Ümit Fırat: Bağdat’ın Erbil ile görüşüp kendi durumunu normalleştirmekten başka çaresi yok

17/07/2019 - 00:14 Kategori Söyleşi
Fotoğraf. Oğuz Yeter Fotoğraf. Oğuz Yeter

Basnews- Kürt gazeteci ve siyasetçi Ümit Fırat ile Kürdistan Bölgesi’ndeki hükümet değişikliğini, bu değişikliğin Erbil – Bağdat ve Erbil – Ankara hattına nasıl yansıyacağını, Türkiye’nin Kürdistan Bölgesi’nde PKK’ye yönelik operasyonları ve PKK’nin Kürdistan’da kurduğu yeni yapılanmanın nasıl sonuçlara dönüşeceği üzerine konuştuk. Fırat, PKK’nin yeni yapılanmasına karşı Erbil yönetiminin öncelikle milli bir tedbir alması gerektiğini söylüyor. Öte yandan Kürdistan Bölgesi Başbakanı Mesrur Barzani’nin yeni döneminde önceliğin Bağdat ile müzakereler olacağını söylemesine ilişkin de değerlendirmede bulunan Fırat, “Bağdat’ın Erbil ile görüşüp kendi durumunu normalleştirmekten başka çaresi de yok” dedi.

Kürdistan hükümetinde yeni bir dönem başladı. Yeni Başbakan Mesrur Barzani önceliğin bağımsızlık ilanı değil Bağdat ile müzakereler olacağını söyledi. Bu durum Kürdistan Bölgesi’ne nasıl yansır?

Çok uzun yıllardan beri PDK’nin “Irak’a demokrasi, Kürdistan’a otonomi” politikası vardı. Ama 2 sene önce artık Bağdat ile gelinen nokta sonucu dönüp toplumuna “Bağımsız olalım mı?” diye sordular. Sonrasında yaşananlar ortada. Bugün Irak’la yeniden müzakereler konuşulsa da, aslında bu müzakereler 60 yıldır devam ediyor. Ama bu müzakerelerden sonra yerli yerine oturtulan bir sistem de bulunamıyor. 60 senedir müzakere zeminindeler. Oldu-olacak gibi bir aşamaya gelindiğinde ise bir şeyler oluyor ve tekrar başa dönülüyor.

Hem Bağdat’ta hem de Kürdistan’da hükümet değişikliği yaşandı. Bu değişim müzakereleri olumlu etkilemez mi?

Bağdat’taki hükümet değişiklikleri öncekine nazaran bazı nüanslar içeriyor olabilir. Bağdat’ın Kürdistan’a baktığı politika vaktiyle İngilizlerin Bağdat’a emanet ettiği politikayı aşamadı. İngilizlerin çizdiği ve bölge devlerinin de sahiplendiği Irak haritasının bütünlüğü açısından bakıyor duruma Bağdat. Bu gelen ekip bir önceki hükümete göre Kürtlere karşı daha ılımlı. Ama bu, 2 yıl önceki referandum sonucunu meşru gördüğü anlamına gelmiyor. Bunun için daha zaman gerekiyor. Ama gelinen noktada görülen o ki Bağdat’ın Erbil ile görüşüp kendi durumunu normalleştirmekten başka çaresi de yok. Bağdat hükümeti, Irak’ın daha güvenli bir ülke olması bakımından Erbil ile müzakereleri gerekli görmüş olabilir.

Bu Erbil’deki hükümet değişimi Ankara’ya nasıl yansır?

Ankara’nın tavrını referandum öncesine çekmek epey zor görülüyor. Çünkü Türkiye’deki hükümet de Kürt politikasında3-4 yıl önceki konumundan oldukça uzaklaştı. Yeni Erbil Hükümeti Ankara’ya göre bir öncekinden farklı değil. Erbil yönetimi de önceki yönetimden farklı bir politika izlemeyecektir. Çünkü orta yerde dipten gelen bir dalgayla değişen veya yenilenen bir hükümet yok. Kürdistan Başkanı Mesud Barzani “Benim sürem bu kadar” deyip görevini demokratik bir şekilde devretti. O nedenle Erbil’in genel politikasında çok farklı bir değişim olmayacaktır.

