Mozaizmin Kalbine Saplanan Hançer: Tekçilik

Toplumumuzun kötü bir huyudur: Her şeyi ak ya da kara diye ayırmak! Dünyası iki kutuptan oluşmuştur: Doğru-yanliş, olur- olmaz, iyi- kötü .. Seçenekler uzasa da mana hep iki kutup arasında gidip gelir, yektir.

 

Elbette ki bu tercih ve perspektif şahsi hayatla sınırlı kaldığında temel bir özgürlük ve hak olarak karşımıza çıkmaktadır.

Fakat dönüp sıra tarih, coğrafya, kültürler, gelenek görenek, inanç, dil gibi mefhum ve kavramlara gelince işin rengi de mahiyeti de trajedi boyutu da tümden değişmektedir.

Düşünsenize oturup bin yıldan fazla bir zamandır beraber, içiçe yaşadığın ve zayıflamış bir toplumun inancını, adetlerini, yaşam tarzlarını, alışkanlıklarını iyi ya da kötü, zararlı ya da yararlı, olur ya da olmaz diye ikiye ayırıp kesip atıyorsun. Üstelik bunu devlet ve kurumları, siyasi parti ve STK eliyle yapıyorsun. Mitinglerde, konferans ve okul derslerinde Tekçiliğinle övünür, iyi bir haslet gibiymiş gibi haykırmaktan geri durmazsın. Ne acip ve garip bir şey!

Mozaik bir coğrafya ve iklimde tekçi zihniyetler hortlamadan önce örneğin Diyarbakır'ın sıradan bir küçesine kulak verdiğinde sokaktan çan sesine karışan ezan sesini, kürtçe ile süryanice, ermenice ile türkçenin birbirine karışan seslerini, kelimelerini, alişkanlıkları ve içiçe geçmişliklerine şahid olabilirdin. Çok değil, 50-60 yil öncesine kadar durum aynen bundan ibaretti.

Mezopotamya'nin belki de kalbi olan yerlerde yaşıyoruz. Anlayışla, saygı ve hürmet ile, benimseme ile binlerce karanlik yılları geride bırakabilmiş bir dünya kültür beşiği coğrafya.. Ninova, Kerkük, Musul, Mardin, Amed..

Mezkur zihniyet bu coğrafyanın ikinci Nuh Tufanıdır. Fakat bu kez ne kurtarıcı bir gemi, ne yol gösterici bir peygamber ne de sığınılacak bir Cudî Dağı var..

Yokoluş, göçler, büyük kıyımlar, yaralar, gözyaşları ve bunun yanında basit bir kelime olmaktan öteye geçemeyen "ölüm" kasıp kavurdu artık derin bir karanlığa dönüşen bu mezarlık coğrafyada..