Kartlar yeniden dağıtılırken Türkiye…

Türkiye’de gerek hükümet gerekse de diğer ‘yetkililer’ tarafından sürekli dile getirilen bir durum var. “Bizim orada yaşayan Kürtler ve diğer halklarla bir sorunumuz yok, Barzani ailesini, KDP’yi istemiyoruz”, türünden açıklamalar geliyor. Bu açıklamalar “Sıradan milliyetçiler” için üretilmiş, kulağa hoş gelen, popülist söylemler gibi gelebilir. Hatta umarım söylem derinliği bu kadardır ve sadece iç politikayı ilgilendiren durumlardır. Çünkü külliyeden, külli manzara nasıl görünüyor tam bilemiyoruz. Özellikle benim yorumum Türkiye’nin yavaş yavaş oyun dışı kaldığı yönünde. Eğer son hamlelerini iyi planlayamazsa durum ülke için olumsuz sonuçlara gebe. İleride çok daha çetrefilli sorunlarla karşı karşıya kalınmak istenmiyorsa, Türkiye kaderine yön vermelidir. Tek şans, hatta belki son çıkış neredeyse Kürtler, hatta biraz daha açık ifade edeyim Barzani yönetimidir.

Kartlar yeniden dağıtıldı ve Türkiye’nin işi zor. Kürdistan Bölgesi’ne vuran herkesi dost zannediyor. Örnekleyelim; birbirleriyle on yıla yakın süre savaşmış İran ve Irak ve bu gün dost olmuş iki ülkeden söz ediyorum.  Halkının neredeyse tamamı Şii olan İran ve nüfusunun yarıdan fazlası (yüzde 55) Şii olan Irak devletinin ittifaklarından söz ediyorum. Irak’ın gittikçe Şii politikalara uyum sağlamasından bahsediyorum. Bu ittifaktan Türkiye’ye bir yarar umulur mu?

Maliki döneminde Irak’a her ziyaretimde Bağdat’ta Iyad Allavi ekibindeki Türkmen danışmanlarla her görüştüğümüzde Bağdat’ın, özellikle Sünni bölgelerinde patlayan bombaların Şiilerden ya da Maliki-Sadr ittifakından kaynaklandığını açıkça dile getiriyorlardı. Oyun o dönemde tezgâhlanmaya başlamıştı anlayacağınız. Şimdide bu politika başka bir biçimde devam ettiriliyor. Gelinen aşamada Kürt Bölgesel Yönetimi kontrolündeki sınır kapılarının gerekirse güç kullanılarak Kürtlerden alınacağı söyleniyor. İşte esas dikkat edilmesi gereken, şu sırada ön planda olan bu pratik süreçtir ve anladığım kadarıyla da Türkiye bu noktada yani sınır kapılarının ortak operasyonla ele geçirilmesi noktasında sıkıştırılıyor. Büyük tehlike ve büyük oyun da bu noktada ortaya çıkıyor. Filmi, birkaç yıl öncesinden izlemek fena olmaz.

Irak’ta Sünni nüfusun en yoğun yaşadığı yerler Türkiye sınırından başlayıp Bağdat, Kerkük ve Kerkük’ün kuzeyini içine alan bölgedir. Arap nüfus açısından bakıldığında Sünniliğin merkezi Musul’dur. IŞİD saldırıları başladığında dikkat edilirse ilk bu bölgeler yani Musul merkezli olarak Irak içindeki Sünni bölgeler hedef alındı. Yerel cihatçı güçlerle başlayan bu sürecin ilk dönemini hatırlayalım. Maliki yönetimi tek bir kurşun bile sıkmadan, yıllardır fiilen yönetemediği bu bölgeyi IŞİD’e terk etti. Bu durumun açıklanmaya mecbur birçok ayrıntısı var.  Ama genel olarak baktığımızda, Irak merkezi hükümeti Musul’u son birkaç ay içerisinde Şii Milis gurubu Haşdi Şabi güçlerini yanına alarak IŞİD’den‘kurtardı’. Dolayısıyla Musul’da Şii egemenliği, Musul’un Arap bölgelerinde yeniden ‘tesis’ edildi. Nerdeyse yüzyıllardır yapamadıkları birşeyi yani Sünnilerin Musul’unu IŞİD bahanesiyle askeri olarak ele geçirdiler.

Aynı oyun şimdi referandum sonuçlarını tanımamak bahanesiyle Kürdistan Bölgesi için deneniyor. Ve bu konuda en önemli aktör de Türkiye. Sınır kapılarının geri alınması Kürt Bölgesel Yönetimi’ni kuşatmak, boğmak, ele geçirmek amacıyla yapılıyor. Zahir bu olsa da batın da yapılmak istenen şey aslında Irak’ın Şiileştirilmesi operasyonunu tamamlamak. Dolayısıyla İran’ın daha da güçlenmesini sağlamaktır. Musul bitti sıra Erbil’de. Bir an operasyonun yapıldığını ve sınır kapılarını Irak’ın ele geçirdiğini düşünelim. Irak’ın içine girmek Kürt bölgeleri ve diğer bölgelerle ticaret yapmak hatta Kerkük’e ulaşmak, İran ve Irak’ın izni olmadan Türkiye için mümkün olmayacaktır. Bu da Türkiye açısından yaşamsal sonuçlara yol açacaktır. İlk başlarda “iyi gidiyor” diye düşünülen ilişkiler bozulduğunda, Örneğin İran’ın PKK desteği devam ettiğinde durum ne olacaktır? Türkiye, Irak’la savaşacak mıdır? Kerkük’e nasıl ulaşılacaktır? Sadece mehterle olmaz bu işler galiba. Musul’da oynanan oyun şimdi sınır kapıları üzerinden Erbil için düşünülüyor.

Barzani yönetimine düşman olmak, onu istememek, başka açılardan da Türkiye’nin işine gelmemektedir. Mesela Türkiye ilerde özellikle Genel Enerji adlı şirket üzerinden elde ettiği Erbil ve Musul arasındaki bölgede ve diğer bölgelerdeki imtiyazları kullanamama durumuyla karşılaşabilir.  Barzani yerine gelecek yeni yönetim alternatiflerinin tamamı neredeyse İran ile “uyumlu çalışabilecek” siyasilerden oluşuyor. Sınır kapılarının Irak Merkezi Hükümeti’nin eline geçmesi halinde İran ve Irak seçime her türlü yol ve yöntem kullanarak kendilerine yakın bir hükümet çıkmasını sağlamaya çalışacaklardır. Bu da Sünni Kürt bölgelerinin de Musul gibi Bağdat ve Tahran’ın kontrolüne girmesi anlamına gelecektir.

Kürt Bölgesel Yönetimi seçim işleri başkanlığı bir Kasım 2017’de Kürt Bölgesel Yönetimi parlamentosu seçimlerinin yapılabilmesi için hazırlıklara başladı. Seçimler sonrasında İran’a yakınlığı bilinen Goran gibi yapıların güçlendiğini ve hükümeti ittifak kurarak aldıklarını düşünelim. Bu durum siyaseten Irak’ın Şii yönetimiyle de uyumlu olacaktır. Bir süre sonra Türkiye’nin durumu ne olur? Bu ‘muammaya’ belki de ‘hummaya’  Türkiye’nin hazır olması hatta olası seçim öncesi kendisinin de tercih yapması gerekiyor. Rusya yeni bir aktör olarak Suriye’nin yanında Irak’ta da aktör olmaya başladı. Suudi Krallığı bile yavaş yavaş yeniden dağıtılan kartları fark ediyor ve uyum sağlamaya çalışıyor. Ya Türkiye?