Bey ve Azadî’nin çabası:

1919’da fikrİ temelleri atılan ve 1920’de Kürdistan İstiklal Komitesi/Erzurum Kürt Komitesi (Azadi), Kemalistlerin 1920’de Erzurum’da gerçekleştirmiş olduğu Erzurum Kongresi’ne karşı faaliyet göstermiş ve bunu 1923 yılına kadar gizli bir şekilde sürdürmüştür.

Cibranlı Mir Alay Halit Bey, 1918’de İstanbul’da Seyid Abdulkadir liderliğinde kurulan ‘Kürdistan Teali Cemiyet/İstanbul Kürt Komitesi’ ile  ‘Kürdistan İstiklal Komitesi/Erzurum Kürt Komitesi’ birleştirmeyi sağlayarak, farklı çizgide ve düşüncede olan Kürtlerin ‘Kürdistan İstiklal Davası’nı gerçekleştirmek için ortak hareket etmelerine imkân tanımıştır. Halit Bey ve emrindeki alaydan başka subaylar 1920 yılında bağımsız Kürdistan fikirlerinin yoğun propagandasını başlattı. Halit Bey ve arkadaşları Erzurum ve Sivas kongreleri kararlarına, aynı zamanda Türkiye Kürdistan’ının Türkiye topraklarına katılmasını öngören ‘Misak-ı Milli’ maddelerine karşı mücadeleyi örgütlemek amacıyla Varto, Karlıova, Malazgirt, Bulanık ve Hınıs ilçelerinin şeyh ve reisleriyle görüşmelerde bulundu Onlar, Kürt halkının yüzyıllar boyunca karanlıklar ve bilgisizlik içinde tutan, onu en sıradan haklarından yoksun kılan Türk egemenliğinden kurtulma zamanının geldiği görüşüne vardılar. Kürt liderler bununla birlikte, oluşan koşullarda bu hakların ulusal bilinçlenme düzeyini yükselterek silahlı ayaklanma ve kurtuluş mücadelesi fikirlerinin kitleler arasında yayılması yoluyla kazanılabileceği görüşündeydiler. Kürt liderler bu arada, Kürtlerin kendi ulusal giysilerini taşımalarını, Kürtçe okuyup yazmalarını tavsiye ettiler.

Halit Bey, 1920’lerde bölgedeki aşiret liderleriyle toplantı yaparak düşüncelerini anlatmıştır. Kürtlerin birliğinin sağlanmadan atılacak adımların sonuçsuz kalacağını bilen Halit Bey, Haziran 1920’de Alevi aşiret liderleriyle ‘Qeraj/Varto’ toplantısını yapmıştır. Böylelikle çeşitli entrikalarla birbirine düşürülen ‘Sünni’ ve ‘Alevi’ Kürtlerin birlikteliğine katkıda bulunmuştur.

Diğer yandan da dış destek bulmak için yoğun bir çaba sarf eden Azadî, bir taraftan Bolşeviklerle, diğer taraftan İngiliz ve Fransızlarla temas kurmuştur. Bolşevik belgelerinden anlaşıldığı kadarıyla Azadi, diğer parçalardaki Kürt hareketleriyle de ilişki içindedir.

Lozan Anlaşması sonrasında bağımsız Kürdistan hedefine kilitlenen ve kısa zamanda 7 il ile 20’yi aşkın ilçede teşkilatını kuran Azadi, uygun şartlarda genel bir ayaklanmanın çalışmaları içine girmiştir. 4 Eylül 1924’teki Beytüşşebap Ayaklanması, Azadi’ye yönelik operasyonların başlamasına neden olmuştur. 3 Eylül’ü 4 Eylül’e bağlayan gece, 7. Kolordu 2. Tümene bağlı 18. Piyade Alayı’nda görevli, Azadi’nin örgütlediği Yüzbaşı İhsan Nuri liderliğindeki Kürt subay ve erleri ayaklanmış, ayaklanmanın başarısız olması, Kemalistlerin ‘tarihsel’ bir fırsata sahip olmalarına neden olmuştur.  Divan-ı Harbi Mahsus kararıyla Ali Rıza, Miralay Halit Bey, Molla Abdurrahman ve daha birkaç kişi ‘Kürtlük ve Kürdistan davası’ sucundan idama mahkûm edilmiş, Karar 14 Nisan 1925 günü Bitlis çarşısında uygulanmıştır.

