ABD Ulusal Basın Kulübü’nde Vedat Aydın anıldı

02/09/2019 - 15:35 Kategori Haberler

Ruken Hatun Turhallı

BasNews - ABD’nin Washington Kenti’nde Ulusal Basın Kulübü’nde bu yıl ki anmada, Diyarbakır’da 1991 yılında kaçırılarak hunharca katledilen Halkın Emek Partisi Diyarbakır İl Başkanı Vedat Aydın anıldı.

Birleşmiş Milletler’in (BM) ‘30 Ağustos Dünya kayıplar Günü’ nedeniyle bir çok ülkede etkinlikler, anmalar ve protestolar düzenlendi. ABD’nin Washington Kenti’nde Ulusal Basın Kulübü’nde bu yıl ki anmada, Diyarbakır’da 1991 yılında kaçırılarak hunharca katledilen Halkın Emek Partisi Diyarbakır İl Başkanı Vedat Aydın anıldı.

Birleşmiş Milletler’in 'Dünya Kayıplarını Anma Günü' olarak ilan ettiği 30 Ağustos, ABD 'Ulusal Basın Klubü’nde' gelenekselleşen anma toplantıları son 3 yıldır peryodik olarak düzenlenmekte, bugün vesilesiyle son 2 yıldır gerçekleşen  anmalara ABD’de yaşayan Uluslararası Siyaset Uzmanı, gazeteci ve Kürt hak savunucusu Kani Xulam Kürtleri temsilen konuşmacı olarak katıldı.

 ABD 'Ulusal Basın Klubü'nde Kürtler kayıplarını anlatıyor

Dünya’nın büyük ve prestijli sivil toplum kuruluşlarından  biri olan ABD Ulusal Basın Klubü aynı zamanda sürekli olarak, dünyanın önemli gündem maddelerine ev sahipliği yapmakta. üç yıldır peryodik olarak, 30 Ağıstos 'Dünya Kayıplarını Anma Günü' etkinliğine ev sahipliği yapılmakta. Uluslararası İlişkiler uzmanı, Kürt hak mücadelecisi ve gazeteci Kani Xulam Kurumun resmi daveti üzerine düzenlenen etkinliğe konuşmacı olarak katıldı. Diyarbakır’da 5 Temmuz 1991 yılında sivil polis teşkilatı mensupları olarak kendilerini tanıtan kişilerce gözaltına alınan 8 Temmuz’da Maden ilçesinde katledilmiş olarak bulunan Halkın Emek Partisi Diyarbakır İl Başkanı Vedat Aydın üzerine bir konuşma gerçekleştirdi.

Uluslararası İlişkiler Uzmanı Kani Xulam, ABD 'Ulusal Basın Klubü’nün ev sahipliğine ilişkin şunları belirtti:

“İngilizce 'İnstitute' dedikleri ABD ' Ulusal Basın Kulübü' nün burada özel bir yeri bulunmakta. Bazen büyük organizasyonlar burada gerçekleşmekte. Büyük basın toplantıları, Holywood yıldızlarının katıldığı toplantılar vb, burada yapılmakta. Whasington'un nabzını tutan bir yer. Hergün farklı farklı insanlar, farklı konulara ilişkin burada seminer, konferans veya konuşmalar yapıyor. Bizde ‘30 Agustos Dünya Kayıplarını Anma Günü' etkinliğini burada gerçekleştirdik.”

Dünya çapında en etkili sivil toplum kurumlarından biri olan ABD Ulusal Basın Kulübü'nde Kürtleri temsilen böylesi bir gün nedeniyle programa konuşmacı olarak katılmasına yönelik Xulam şunları söyledi: “Münavva Sofy Lagari isimli Sind asıllı Pakistan'lı bir arkadaşımız, Sind halkının haklarını savunanlardan birisi. İlk bu klube girişimiz onun destekleri ve yardımıyla oldu. Bu tür organizasyonlara zaman ve imkanlarını ayıran biri. Birlikte mücadele ettiği dava arkadaşlarının kaçırılması ve kaybedilmesi sonucu Lagari böylesi bir çalışmayı ilk olarak organize etti. Daha sonraki etkinliklere Kürtleri temsilen bizleri davet etti.“

ABD’de yapılan 'Dünya Kayıplarını Anma Günü' etkinliğinin resmiyette nasıl bir görünürlük kazandığına dair Kani Xulam şöyle ifade etti: “Öncelikle burada belirlenen zaman için yer ayırtıyorsun. Yapılacak etkinliğe ilişkin bilgilendirme yapıyorsun. Ulusal Basın Kulübü bu bilgilendirmeyi kendi resmi sitesinde yayınlıyor. Bilgilendirmelere dayalı olarak klubün sitesinde ayrı bir sayfa açılıyor. Sosyal medya ağlarında klubün imkanları ve destekleriyle canlı yayın bu yıl ilk kez gerçekleştirildi.

