31 Mart seçimlerinin düşündürdükleri

Seçimlerin üzerinden günler geçti...

Geçmesine geçti de, siyasilerin daha doğrusu iktidarın tüm kutuplaştırıcı söylem ve politikalarına rağmen, farklı kimlikleriyle farklı eğilimleriyle seçmenin  büyük bir olgunluk göstererek sandıkların başına geçip tercihlerini ortaya koyup yine aynı olgunlukla evlerine dönmelerine mukabil; ne yazık ki kazanmaya doymayan, kaybetmeye tahammül edemeyen iktidar aynı olgunluğu  ortaya koymadı koyamadı.

Daha günler öncesine kadar iki oy için milyonlarca insanı terörist kategorisine indirgeyip rakiplerini teröristlerle ittifak kurmakla suçlayıp halkı kutuplaştıran iktidar, ağır ve acı bir yenilgi alınca bu kez kantarın ucunu iyice kaçırarak kaybettiği il ve ilçelerde seçim sonuçlarına yaptığı itirazlarla sükunete muhtaç ülkemin yeniden gerilmesine ön ayak oldu.

AK Parti iktidarının seçimleri kaybettiği neredeyse tüm il ve ilçelerde yeniden oy sayımı yapılması başvurularını kabul eden YSK; buna mukabil CHP, İyi Parti, Saadet, HDP ve hatta bağımsız adayların çeşitli il ve ilçelerde oyların yeniden sayılmasına yönelik taleplerini büyük oranda red ediyor.

YSK'nın tepki çeken ve kafalarda soru işaretleri oluşturan kararlarından cesaret almış olacak ki iktidar, İstanbul ve Ankara genelinde tüm sandıkların yeniden sayılması talebi için soluğu YSK'da alıyor. Ülke inşasında şuana kadar kuru, bayat bir milliyetçilik dışında tek çakılı bir çivisi olmayan MHP ise, iktidardan cesaret alıp daha da ileri giderek bazı il ve ilçelerde seçimlerin yenilenmesini isteyebiliyor.

Seçim gündeminin geride kalıp, ülkenin biran önce normalleşmesi gerekirken...

Artık mesele "yenilen pehlivan, güreşe doymazmış" meselesi olmaktan çıktı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'a hesap veremeyeceğini ve Erdoğan'ın bunun peşini de bırakmayacağını çok iyi bilen, derdi hiç bir zaman memleket olmayan AKP içindeki bazı sicili tartışmalı şahısların sürekli suyu bulandırma, havayı puslama hamlelerine YSK gibi ciddi, tarafsız bir kurumu alet etmeleri, alet etmeye çalışmaları YSK'ya ve daha önemlisi ülkenin adalet merkanizmasına en büyük darbedir. Bir ülkenin işleyen mekanizmasına, tarafsız kurumlarına müdahalenin olumsuz sonuçları ise sonraları ortaya çıktığı kadar telafisi de mümkün olmuyor.

Daha kaç kurumun işleyişi sarsılacak, kaç kurumun imajı zedelenecek kestirmek zor...

Mağduriyetten gelen bir iktidarın, bizzat kendi politikalarıyla mağdurlar yaratması üzücü

Geçmişten günümüze AKP dışında tüm iktidarların olumlu olumsuz oluşturdukları siyasi birikimi AKP 17 yılda neredeyse tek başına oluşturdu, lakin sanırım son yıllarda yol açtığı tahribatları inşa ettiklerinin çok çok üstünde artık. Tek başına bu sonuç bile AKP'nin yozlaşmışlığının önemli bir göstergesidir.

Mağduriyetten gelen ve cumhuriyet tarihi boyunca mağdur edilen birçok kesim için umut vaad eden - en azından bu iddiada olan - bir siyasi oluşumun bizzat kendisinin mağduriyetler yaratan bir yapıya evrilmesinin sanırım en yumuşak ifadesidir "iktidar zehirlenmesi"

Bir süre iktidarın ekonomi politikalarının başında olan Ali Babacan'ın kendi iktidarlarının üç temel ilkeyi gözettiklerini, bunu da yolsuzlukla mücadele, yoksullukla mücadele ve demokrasinin geliştirilmesi şeklinde izahının üzerinden yıllar geçti. Babacan'a ve partisine haksızlık etmeyelim. AK iktidarın, ilk on senesinde biraz da Avrupa Birliği sürecinin de katkılarıyla demokrasi, insan hakları, ekonomik kalkınma alanlarında kayda değer ilerlemeler sağladığını inkar etmiyoruz. Buna mukabil örneğin ne eğitim sisteminde başarıya ulaşılabildi ne de yolsuzlukla mücadelede, yine sınıfta kaldığı bir diğer alan ise yol açtığı çevresel felaketlerdir. Ama artık gelinen noktada geçmişte başarılı olduğu alanlarda iktidar ciddi gerileme süreci içinde. Geriledikçe yozlaşan, başarısızlığa sürüklenen her iktidar gibi popülist politikalara sarılıyor.

Yetmiyor...

Çok tehlikeli bir yönteme başvuruyor: Halkı kamplaştırma, kendinden olmayanı ötekileştirme, gerçekte olmayan dahili ve harici düşmanlar oluşturarak halkın gerçek gündemini manipüle etme yöntemi...

Otoriter devlet aygıtına sahip, halkı eğitimsiz ülkelerde bu yöntem işe yaraya gelse de bu siyaset tarzının, çoğu zaman kontrolden çıkmak gibi yan etkileri olduğunu unutmamak gerekir. Üstelik cahil bırakılan halka dönük yürütülen bu tür yöntemlerin gayri ahlakiliği bir yana bu mazlum toplumların hissiyatları, iç güdüleri güçlüdür ve günü geldiğinde verdikleri tepkileri de kendilerini aldatanlara karşı yıkıcı olabilmektedir.

AKP'nin ve ortağının seçimi kaybettikleri birçok il ve ilçede YSK üzerinde baskı oluşturarak seçmenin iradesine müdahale girişimleri kendi seçmenleri tarafından dahi kabul görmeyecektir. Zira İstanbul ve Ankara başta olmak üzere Bursa, Balıkesir, Iğdır, Kars gibi kentlerde YSK üzerinde kurdukları baskılara, Tükiye kamuoyu hayretle tanık olmaktadır. Hukuku hiçe sayarak sandıkta aldığı ağır yenilgiyi, masa başında zafere dönüştürme çabası kendini sürüklediği yıkımı çabuklaştırmak dışında iktidara fayda getirmeyecektir.

31 Mart Yerel Seçim sürecini ve sonuçlarını da bu temelde ele almak isabetli olacaktır.

*Yazılar BasNews Medya Grubu’nun kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.