Sistemler ve toplumsal değerler

Toplumları toplum yapan temel öğeler, toplumların kendilerine özgü/ has dinamikleridir. Bu dinamiklerin en önemli olanları ise; yaşam tarzları, giyimleri, sanatları, edebi yazıtları/yazınları, folklorik hafızaları, dilleri, düşünce ve düşünme tarzlarıdır. Bu öğeler bir toplumu toplum yapan temel bileşenlerdir. Nasıl ki bir bedeni oluşturan temel bileşenler gibi…

Ruh olmazsa beden bir anlam ifade etmediği gibi beden olmazsa ruhta bir anlam ifade etmez, ruh, beden birbirini tamamlayan mutlak varlıklardır. Dolayısıyla toplumların varlığının devamı kendi içerisinde barındırdıkları dinamiklerin varlığıyla mümkün olabilir. Bir toplumun en büyük kaybı, yıkımı; dilinin asimile edilmesidir, gelenek/ göreneklerin hor görülmesi, küçümsenmesi, kendilerine has/ özgün bir eğitim anlayışlarının olmamasıdır. Bir toplumu yıkmanın, asimile etmenin en keskin yöntemi; dilini bozmak, toplumsal hayata kullanılmasını yasaklamaktır. C.Hafızası olmayan bir toplum bir robottan, cansız bir nesneden bir farkı kalmaz.

Modern çağın egemen anlayışları (Siyasi partiler, edebi akımlar, ideolojik yapılar vb.) varlıklarını inkâr ve asimilasyon üzerine inşa etikleri için kendisi gibi olmayan veya olmak istemeyen her türlü yapı ve dinamiği yok etmeyi, inkâr etmeyi, sindirmeyi bir hak ve gereklilik olarak görürler. Bunu yaparken, cebri kanunlar hazırlayıp bu kanunlara dayandırırlar.

Unutulmamalıdır ki, kanun olan her şey helâl değildir. Beşeri sistemler çok hümanist değiller, toplumlarda her kesimin yararını gözeterek kanun/yasa yapmazlar, öncelikle kendi bekalarının devamı için yasa/ kanun yaparlar. Güçle, hakkın eş değer olduğunu bilirler. Hâlbuki haklılık, güçlülüğü doğurması gerekir.

Bu yönde sürekli bir propaganda yayarlar. Tabiri caizse toplumu aptallaştırırlar. İnsandan akletme melekesini insandan alırlar. Akıl hakikate götürecek en önemli etkendir. Tabi bu değerli hazine ( Akıl) başkasının tahakkümünde değilse, akıl akıl olsa gerek. Sistemler kendi içerisinde barındırdıkları dinamiklere her zaman şekil vermek ve onları yönlendirmenin gayreti içerisine girerler.

Bunu yaparken de jakoben bir anlayışla hareket ederler. Direnç gösteren her bir dinamizme karşı sert ve baskıcı bir tavır takınırlar. Yeri geldiği zaman çok rahat manevi değerleri kullanır. Günümüz Ortadoğu ve Türkiye bunun en güzel örneğidir. Hala farklı kültürler, diller, yaşam tarzları, mezhepler zenginliğin sebebi değil, ayrılığın, bölünmenin temel etkeni olarak düşünülüyor veya öyle olması isteniyor. Bu anlayış her ne kadar yasal/ kanuni ise de helal değildir. Bu anlayış tiranlığın anlayışıdır, inkâr ve asimilasyonun gereğidir.

Bu durum bilinç ve şuur kaybını beraberinde getiriyor.  Toplumu, insanları tarihsel mirasından kopararak şuursuz, bilinçsiz bir yapıya dönüştürüyorlar, toplumu hafızasız bırakıp yeni bir insan ve toplum modeli oluşturmanın gayreti içerisinde olurlar. Yani toplumları sürüleştirmenin gayreti içerisine girerler ve başarmak için de her türlü yol, yöntemi mübah görürler. Toplumları, insanları sürüleştirirler, çünkü sürü mantığında akletmek yoktur, sorgulamak yoktur, mutlak anlamda itaat vardır. Modern çağın; sistemleri, Jakobenleri, Tiranları, Konformist anlayışları bunun en güzel örneğidir.

Bunu yapan sistemler ekser itibariyle demokrasi görünümlü otokratik mantığa sahip olan, sistem ve anlayışlardır. Demek ki, kavramların anlamından ziyade onların pratikteki durumu çok önemlidir. Sistemlerin söylemlerinden ziyade tavır ve pratikleri önemlidir. Şunu unutmamak gerekir ki, sistemlerin, hâkim güçlerin, modaların doğrularından ziyade hakkın, hakikatin doğruları mutlaktır, evrenseldir.

Hakkın, hakikatin hâkim olabilmesi için toplumsal dinamiklerin korunması gerekir, toplumlarda düşünme ve düşünce mekanizmasının aktif çalışıp ve kendisini çağa, zamana göre güncellemesi gerekir. Toplumların kendileri gibi kalabilmeleri/özgünlüklerini devam edebilmeleri için dillerini hayatın her alanında kullanmaları gerekir ve bunun sistemlerin uygun gördükleri oranda değil, hakkın emrettiği ölçüde olması gerekir. Çünkü dil toplum dinamiklerini gelecek kuşağa aktaran en değerli öğedir. Toplumların hafızasıdır. Son olarak bütün diller, ırklar yaradanın birer delili ve ayetidir. Hukukta eşitlik önemlidir.

Selam ve esenlikle…