Mustafa Kemal’in Kürdistan’ı engelleme çabası

Mustafa Kemal Paşa, Ağustos 1919’da Norşinli Şeyh Ziyadeddin Efendi, Bitlisli Küfrevizade Şeyh Abdülbaki Efendi ve Garzanlı Cemil Çeto gibi Kürt ileri gelenlerine gayet saygılı bir dille mektuplar göndererek desteklerini istemiştir. Mektuplarında ‘Kürdistan’ın Osmanlı camiasının ayrılmaz bir parçası’ olduğunu ve ‘bütün Kürtlerin Türk kardeşleriyle beraber mücadeleye’ hazır bulunduklarını söylüyordu. Hatta Kürt Teali Cemiyeti Reisi Cemilpaşazade Kasım Bey’e göndermiş olduğu mektubunda “Kürtlerle Türkler birbirlerinden koparılmayı kabul etmez öz kardeştirler. Bugün için vicdanî borcumuz, Kürtler, Türkler, bütün anasır-ı İslam yek-vücud ve yek-yürek olarak istikbalimizi müdafaa etmek ve vatanın parçalanmasını önlemektir.” demiştir.

Ancak Mustafa Kemal 29 Şubat 1920’de Talat Paşa’ya yazmış olduğu mektubunda şunları yazıyordu; “…bağımsızlığımız saklı kalmak şartıyla bir barış imzalandıktan sonra yalnız dâhili hasımlarımızla karşı karşıya bulunacağız ki, bugünkü genel ve yaygın kuvvet ve nüfuzumuzu iyi muhafaza ettiğimiz takdirde, bu zavallılara layık oldukları muameleyi tatbikte hiçbir müşkilat tasavvur etmiyorum.” demiştir.  ‘Dâhili hasımlar’ ifadesiyle kimlerin kast edildiği bilinmese de, gerçekleştirilen eylemlere bakıldığında, bunlardan birinin de Kürtler olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Nitekim 1923 yılında Cumhuriyet’in kurulmasıyla Kürtlere dönülmüş, ‘Şark Islahat Planı’yla istenilenler gerçekleştirilmiştir. 6 Mart 1923’te Meclis’te bir konuşma yapan Bitlis Mebusu Yusuf Ziya Bey; ‘Türk’le Kürt teşrik-i mesai ederek yaşamazlarsa, ikisi için akıbet yoktur. Bu nedenle herhangi biri, diğerine ihanet ederse ikisi için de akıbet yoktur.’ diyerek, tarafları uyarıyordu. Oysa 1924’e gelindiğinde ‘Türk’ün süngüsünün göründüğü yerde Kürtlük biter’ sloganları atılmaya başlanmış, Yusuf Ziya Bey de idam edilmişti.

I.TBMM’de Kürtlere ‘Özerklik’ sözü

TBMM’de 1921-2 yıllarında, aynı zamanda bir Osmanlı paşası olan Kürt Mustafa Yamulki Paşa ile Kürtlere özerklik konusunda yazıştığını gösteren belgeler bulunmaktadır.

Murat Issı’nın Yunanistan Hasan Yıldız’ın Fransa, Robert Olson’un İngiltere arşivlerinden edindiği belgeler Kürt-Türk heyetleri arasında yapılmış olan anlaşmanın orijinal belgeleri olmayıp, bu devletlerin Osmanlı/Türkiye temsilciliklerinin kendi Dışişleri Bakanlıklarına yazdıkları raporlardan oluşmaktadır. TBMM’de kayıt altına alınan ‘Açık’ ve ‘Gizli’ ‘Meclis Zabıtları’nın 9 ve 11 Şubat 1922 tarihli kayıtları bulunmasına rağmen 10 Şubat tarihli olanlar bulunmamaktadır. Bu durum akıllara ‘belgelerin ortadan kaldırıldığı’ yüksek ihtimalini getirmektedir.

27 Haziran 1920 tarihinde Büyük Millet Meclisi Reisi Mustafa Kemal imzasıyla Elcezire cephesi Komutanı Nihat Paşa’ya gönderilen Bakanlar Kurulu talimatında “Kürtlerin oturdukları yerlerde ise, hem iç politikamız hem de dış politikamız açısından tedricen mahalî bir idare kurmayı lüzumlu görmekteyiz” denilerek şu açıklamalara yer verilmiştir: “Milletlerin kendi kaderlerini kendilerinin idare etme hakkı bütün dünyada kabul edilmiş bir prensiptir. Biz de bu prensibi kabul etmişiz. Tahmin olunduğuna göre Kürtlerin bu zamana kadar mahallî idareye ait teşkilâtlarını tamamlamış ve lider ve nüfuzlu kişileri tarafından bu amaç için bizim tarafımızdan kazanılmış olması ve kararlarını ortaya koydukları zaman kendi kaderlerine zaten sahip olduklarını Türkiye Büyük Millet Meclisi idaresinde yaşamaya talip olduklarını ilân etmelidir. Kürdistan’daki bütün çalışmanın bu amaca yönlendirilmesi Elcezire Cephesi Komutanlığına aittir.” denilmiştir.