Buradaki amaç aidiyetini taşıdıkları ülkenin, iktidarı, emniyet güçleri ve paramiliter güçler tarafından kaçırılan, kaybedilen insanların sesi olabilmek, onlar için bir şeyler yapabilmek. Özellikle sesleri kısılmaya çalışılan, yokedilmeye çalışılan bu insanların seslerini duyurabilmek. Özellikle inandıkları amaçlar uğruna mücadele ederlerken bu insanlar kaçırıldılar ve katledildiler. Bizim organizasyonumuzun amacı bu insanların sesini her yere ve herkese duyurmaya çalışmak.”

Görüntünün olası içeriği: 3 kişi, iç mekan

 “Vedat Aydın okuyan, araştıran, sorgulayan ve bilen bir Kürt'tü.”

Kani Xulam Vedat Aydın'ı ve davasını bu etkinlikte tanıtmaya çalıştıklarını belirterek, “faşist iktidarların düşündüğü ve  istediği, milyonlarca seveni, sahipleneni olan katledilmiş insanların isimlerinin,  düşüncelerinin ve de ideallerinin yokolmasıdır. Bizlerde bu tarz etkinliklerle onları her zaman yaşatmayı esas almaktayız. Geçen yılki etkinlikte genç yaşında, kaçırılıp katledilen genç gazeteci Ferhat Tepe'yi bu etkinlikte anmıştık” dedi.

Kani Xulam 'Dünya Kayıplarını Anma Günü' nedeniyle ABD Ulusal Basın Klubü'nde gerçekleştirilen etkinlikte Vedat Aydın’ın mücadeleci kişiliği üzerine yaptığı konuşmayı ve içeriğini şöyle özetledi: “Ben etkinlikte ağırlıklı olarak iki konuya dikkat çekmek istedim. Birincisi: Kürtleri, sömürge olarak hakimiyetlerinde bulunduran Fars, Türk ve Araplar, Kürtlerin dünyayla bağlantı kurmalarını, kendilerini tanıtmalarını ve bilgilenmelerini istemiyorlar. Kürtlerin dünya nezdinde problemlere çare üreten cesur insanlar olmalarını engellemek istiyorlar. Sömürgecilerimiz, vurdumduymaz Kürdü, korkan Kürdü, sorunları çözen değilde basitçe büyüten Kürdü, umarsız Kürdü istiyorlar. Vedat Aydın işte bütün bunların tersi bir Kürt’tü. Vedat Aydın okuyan, araştıran, sorgulayan ve bilen bir Kürt’tü. Bu sebepten dolayı onu hedef seçtiler ve kaybettiler. Vedat Aydın liderlik vasıfları  olan biriydi, iktidar güçlerinin, benimsediği Kürt kriterlerinin çok dışında  biriydi.

“ABD uzun bir dönem Türklerin, anlatımından Kürtlere baktı”

İkinci konu olarak: ABD'nin Kürt politikasını ele aldım. ABD uzun bir dönem Türklerin, anlatımıyla Kürtlere yaklaştı ve onları referans aldı. Hatta uzun bir dönem Türklerin söylemleriyle, Türkiye'de sadece Türkler'in olduğuna, Kürtlerin olmadığına inandı. Türkiye'de Kürt halk mücadelesi geliştiği dönemlerde, Türkiye NATO üyesi ülke olduğu için ABD Türkiye'yi destekledi. Buradaki konuşmamda İngillizlerin meşhur bir sözüne atıfta bulundum, ' Güneş her zaman aynı köpeğin arkasından ışıldamaz.' Bugün Kürtleri yoketmek isteyenlere karşı menfaatlerin oranında, göz yumabilirsin ama bu ilelebet devam edecek bir durum değil. Dünya sürekli olarak değişiyor.”

“ Selahaddin Eyubi 'Dökülen kan uyumaz’ der.”

