Mutluluğun ironisi

Fotoğraf: Arşiv Fotoğraf: Arşiv

Mutluluğu, başarmaktan ayrıştıran nitelik, galiba onu yalnız başımıza üretme kapasitesine sahip olamayışımız belirliyor. Başarı için azim, sebat, çalışkanlık ve doğru hedeflere kilitlenmek yeterliyken, mutluluk için bir başkasına mutlaka ihtiyaç duyuyor olmamız, ironik bir durumdur. Yalnız başımıza, başarıyı zafer ile taçlandıran kişisel potansiyelimiz, mutluluk söz konusu olduğunda, ‘yetersiz bakiyeye’ dönüşüyor.

Mutluluk arsızca talep edip, günün sonunda parasını ödeyip, afiyetle yiyebileceğimiz bir atıştırmalık değil anlaşılan! Etrafımızdaki her güzel şey gibi, görür görmez ona sahip olmak istediğimiz, ama genellikle sadece arzularımıza bağlı olmadığı için başaramadığımız, bir tür doğal ‘’diyete’’ sahip olan ve o diyet ödenmeden, asla avucumuza düşmeyen ‘çetin cevizdir’ mutluluk.

Güzel bir şey görür görmez hemen ona sahip olmak isteriz ama belki de asıl istediğimiz ona değil, onun taşıdığı özelliklere sahip olmaktır. Elbette güzel bir nesneye sahip olursak, onun farkına varmamız daha da kolaylaşır. Ona sahip olmak, onu kendimize ait kılmak bel ki bunun farkına varmamızı kolaylaştırıyor ama bu bilgi ve tecrübe onun bize rağmen varlığını korumasına imkan tanıyor mu? Esasen her sahip olmak ötekinin varlığını buharlaştırır. Belki ona sahip olarak bir şey başarmış olabiliriz ama başardığımız şey kesinlikle mutluluk değildir.

Mutluluk anahtar olarak sahip olmayı değil, öteki ile uyumlu olmayı gerektirir. Güzel bir nesneye sahip olur olmaz, onun simgelediği erdemler kendiliğinden, biz hiç çaba sarf etmeden gelip üstümüze bir etiket olarak yapışmazlar. Nasıl ki, aşık olduğumuz kişi ile sevişmek için fırsat kollamak, aşk duygusuyla başa çıkmanın en kestirme ve en tatsız yoluysa, mutluluk söz konusu olduğunda da ona sahip olma arzusu, onun çağrıştırdığı özlem duygusuyla başa çıkmanın, en sıradan ve en basit yoludur.

Bu durumda da, bana öyle geliyor ki, bizim asıl arzuladığımız, güzellikleriyle bizi duygulandıran nesne, mekan ve bireylere, fiziksel olarak sahip olmaktan çok onlara benzeme dürtümüzdür.

Ötekine benzemek mutluluğa giden yol mudur? Eğer öteki bütün benliği ile varlığını koruyorsa, bizim ona benzeme çabamız, onun seviyesi düşük taklidinden başka ne sonuç doğurabilir? Aslı varken ve ortadayken düşük profilli bir taklit olmak, mutluluğun taşıyıcılığını üstlenebilir mi? Doğrusunu söylemek gerekirse, ağız dolu evet ya da hayır diyemiyorum. Bildiğim tek şey benzeşmenin, yakınlaşmayı sağlayabileceğidir ama mutluluğu garanti eder mi bundan kuşkuluyum.

Ötekini hiç değiştirme çabası içine girmeden, edindiği tüm nitelikleri kabul ederek, varlığını içselleştirip, derin bir teslim oluş ile ona, uyum sağlamaya çalışmak, mutluluğu üretmenin çaresi olabilir mi? Bence bu ancak tanrıların başarabileceği bir erdemli olma halidir. Çünkü onu değiştirmeye çalışmamak, onun sizi değiştirmeye çalışmayacağı anlamına gelmiyor.

Birinin ötekini değiştirmeye çalıştığı her durum aslında ötekine dayatılan bir başka hayat tarzıdır. Nitekim hiç kimse ötekini durup dururken değiştirmeye çalışmıyor. Değişim ihtiyacı, daha iyi ve daha doğru varsaydığı kendi bildik, hayat pratiğinden geliyor.

İnsan ilişkileri elbette banka hesabı gibi statik değildir. Mutlu olmak için aynı hesaba bir o koysun bir diğeri koysun denilebilir. Peki, ama bu durumda konulan şeylerin oranı ve niteliği bir soruna yol açmaz mı?   Ne istediğimizi ve ne aradığımızı bildiğimiz varsayımından yola çıksak bile, ötekinin ne aradığını ve esasen ne istediğini bilme imkanı var mı?

Bence kolay bir şeyden söz etmiyorum.