Bukowski ölmedi

Charles Bukowski’yi Kürtlerin sevdiğini gördüm. Hatta bu ülkede ve dünyada ezilmiş, underground yaşam tarzı denilen yaşam tarzını benimseyenler onun açık belki dobra dobra denilen kitaplarını kapış kapış okudu. Edebiyat var mı yok mu yazdıklarında tartışılır ama en azından bir kurgu var. Bazen isyankâr, bazen kaderci olan Bukowski özellikle ‘Ekmek Arası’ adlı kitabında çocukluğunu anlatmış. Otoriter, sorumsuz, onunla diyalog kurmayan, büyük aile ile kopuk, suç işlemeye meyilli, küfürbaz, aldatan bir baba ve babaya oldukça itaatkâr bir anne ile büyümüş. Yazmaya ve okumaya bir dönem herkesten kaçmak için sığındığı bir kütüphane vesile oluyor. Tabii babasının onun yazdıklarını bulup tüm eşyaları ile birlikte bahçeye fırlatarak onu evden kovması da kamçılayıcı oluyor. Ekmek Arası kitabını okurken hep   ‘doğru yolu’ bulacağı yönünde bir umut besliyor insan. Ama nafile. Hele bir de Kadınlar kitabını okumuşsanız bu umut gitgide azalıyor ve kitap sonunda tamamen bitiyor. Bukowski’nin ev banyosunda babasından kemerle yediği dayaklar içinizi sızlatsa da Kadınlar kitabında kadınlara davranışları, Ekmek Arası kitabında okul arkadaşlarına davranışları bu sızıyı azaltıyor. Bir yandan da en azından adam bizim yaşadığımız toplumdaki eril şiddete ve suça meyilli, kadınları aşağılayan taş kafa erkeklerden farklı olarak bunu açıktan yapıyor. Ve yaptıklarını da yazıyor.

Bukowski’yi bu toplum neden sever? Ben bir kadın olarak hiç sevmedim. Onun gibi yaşayan erkekleri sokakta görsem yolumu değiştiriyorum. Bukowskivari adamlar bir dönem nasıl çoğalmıştı hatırlarsanız. Sürekli içen, önüne gelen her kadınla birlikte olan, kadınların duygularını ve isteklerini yok sayan sadece kendi fiziksel dünyası için yaşayan –ruh dünyasına fallokrasi hâkim- bizim her zaman karşılaştığımız bir tip işte.

Bu tiplerden biri de Tayfur Çeliktop. Kim bu adam diyeceksiniz. Bu adam 17 yıllık eşine her türlü işkenceyi yapmış, hayatındaki tüm kadınlara korkunç davranmış içimizden biri. Yazar değil. Yazmıyor ama onun yaptıklarını bir kadının bedeninde ve ruhunda her birlikte geçenlerde okuduk.  Tayfur Çeliktop sürekli sahte kimliklerle dolaşıyor çünkü asker kaçağı. Bu asker kaçağı olanların gizli vicdani redçi olduklarını düşünerek ulvi bir noktaya koyardık. Ancak Tayfur Çeliktop’un bu meselelerle alakası yok. Tayfur Çeliktop henüz çok genç bir kadınla 17 yıl önce evleniyor ve eşi onun yaptıklarını şöyle anlatıyor. "18 yaşında evlendim. Eşim Gaziantepli. 17 senedir sürekli şiddet görüyorum. Beni dövüyor, kavga ediyoruz. Bir gün iyi, bir gün kötü günümüz geçiyordu. 5 çocuğum var. Evlendikten sonra Gaziantep'ten Ankara'ya gittik. Eşim burada hurdacılık yapmaya başladı. Beni sürekli dövüyordu. En son 5 ay önce parmaklarımı ve ellerimi bağlayarak vücuduma elektrik verdi. Kafama da sert bir cisimle vurduğu için bayılmışım. Bu sırada korktuğu için annesini ve ailesini aramış. Onlar da beni apartopar alarak Gaziantepe getirip özel bir hastaneye yatırmışlar. Gördüğüm işkence nedeniyle de burada el ve ayaklarımdaki 11 parmağım doktorlar tarafından kesildi." Tayfur Çeliktop ile hasbel klader evlenmiş olan o kadının vücudundaki ve ruhundaki lekeler uzun yıllar gitmeyecek ama bu Bukowski taklidi tipler her geçen gün çoğalıyor.

Bir de evlilik dışı cinsellik yaşayan ve sonuçlarını düşünmeyen sahte Bukowski tipler de var. Geçenlerde yine Van’da genç bir kadının yeni doğurduğu çocuğu meselesine kafa patlattık. Çocuğun babası nerde idi? Taş duvar kesilmişti. Sevgililerdi. Evet sevgililer cinsellik yaşayabilirler. Kadın hamile kaldığında bir şey demeyen. Kadınla birlikte çocuğu büyütme hayalleri kurduran ama çocuk doğduğunda ortada bırakan Bukowski’den bile daha irrite edici bir erkek figürü bu. Bu tarz adamlar Bukowski’yi belki hiç tanımıyor bile. Ama ondan bile daha itici olabiliyorlar.

Ha evlenip de hala Bukowskivari takılan başka tip erkekler de var. Onların feodal değerlerini okşayan, feodal görevlerini üstlenen, eve kapanmış ,çocuk bakan, temizlik yapan ‘kadınları’ var. O kadınlar dışarıya çıkamaz ama dışarıya çıkan tüm kadınlar da onlara ait. Bu erkek tiplerinin yarattığı tahribat resmen bomba etkisi  yaratıyor. İnsanlığı tahrip ediyor. İnsanların güven duygularını sarsıyor.

Hani bir karikatür vardı bir dönem çok döndü sosyal medyada. Bir hapishane koğuşunda bir adam pencereye bakarak ‘Biz buradayız ama fikirlerimiz iktidarda’ diyor. Meşhur bir sözdür bu aynı zamanda. Koğuştaki ranzalardan birinde yatan adam başka bir adama soruyor ‘Bu siyasi mi?’ diğeri ‘Hayır kadın katili’ diye cevap veriyor. Bu ülke politikaları ve top yekun olarak annelik kutsiyeti dışında hiçbir kadına değer vermiyor. Bu toplumun tüm kesimlerine yansımış durumda. Bu sebeple Bukowski ölmedi fikirleri, davranışları her yerde. Bir de madem bu kadar Bukowski var bunlar neden yaşadıklarını yazmıyor Bukowski gibi. Bu toplumdan yazan Bukowski çıksa da okusak ne kadar irrite edici olduklarını savunma alanı oluştursak kendimize ve maruz kalmasak yaptıklarına.