Kani Xulam konuşmasının devamında şu noktalara dikkat çekti: “Selahaddin Eyubi, ' Dökülen kan uyumaz' der. Selahaddin Eyubi bir Kürt lideri ve aynı zamanda Kürt aşiret yapılanması içinden gelen, Kürtleri bilen bir lider, bu nedenle bu belirlemesi Kürt yaşam gerçeğine dayanır. Türkler 17 bin Kürd'ü faili meçhul cinayet yöntemleriyle yoketti. Unutmamak gerekir ki bu kaybedilen insanların çocukları, babaları, anneleri, kardeşleri, kuzenleri, dostları yani kısaca hısım ve akrabaları var. Bu insanlar gizli ve hunharca yöntemlerle katledilselerde, akraba ve dostları bu kahraman insanların düşüncelerine, duygularına sahip çıkacaklardır.

Hem İngilizler'in hemde Selahaddin Eyubi'nin sözlerini yanyana getirdiğimizde, yarın güneşin Kürtler içinde doğma ve ışıldama ihtimalinin kaçınılmaz bir gerçeklik olduğunu ifade ettim. Ve en önemliside Kürtler kendi tarihlerinin önceki aşamalarından daha fazla özgürlüğe hazır olduğuna, ortaya çıkacak  fırsatları en iyi şekilde değerlendirebileceğini dile getirdim.”

“ABD'liler şunu çok merak ediyor; bu insanlar kaybedildikten sonra onların çocukları ne yaptılar ve nasıl yaşadılar.”

Kani Xulam bu yıl ABD Ulusal basın Kulübü’nde, 'Dünya Kayıplarını Anma Günü etkinliğinde Vedat Aydın’ın seçilmesinde BasNews’in Vedat Aydın’ın oğlu Felat Aydın ile yaptığı röportajın etkili olduğunu belirtti: “Ayrıca şunuda belirtmek isterimki, bu yılki  etkinlikte Vedat Aydın'ı ele alma ve anma fikri Basnews'te Vedat Aydın'ın oğlu Felat Aydın ile yapılan güzel ve anlamlı röportaj belirleyici rol oynadı. Daha sonra Felat Aydın'la kurduğum iletişim sonrası, ondan edindiğim bilgiler ışığında Vedat Aydın'ı bu etkinlikte işlemek ve tanıtmak istedim. Şunuda belirtmem gerekirki. ABD'liler şunu çok merak ediyorlar; bu insanlar kaybedildikten sonra bu insanların çocukları ebeveynleri olmadan ne yaptılar nasıl yaşadılar, yaşamlarını idame edebildiler mi ?  Hayatını yitirenlerin torunları oldumu, olduysa, hayatlarını nasıl devam ettirdiler, kayıp ailelerinin yaşama tutunma biçimleri merak konusu.“

Kani Xulam açıklamasının sonuç kısmında şunları belirtti: “Ayrıca ABD Kongresinden Demokrat Parti’den Brad Sharman kendisi 21 yıldır ABD Kongre Üyesi ve Dışilişkier Komitesi’nin kıdemli şahsiyetlerinden, etkinlikte önemli bir konuşma yaptı. Sindilere ve Kürtlere yönelik  önemli açıklamalarda bulundu. Kongre’de bu konulara karşı çok hassas ve duyarlı olduğunun altını çizdi. ABD'nin bu ve buna benzer konularda daha net ve keskin tavırlar belirlemesi yönünde çalışmalar yürüttüğünü ifade etti. Kürtlerin elde etmesi gereken doğal hakları için görüşlerini dile getirdi. Yine Nobel Barış ödüllü Jose Ramos Horta Doğu Timur'dan, bu etkinlik için temenni ve dileklerini içeren bir mesaj gönderdi. Bilindiği üzere 1996 yılında Nobel Barış Ödülü sonrasında bir Tv kanalında yaptığı bir konuşmada 'bu ödülü Kürdistan’dan Leyla Zana benden daha fazla hak ediyor' demişti. Etkinliğe yönelik, 'Bütün kaybedilenlerin sesi olduğunuz için teşekkür ediyorum' dedi. Kaybedilenler konusunun çok önemli bir insan hakları konusu olduğunu ve kesinlikle Dünyanın her tarafında bunun için mücadele edilmesi ve çözülmesi için gerekli çalışmaların yapılması gerektiğini belirtti.”