TSK Kürdistan Bölgesi’nde askeri operasyonlar düzenliyor. Bu operasyonların yanı sıra PKK, Kürdistan Bölgesi’nde mücadele edeceğini duyurarak Güney Kürdistan Öz Savunma Güçleri’ni kurdu. Bu Kuzey ve Güney Kürtlerini nasıl etkiler?

Bu durum, Türkiye’nin havadan operasyonlarını karadan sürdürmesine de yol açabilir. Bu tip örgütlenme Türkiye’de hendek savaşlarında organize edilmiş bir yapıydı. Demek ki Kandil’de değil de sokaklarda da mevziler tutup, faaliyetler gösterecekler. Burada özellikle Kürdistan yönetiminin kendi asayişini yeniden organize edebilecek bir yapılanmaya ihtiyacı var. Türkiye’den teknik destek de isteyebilir. Pek çok probleme rağmen PKK’den böylesi bir yapılanma beklemiyordu. İran, Bağdat, IŞİD gibi odaklardan, yani içeriden ziyade dışarıdan gelen tehditlere karşı, çok da yeterli olmasa bile organize bir yapılanması vardı. Ama PKK’nin böylesi bir yapılanmaya gideceğine dair bir beklentisi yoktu. O nedenle Erbil yönetimi kendi asayiş yapılanmasında bir değişime gitme ihtiyacı duyabilir. Belki yeni bir iç güvenlik kurumu oluşturmak zorunda kalacak.

PKK neden böyle bir yapılanmaya gitti peki?

Kürdistan yönetimi, Kuzeydeki hendek savaşları gibi bir durum yaşamak istemez. Bunu hiçbir yönetim istemez. Ama PKK’nin böylesi bir yapılanmaya gitmesinin sadece kendi kararı olduğunu düşünmüyorum. PKK’nin kendi müttefiklerini de hesaba alarak veya katarak verilmiş bir karardır. Rusya, Suriye, İran, Irak ve ABD ile olan ittifaklarını göz önünde tutularak verilmiş bir karardır.

Bu yapılanma 90’lardaki gibi bir Kürt savaşına neden olmaz mı?

PKK ile çatışmalar Kürdistan’daki 90’lardaki duruma dönmez. Çünkü o yıllardaki çatışmalar, her iki tarafın da bölgenin yerleşik insanları arasında cereyan etmişti. PKK’nin Erbil Hükümetine karşı tek başına girişeceği bir savaş farklı değerlendirilir. Ama belki böylesi bir çatışmada Süleymaniye’deki bazı siyasi yapıların PKK’nin yanında yer almasına neden olabilir. Kürdistan’da bir çatışma ve kopuşun yolunu açabilir. Belki PKK de bunu tetiklemek istiyordur. Bu nedenle Erbil yönetiminin bu riske karşı Süleymaniye’de muhatap alabileceği politik grup ve şahsiyetlerle ortak tedbir zemini oluşturması gerektirecektir. Böylesi bir tehdide karşı milli düzeyde bir takım tedbirlere başvurması gerekiyor.

Eylül’de yeni bir sürecin başlayacağı iddiaları var…

Bu Eylül meselesi, tamamen polis kaynaklarından sızdırılan bir bilgi. Polisiye bilgilerle devlet politikaları oluşturulmaz. Çözüm sürecine polis karar vermez. Şu anda Türk devlet politikasında bir yumuşama eğilimi yok. Bu tür yorumlar insanları yanıltmaktan öteye gitmez. Kaldı ki, eğer devlet yeni bir Kürdistan politikası izleyecekse, bunun birkaç avukatın İmralı Adası’na gönderilerek oradan verilecek mesajları açıklamalarından veya devletçe akredite edilmiş birtakım Kürt melelerle toplantı düzenlemekten ibaret bir şey olmayacağını da anlamak gerek.

Öcalan ile görüşmeler nedeniyle mi bu yorum yapıldı sizce?

Bunu ilk önce hükümete yakınlığıyla biline Nagehan Alçı 2 Mayıs Avukat görüşmesi sonrasında yazmıştı. Sonra bu birkaç yazar daha yorum yaptı. Ama önce bir yumuşama olması gerekiyor. Şu anda Türkiye’nin iç politikasında böylesi bir emare gözükmüyor.