Yunanistan Arşivleri’ndeki belgeye göre, Kürtler, Mustafa Paşa Yamulki’nin komutayı ele almasından ve Kemalistlerin zayıflıklarından faydalanarak Ankara Hükümeti’ne baskı yapmak için telgrafla aşağıdaki taleplerde bulundular:

  • Kürt nüfusunun çoğunlukta olduğu Doğu Türkiye bölgelerinde hemen ve tam bir İdari Özerkliğin tanınması.
  • Ankara Hükümeti’nin, Özerk Kürdistan’a ve kurumlarına karışma hakkından vazgeçmesi.
  • Özerk Kürdistan’ın sınırları İtilaf Güçleri tarafından belirlenecektir ve Ankara Hükümeti buna saygı göstermek zorundadır.
  • Kürt yetkililerine tüm vergi gelirlerinin iadesi. Bunlara askerlikle alakalı tüm vergiler ve askerlik yapmamak için ödenen miktarlar da dâhildir.
  • Kemalist orduda görevli tüm Kürt subay ve askerlerin görevlerine son verilmesi ve masrafları Kemalist Hükümetçe karşılanmak üzere memleketlerine gönderilmesi.

Kürt tarafının bu sözlerinin muhtevası ve yazılış üslubu Ankara’daki siyasi çevrelerde şaşkınlık yaratmakla birlikte çok da kızdırdı. Uzun süren Bakanlar Kurulu toplantısından sonra, tüm taleplerin reddedilip, Yunan cephesindeki operasyonlar sonuçlanana kadar bu konuyu ele almama kararı çıktı. (5 Ekim 1921)

21 Nisan 1922 tarihli Yunanistan Arşivi’ndeki belgede ‘Cevat Paşa’nın Kürtlerle Yaptığı Toplantı’ ele alınmıştır. Cevat Paşa’yla ilgili kısmın Türkçesi şu şekildedir: “ (…) Cevat Paşa, sorumlusu olduğu bölgede bulunan ve o ana kadar tarafsız bir davranış içerisinde bulunup (Ankara) Hükümetinin isteklerini yerine getirmeyen tüm önemli Kürt büyüklerini ve Kürt aşiret şeflerini bir toplantıya çağırdı. Cevat Paşa, bu toplantıda evvela orada bulunanlara Türk-Yunan savaşının karakterini anlattı. Ardından, eğer bu savaşta Kürtler ve aşiretleri Kemalist ordunun saflarında yer alırlarsa, Meclisin, Kürt Bölgelerine ilişkin Özerklik konusunda anlaşacağını söyledi. Bunun karşılığı olarak ise Ankara Hükümeti’nin aşiretlere oldukça parlak bir gelecek vaat ettiğini anlattı. Ama eğer Kürtler bu konuda hemfikir olmaz ve bu fikri kabul etmezlerse, Meclis’in (Yunanlılardan evvel) tüm orduyu Kürt aşiretlerinin üzerine yollayacağının kararını aldığını bildirdi. Cevat Paşa’nın bu sözlerine toplantıda bulunan Mehmet Ağa oldukça sert tepkilerle cevap verdi.

Cevat Paşa, Kürtlerin Kemalistlerle birleşmeleri konusunda hemen cevap vermeleri gerektiğini özellikle belirtti. Ardından Cevat Paşa’nın emri üzerine Mehmet Ağa tutuklandı. Ertesi gün, Cevat Paşa kaldığı evden çıkarken Ahmed Şehir isimli, Mehmet Ağa ile aynı aşiretten olan kişi tarafından silahlı saldırıya uğradı. Cevat Paşa’yı ağır yaralayan Ahmed Şehir, yakalanmadan aşiretine kaçmayı başardı.”

İngiltere’nin İstanbul temsilcisi Mr. Henderson tarafından 16 Eylül 1924 tarihinde Dışişleri Bakanı Mr. Mac Donald’a gönderilen belgeye göre de 1 Ağustos 1924 tarihinde Diyarbakır’da gizli bir şekilde ‘Türk-Kürt Kongresi’ gerçekleştirilmiştir: “1 Ağustos tarihinde Diyarbakır’da başlayan Türk-Kürt Kongresi bu bağlamda çok özel bir önem taşır. Gelişmeler gizli tutuldu, bu güne kadar basında bu konu hiç yer almadı… Fakat Türk politikasının belli başlı hedeflerinden biri, İran Kürtleri de dâhil olmak üzere Türk ve Kürtlerin kardeşliğini ve ayrılmazlığını gerçekleştirmekti. Türklerin Musul’u almada isteksiz davranmalarında, Kürtlerin etkinliği büyük önem taşır. Bu kongrenin hedefi kardeşliği ileri götürerek, Kürt memnuniyetsizliğinin tüm olası nedenlerini ortadan kaldırmaktı.”

Konjektörel durumun dikkate alınarak, sınırları dar tutulan ve kesin olarak kayıt altına alınmayan bir ‘Kürdistan’ özerkliğinin vaat edildiği anlaşılmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti’nin güvenliği sağlandıktan sonra, bütün vaatlerle birlikte belgeler de ortadan kaldırılmıştır. I. TBMM’nin niçin ortadan kaldırıldığı da dolaylı yoldan cevabını bulmuş olacaktır.