 Görüntünün olası içeriği: 3 kişi, sahnedeki insanlar

“30 Ağustos Dünya Kayıplar Günü

“30 Ağustos Dünya Kayıplar Günü 1981 yılında Kosta Rika’da kurulmuş olan “Latin Amerika Kayıp Aileleri Dernekleri Federasyonu”nun ilan ettiği ve sonrasında Birleşmiş Milletler’in (BM) öncülüğünde kayıplar sorununa dikkat çekmek için her yıl o tarihte etkinlikler düzenlenen özel bir gün.

Latin Amerika ülkeleri, başta Arjantin ve Şili olmak üzere, cunta dönemlerinde ve ağır faşist baskılar altında “kayıp” yöntemini yoğun şekilde kullandılar. Bu yöntemin farklı ülkelerde yaygınlık kazandı.

“BM Tüm İnsanların Zorla Kaybedilmekten Korunması Uluslararası Sözleşmesi”

Bunu 2006 yılında kabul edilen ve tüm taraf devletler açısından bağlayıcı olan “BM Tüm İnsanların Zorla Kaybedilmekten Korunması Uluslararası Sözleşmesi” izledi. Sözleşme, 2010 yılından bu yana yürürlükte.

Bugün dünya çapında 97 ülke bu sözleşmeyi imzalamış durumda. Kayıplar sorununun yoğun şekilde yaşandığı Latin Amerika ülkelerinin neredeyse tamamı BM Kayıplar Sözleşmesi’ne taraf. Türkiye ise sorunun tüm yakıcılığına rağmen kendini böylesine bir sözleşme ile yükümlülük altına sokmak istemiyor.

Türkiye BM’nin ‘30 Ağustos Dünya Kayıplar Günü’ sözleşmesinde imzası bulunmuyor

 “Kayıp” meselesi devlet aygıtı için muhaliflerin sesini kısmak, yakınlarını tehdit etmek, aileleri sonsuz ve bitmeyen bir acıyla baş başa bırakmak ve bunları yaparken de mutlak bir cezasızlığı kendine zırh edinmek için icat edilmiş bir kavram.

Türkiye de özellikle 90’lı yıllarda kayıp sorunuyla yaygın şekilde tanıştı. 1992 yılında BM Genel Kurulu kayıplar sorununun evrensel çapta geldiği noktaya cevap olarak “Tüm İnsanların Zorla Kaybedilmekten Korunması Deklarasyonu”nu yayımladı.

Zira 2006 Sözleşmesi, zorla kaybedilmenin önlenmesi, bu suçun dokunulmazlık zırhına bürünmesine karşı mücadele edilmesi, mağdurların adalet ve tazminat hakkının tanınması ve zorla kaybedilmenin müstakil bir suç olarak ceza kanununa eklenmesi gibi maddeler içeriyor.

Dahası Sözleşme, kimi durumlarda zorla kaybedilmenin insanlığa karşı bir suç olduğunu söylüyor. Sözleşmenin 6. maddesine göre sadece suçun doğrudan faillerinin değil “zorla kaybedilme fiilini önlemek ve cezalandırmak için gerekli ve makul tüm önlemleri almayan kişilerin” de yargı önüne çıkarılması gerekiyor. İnsanlığa karşı suçların zamanaşımına tabi tutulmaması ve yöneticilerin sorumluluğu beraber okunduğunda Türkiye Cumhuriyeti’nin neden bu sözleşmeye taraf olmak istemediği de ortaya çıkmış oluyor.

 “Zorla Kaybedilmeye Karşı Uluslararası Koalisyon”

BM Kayıplar Sözleşmesi’nin imzaya açılması ile aynı tarihlerde, 2007 yılında, BM İnsan Hakları Konseyi’nin Cenevre’deki toplantısında “Zorla Kaybedilmeye Karşı Uluslararası Koalisyon” adlı bir örgüt kuruldu. Bu örgüt, zorla kaybedilmeye karşı yerel, ulusal ya da uluslararası çapta barışçıl mücadele veren tüm sivil toplum kuruluşlarını kendi çatısı altında topluyor ve BM Kayıplar Sözleşmesi’nin imzalanması için kampanya yürütüyor.

Şu anda 58 üyesi bulunan örgütün Türkiye’den herhangi bir katılımcısı bulunmuyor. Bu durum esasında son yıllarda yerinde sayan Türkiye insan hakları mücadelesinin bir yansıması durumunda.

Ortam

https://www.facebook.com/tasscinternational/videos/401635603846354/?t=3