Devlete rağmen hak savunuculuğu

İnsanın temel hak ve özgürlükleri doğuştan gelen haklardır, evrenseldir. Doğumdan ölüme kadar her zaman ve herkes için geçerlidir, devredilemez, askıya alınamaz, sınırlandırılamaz, vazgeçilemezdir. Tüm haklarımız bir bütündür, bir kısmı haktır bir kısmı hak değildir denilemez. Tüm devletler en temel hak ve özgürlüklerimizi anayasal olarak güvence altına almak ve korumak zorundadır. Yaşam hakkı, sağlıklı yaşam hakkı, eğitim hakkı, kültürel- sosyal ve ekonomik haklar, düşünce özgürlüğü, din ve inanç özgürlüğünden tutun özel yaşamın gizliliğine kadar tüm haklarımız tartışılmaz bir şekilde kullanılabilir ve doğalında elde ettiğimiz haklardır. Oysa yaşadığımız bu coğrafya en temel hak ve özgürlüklerimiz için bizi mücadele etmek zorunda bırakıyor. Bu haklarımızı savunduğumuz için kendimizi mahkeme salonlarında bulabiliyoruz.

Bir devlet düşünün bir insanın en doğal yaşam hakkını savunmayı silahlı örgüt propagandası olarak yorumluyor.

Bir devlet düşünün devletin yaptığı bireyi öncelemeyen uygulamalarını eleştirmeyi silahlı örgüt propagandası olarak yorumluyor.

Bir devlet düşünün düşünmeyi ve düşündüklerini paylaşmayı silahlı örgüt propagandası olarak yorumluyor.

Bir devlet düşünün örgütlenme hakkını kendisinden yana örgütlenme olmadığı durumunda bunun silahlı örgüte fayda sağlayacağını düşünüyor.

Bir devlet düşünün kendi resmi ideolojisi dışındaki herhangi bir düşünceyi kendisine düşman odak olarak görüyor ve yok etmeye, karalamaya çalışıyor.

Bir devlet düşünün karşılıksız yapılan bir iyiliği silahlı örgüt ile ilişkilendirip o silahlı örgüte sempati toplamak diye yorumluyor.

Bir devlet düşünün kendi anayasasında güvence altına alınan haklardan duyduğu korku ile tüm kurumlarını bu haklarını kullananlara karşı kullanıyor.

Bir devlet düşünün evrensel insan haklarını savunanları kendisine düşman olarak görüyor, ajan olarak değerlendiriyor ve hapse atıyor.

Bir devlet düşünün hiç bir delil yokken ‘sen teröristsin’ diyerek insanları yıllarca tutuklu yargılıyor.

Bir devlet düşünün kendi sosyal kurumlarında, okullarında çocuklara, kadınlara karşı cinsel istismar olaylarının üstünü kapatıyor, failleri yargılamıyor bile.

Hep ‘bir devlet düşünün’ diye hayal etmenizi bekledim sanki öyle bir devlet yokmuş gibi ama biz zaten biliyoruz ki böyle ülkeler var. Hayal etmemize gerek yok. 4 Ekim 2017 günü ‘silahlı örgüt propagandası’ yapmak suçundan dolayı mahkeme karşısına çıktım. Silahlı örgüt propagandasını sosyal medya ve blog yazılarımla yaptığımı tespit etmiş devlet. Savcı düşüncelerimi yazdığım ve paylaştığım için örgüt propagandası yaptığıma kanaat getirmiş. Yaptığım paylaşımlarda kadınların ve kız çocuklarının istismara uğradığını, şiddete maruz kaldığını, Sur-Cizre ve diğer Kürt illerinde sivillere karşı suç işlendiğini, gözaltı süresinin uzatılmasının hak ihlali olduğunu, bu toplumun ve bizatihi devletin insanları ötekileştirdiğini, devletin ve kurumlarının yanlış uygulamaları kurumsallaştırdığını ve insanın vicdanını titreten başka hak ihlallerinin olduğunu vurgulamıştım. Benim tepki verdiğim uygulamalar bu ülkedeki herkes tarafından dillendirilmelidir bana göre. Hak ihlallerine karşı ses çıkarmak, bunlara karşı çıkmak, tepki vermek asla suç değildir. Bu, bu kadar basit ve nettir. Van Terörle Mücadele Şubesi’nde ifademi alan polis yaptığım her paylaşımda hakkı ihlal edilen kişiyi tanıyıp tanımadığımı sordu bana. Bu ve bunun gibi sorduğu sorular gerçekten devletin ve devletin kurumlarında çalışan insanların hak ve özgürlüklerden bihaber olduğunu apaçık sergiliyor. Kendi anayasasında olan hakları bile bir kenarda bırakıp kanun da nizam da biziz edası ile hareket ediyorlar.

Barışın inşa edilmesini dile getirmek, adaletin tesis edilmesini talep etmek, demokratikleşme için mücadele etmek, onurlu bir yaşamı istemek silah örgütle nasıl bağdaşır duruma geldi? Bunu da devletin fobilerine eklemlenmiş bir paranoya olarak algılamaktan başka bir yaklaşım gerçekleştirmekten başka bir yol bulamıyorum çünkü diğer yolları araştırmak akıl sağlığımıza zeval vereceğinden, devlete rağmen hak mücadelesi vermek tüm hak ve özgürlüklerimiz yanında vazgeçilmemiz olarak kalsın.