Kürt Siyasetinin Geleceği: Yaşamak mı, Ölmek mi... – 3

Başkanlık Sistemi temel olarak iki partili ya da İki bloklu sistem üzerinden yürür. Türkiye koşullarında şimdilik iki bloklu sistem sosyolojinin bir gereği olarak karşımıza çıkmış durumda. En azından Alevileri ve Kürtleri bir yerde toplanmaya iten süreçler yaşıyoruz. Herhangi bir şekilde  İYİ Parti’nin ittifaktan çıkması, bu saatten sonra Cumhur İttifakı’nın en büyük projesi olacaktır. Bu gerçekleşirse HDP ve CHP çok uzun bir süre muhalefet  olarak kalır. Dolayısıyla sistem dışına itilmiş olur.

Yasal Kürt hareketinin etkisizleştirilmesi Cumhur İttifakı açısından avantaj gibi duruyor. HDP’nin varlığı ve %8-10 arası bir seçmen kitlesini koruyabilmesi de Sağ Blok (Cumhur İttifakı) açısından bir sorun. Seçimlerde seçim bazında karşı blokla ittifaka girmeleri –örneğin yerel seçimde- halinde birçok ilde sonuç değişebiliyor. Dolayısıyla, kapatılmaları Kürt oylarının dağılma ihtimalini arttırabileceğinden gerekli görülebilir. AB süreçlerinin sona ermesi halinde ise HDP  ‘’topyekûn kapatma’’ davası ile de karşılaşabilir. Buna engel olacak diplomatik mekanizmalar, uluslararası baskı gücü de yok artık. Cumhur İttifakı açısından HDP’nin varlığının, demokratik görünüme; bunun da ekonomi üzerindeki etkisi dışında cazip bir yönünün kaldığını düşünmüyorum.

Diğer blok açısından, (Millet İttifakı) ise durum çok daha karışık aslında. HDP, siyasal şiddetle, daha açık söyleyeyim PKK ile arasına çok kalın duvarlar örmezse “Millet İttifakı’’ içerisinde açıktan ve nitelikli ortak olmak için bir şans yakalayamaz. Bu duvarları örmesi halinde bile açıktan ittifak şansı kısa dönemde oluşmaz. Buda etkisizleştirmenin başka bir çeşididir aslında.

Her iki blokta da Kürtlerin kurumsal yapılarıyla ittifaktan ziyade, seçim ittifakları, taktikleri yoluyla sadece Kürt oylarına talipler aslında. Kurumsal varlık sona erse belki de her iki blok için daha hayırlı olur iye düşünenler vardır buna eminim.

“Batıda kaybettireceğiz, Kürdistan’da biz kazanacağız’’

Bloklar açısından durum böyle olmakla birlikte HDP’nin kendisi açısından da olay çok net değil. HDP de kendini sadece taktiksel ittifak partisi olarak sınırlama gayretine girebilir. Bloklar dışı kalmak isteyebilir. Tek sol parti olma sevdasına kapılıp, “sol blok’’ kuruyorum da diyebilir.  Hatta, “Sadece yerel yönetimlerde belediye alayım, genel seçimlerde de kafama göre takılırım” da diyebilir. İşte esas problemde burada ortaya çıkacaktır.

Cumhurbaşkanlığı seçimini veya onunla birlikte yapılan parlamento seçimini düşünelim. İki temel bloğun dışında kalıp resmi olarak iki bloktan da kabul görmezse kendi başına hareket edip %10 barajını geçemezse ne olur? Parlamentoya, kendiliğinden bay bay denilir. Eğer parlamento dışı kalınmak istenmiyorsa seçimlerde ya bir bloka dahil olunmalı ya da üçüncü bir blok oluşturulmalıdır. Birde seçmen sayısını artırmaya hızla çalışılmalıdır. 31 Mart seçimlerindeki gibi yedek kulübesinde oturmak yetmez artık.

Barış, ittifak, gelecek...

Yukarıda sıraladığım blok konusundan devamla şunu diyebilirim; Kürtlerin, yasal politik geleceğiyle, “barış’’ ile bloklara dahil olmak, kendi başına başarı şansı yüksek blok kurma gibi konularda diyalektik bir ilişki kurulmuş durumda.

Barış tabiki sadece Kürt tarafının tek taraflı  bir isteği olamaz. Peki yeniden barış dönemine girilebilir mi? Buna uygun koşullar da artık yok.  Ama barış yoksa, yasal Kürt siyasetinin sonuç alıcı bir geleceğinin olmadığı da görünüyor. Eğer, yasal Kürtler, inadına barış rotasına girmezlerse ya da bazı güçler buna engel olurlarsa.  Hendek dönemi gibi şiddet tuzaklarına düşülürse. Yine bazı yapılar yasal demokratik siyaseti “denedik olmadı’’ gibisinden kolaycı yaklaşım ve küçümsemeyle yasal alanı, yasal Kürt siyasetini bu gerekçelerle gereksiz görmeye başlarlarsa; Kürt siyaseti genel olarak o gün ‘’intihar’’ etmiş sayılır. Barış istemek, intihar etmekten daha zor olmasa gerek.

