Gül: AK Parti’nin kurucu ilkelerinden yolunu çeviren ben miyim?

18/04/2019 - 11:57 Kategori Haberler

BasNews – Türkiye’nin 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül  gazeteci Veysi Dündar’a konuştu. İşte roportajın detayları.

Tam da burada; ‘Ak Parti’yi kuran ve onun ilk Cumhurbaşkanı olarak tarihe geçen Gül ile bugünkü Akparti’yi ayıran çizgi ne?’ sorusu akla gelmeli. Buna dair basit ve yalın bir yanıt var aslında. Sn. Gül ‘Ak Parti’nin vizyon belgesini yazdığını ve ona hala uyduğunu’ ifade ediyor. ‘O belge ne diyorsa ben o rotadayım’ diyor.

'Ya AK Parti'den ayrı düşmesi ?'

‘Ak Parti’nin kurucu ilkelerinden yolunu çeviren ben miyim? Elimdeki 30 km öteyi gösteren dürbün ile baktığımda gördüğüm engeli, engebeyi işaret ettiğim için suçlanmam haksızlık değilse nedir?’ diye soruyor.

Ak Partililerle ne zaman görüşme imkanı oldu ise bunları ifadeden kaçınmadığını belirtti. Tayyip Erdoğan ile uzunca bir süredir görüşmediğini ifade etti. Ve belki de şu hususu benim için ilk defa

 ‘Benim Cumhurbaşkanlığım sırasında iade edilen kanunların çetelesi tutulmamıştır. Ama bugünü anlamanın arka planı işte geçmişte uyarılarıma da yol açan, konulara farklı yaklaşımlardır. Kanun hazırlıklarını yakından takip ettim, yanlış bulduklarımın Meclis’e sunulmadan önce değişmelerini sağladım.’

 

Cumhurbaşkanlığı  adaylığı  konusu

Sn.Gül’e 24 Haziran öncesi adaylık ve akabinde yaşanan sürece dair soru sormasam muhtemelen hem ona hem kendime haksızlık etmiş olurdum. (Malum bu konuda bana ulaşan bilgiyi Halk TV’de canlı yayında paylaşmıştım).

Sn. Gül adaylık süreci devam ederken Sn. İbrahim Kalın ve Sn. Hulusi Akar’ın kendisine yaptıkları ziyareti tabii ki hatırlıyor. ‘Birisi okul arkadaşım (Akar) diğeri ise bizatihi kendimin yurtdışından Amerika’dan (Kalın) davet edip siyasete kazandırdığım kişi’ dedi. Bu ikilinin; adaylık sürecini öğrenmek için geldiklerini, ilikli ceketler ve saygın bir seviyede görüşlerini sorduklarını ve cevaplarını aldıklarını belirtti.

O görüşmede: ‘Kimsenin kimseyi tehdide ne ihtiyacı ne de cüreti olduğunu’ ifade etti.

Sn. Abdullah Gül iç rahatlığı ile ülkeyi acı bir sürece yönlendiren cemaat yapılanmasında rahmetli Erbakan’ın talimatı ile iştirak ettiği banka açılışı haricinde bu yapılanma ile hiçbir tevafuka tabi olmadığını net ve açık biçimde ifade etti.

17/25 sonrası ne yapılmak istendiğini öğrenmeye çalıştığını, ancak sürecin ilerleyen dönemlerde yönetilemez hal aldığını gördüğünü ifade etti.

Sonuçta Cumhurbaşkanlığı adaylığı konusunun o şekilde sonuçlanmasının kendisine yönelik bir gözdağından değil siyasetin olağan akışı içinde Meral Akşener’in tercihinden kaynaklandığını (belki bir kez daha) söyledi.

 

 ‘Kendisine neden daha sık açıklamalar yapmıyorsunuz ?

  ‘artık o konumda olmasam bile bir Cumhurbaşkanı olarak söylediğimiz her söz döviz kurlarına, dolayısıyla ekonomiye etki ediyor. Buna hakkımız yok. Ben Cumhurbaşkanı görevim bittiğinde günlük siyasi tartışmaların uzağında olacağımı söylemiştim. Ölçülü konuşmak zorundayız. Gerekli gördüğüm yerlerde -KHK olsun, Başkanlık olsun, vb- örnekleri çoktur, açıklamalarımı yapmışımdır. Ben bir parti başkanı olmadığım için her gün açıklama yapmam doğru olmaz’ dedi.

Diyalogdan kimse bir şey kaybetmez

‘Türkiye Cumhuriyeti’ni temsil ve ilzam etmiş bir devlet adamı olarak bugün Avrupa’nın birçok yöneticisi ile kopmayan bağlar ve teatiye tabi temaslara haizim. Bu sadece bana özgü olmamalı. Avrupa ve dünya ile entegrasyonun bir yolu da budur.’ Bu ifadeler açıkçası biraz gurur biraz da teşvik içermekte.

Yeni Parti kurma

Tabii ki ‘yeni bir parti kuruyoruz sen de bize katıl’ demedi. Ama açık söylemek gerekirse tüm veriler ülkeye ve siyasete dair söyleyecek çok şeyi olan Sn. Gül’ün bu topa gireceğine delalet ediyor. Tabii nasıl ve ne şekilde?
Biraz makale biraz söyleşi tadındaki yazımı karşımda son derece moralli bir Abdullah Gül bulduğumu ifade etmeden bitirmemeliyim.