Daha açık konuşayım PKK’nin içinde yeniden bir barış iradesinin oluşması pek mümkün görünmüyor. Kendi kararıyla bile silah bıraksa, karşı tarafla "müzakere" şansını kaybetti. Barış, müzakere ikisinin bir arada olma ihtimali yok gibi bir şey. PKK’nin, şimdiye kadar getirdiği şiddet yöntemi ve uzlaşmacı olmayan tavırlarla –barış sürecinde Öcalan’ı ve devleti anlamadılar- hiçbir konuda sonuç alma ihtimali de yok. Eski yöntemlerde ısrar, bir intihar etmek kararlılığından başka bir şey değildir. Eğer tercih buysa yasal Kürt hareketini de bu “kader’’e ortak etmemek gerekiyor vesselam. Bir Kürt okumuşu ve seçmeni olarak naçizane böyle düşünüyorum.

Toparlayacak olursak...

Türkiye’de demokratikleşme ite-kaka ve uluslararası konjonktür etkisiyle, yaşanılan ara bir dönemdir aslında. 1945-2018 arasında olan biten her şey ekonomik ihtiyaçlar ve “Batı ile ilişkiler’’ dinamiği çerçevesinde ilerlemiştir. Dolaysıyla biz o dönemde sadece “demokrasi hayali’’ kurduk diyebiliriz.

Değişen dünya koşullarında Batı’nın bizden istediği türde bir-Kopenhag Kriterleri- “demokrasinin’’ Türkiye’nin sonunu getireceğinden korkulmuştur. İşte bu korku ile girilen AB ile müzakere döneminde ite-kaka bir “demokratik’’ dönem yaşandı. Ama bu dönem bitmiş durumdadır. Oluşum hikayesini kısaca anlattığımız asker-sivil sağ blok Türkiye için anladığımız anlamda bir demokrasi vaaz etmiyor artık.

Başkanlık sistemine geçme meselesi tabiki sadece  Kürt nüfusu ile ilgili değildir. Siyaseti  toplama; güçlü merkez oluşturma gayreti de var. Böylece devlet  gerek ekonomik gerekse de siyasal tusunamileri asker-sivil ortaklı sağ blokla göğüsleme noktasında daha güçlü hale de getirilmiştir. Dış politik gelişmeleri NATO, AB, Suriye, Akdeniz’deki gaz rezervleri, Kıbrıs meselesi de önemli dış faktörlerdir. Ama durum böyle olmakla birlikte sistemi zayıflatan, devlet aklını bu tip önlemler almaya iten temel gelişme sosyolojik olarak Kürtlerin önlenemez yükselişi olmuştur.

Kürtler açısından sorunda tam bu noktada ortaya çıkıyor. Kürt seçmenin verdiği oyların siyasal sistemi nasıl etkilediğini 31 Mart seçimlerinde -örneğin İstanbul- sonucu hep birlikte gözlemledik. Dolayısıyla şişeden çıkan cinin başına her şey gelebilir. Yasal Kürt hareketine olası yönelimler; olası kayyum atmaları; hatta belki kapatma davaları ardı ardına gelebilir. Bütün yumuşama söylemlerine rağmen sert bir döneme girilebilir.

Benim korkum bunları gerekçe yapıp, yasal zeminden çıkmaya çalışmak, yada yasal zemini küçümsenmesi noktasındadır. Eğer Kürt siyaseti genel anlamda başkanlık sisteminde havlu atarsa bu sağ blokun istediğini yapmak anlamına gelecektir. Bu yüzden Kürtler ne yapıp edip  yasal zeminde kalmalıdır. Hem de güçlü ve kararlı bir şekilde. Karamsar olsam bile gelecek buradadır. 

Maalesef Kürt siyasetinin aklı, büyümüş Kürt sosyolojisini güdümleyecek boyutta değil. Her doğan Kürt, kendi partilerine oy veren seçmen olarak doğmuyor. O yüzden bu anlamsız rehavete bir son vermek gerekiyor. Yoksa binlerce cana mal olan bu sürecin hiçbir anlamı kalmayacaktır. Çünkü siyaseten güçlü bir devamı olmayacaktır.

Kısa başlıklar halinde; detaylandırılması gereken fikirler, cümlelerle dolu okuduğunuz bu yazı, barışı, küçümseyerek yaşanacak, olası bir “intihar’’ konusunda uyarılarda bulunmak için yazılmıştır. Cezaevlerinden bu günlerde ardı ardına gelen tecrit için “intihar’’ haberlerinin artık bir sonu gelmelidir. Esas intihar şiddeti kutsamak, barışı küçümsemek noktasında oluşuyor, bunu görmek gerekiyor.