Vahap Coşkun: Suriye’deki gelişmeler Türkiye’deki sürecin başlamasında belirleyici olacaktır

22/05/2019 - 12:04 Kategori Söyleşi

BasNews - Türkiye, 25 Eylül 2017’de Kürdistan bağımsızlık referandumuna verdiği tepkiler nedeniyle Kürdistan ile gerilen ilişkileri normalleştirmeye ve onarmaya çalışıyor. Bu çerçevede Ankara – Erbil arasındaki diplomasi trafiği yeniden yoğunlaşmaya başladı. Aynı zamanda Kürdistan’da yeni hükümet çalışmalarıyla birlikte Kürt siyasetindeki aktörler de değişiyor.  İçeride ise bir yandan açlık grevleri devam ediyor, diğer yandan Kürt meselesinin çözümü adına birtakım adımlar atılıyor. Diyarbakır Dicle Üniversitesi Hukuk fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Vahap Coşkun Erbil – Ankara’nın diploması trafiğini, içerideki Kürt meselesi ve Suriye meselesi üzerine konuştuk. Coşkun, Kürt meselesinin içeride ve Suriye’deki çözümünde Erbil’in önemli bir aktör olduğu görüşünde.

-Kürdistan’da hükümet yeniden kuruluyor ve aktörler değişiyor. Bu değişim Ankara – Erbil hattına nasıl yansır?

Kürdistan siyasetinde kuşak değişiyor. Daha önce Mesud Barzani ve Celal Talabani gibi aktörler vardı. Ancak Kürt siyaseti artık daha genç aktörler tarafından temsil edilecek. Neçirvan Barzani ve Mesrur Barzani gibi daha genç aktörler Kürdistan siyasetini belirleyecek. Kürdistan yönetiminin İran ve Türkiye ile ilişkileri de belirleyici olacaktır. Ancak Kürdistan’ın yönetiminin kendi içerisinde ekonomide, eğitimde ve güvenlikte istikrarlı bir yapı kurması Kürdistan’ın birinci önceliği olmalı. Hem IŞİD saldırılarında hem de Kerkük hadisesinde Kürdistan siyasetinin bölünmüşlüğünün Kürdistan’ın kaderi üzerinde olumsuz bir etki doğurduğunu çok yakından gördük. Dolayısıyla yeni dönem Kürt siyasetinde kurumsallaşma en önemli gündem maddesi olacaktır. Oradan gelen mesajlar, yönetime hakim olacak olan aktörlerin adımları da bu yönde olacaktır.

-Türkiye, Kürdistan referandumunda verdiği tepkiden pişmanlık duymuş mudur? Yoksa bu adımlar salt ekonomik ilişkiler açısından mı atılıyor?

Türkiye’nin o dönem göstermiş olduğu reaksiyon son derece aşırı bir reaksiyondu. Hem Kürdistan Bölgesel Yönetimi ile kurmuş olduğu ekonomik ve siyasi ilişkilerin tahribatına neden oldu. Hem de kendi içerisindeki Kürtlerde ciddi bir derecede gönül kırıklığına sebebiyet verdi. Oradaki bu aşırı tepkinin devletin bazı kesimlerinde tekrardan bir sorgulamaya tabi tutulduğunu düşünüyorum. Çünkü Türkiye o tepkiden bir kazanım sağlamadı. İran da referanduma karşıydı. Referandumdan sonra sonuç alınmasını önlemek için çok ciddi birtakım hamleler de gerçekleştirdi. Ama hiçbir zaman Türkiye kadar çok sert bir dil ve tutum sergilemedi. Dolayısıyla o dönemde Türkiye’nin verdiği tepkinin aşırı olduğunu ve Türkiye’ye zarar verdiğini düşünüyorum. Muhtemelen Türkiye de bunun zararlarını görmüş olacaktır ki Kürdistan Bölgesi ile ilişkilerini yeniden onarmaya çalışıyor.

-Türkiye’ye dönersek Hakan Fidan’ın Abdullah Öcalan ile görüştüğüne dair iddialar ve Bahçeli’nin “Öcalan avukatlarıyla görüşsün” açıklamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Suriye’deki durumla yakından ilgili olduğunu düşünüyorum. Suriye’de şöyle bir durum var. Hem ABD hem de Rusya, Türkiye’nin Fırat’ın doğusuna operasyon yapılmasına izin vermiyor. Yine hem ABD hem de Rusya Suriye’de bir Kürt bölgesinin olması konusunda fikir beyan ediyor. Hatta Rusya, hazırlanan yeni anayasa taslağında bunu çok açık bir şekilde ifade etti. ABD’nin niyetinin bu olduğu da açık bir şekilde görülüyor. Dolayısıyla Türkiye, Suriye siyasetinde belirli bir sınıra gelmiş ve belirli arayışlar içerisinde. Bu arayışlar bağlamında Suriye Demokratik Güçleri ile bir görüşme ve temasının olduğunu görüyoruz. Daha önce çeşitli kaynaklardan buna yönelik öneriler gelmişti. Pentagon yöneticisi Türkiye ile Suriye Demokratik Güçleri arasında bir görüşmenin olduğunu ifade etmişti. Daha sonra Suriye Demokratik Güçleri ve PYD yetkilileri Türkiye ile aralarında dolaylı bir görüşmenin olduğunu ifade etti. Hem bu diplomatik gelişmeler hem de medyada yer alan haberler teması gösteriyor. Bu konu da durum ile yakında ilintili.

-Daha önceki sürecin bitirilmesine gerekçe olarak Suriye meselesi gösterilmişti. Türkiye’de yeniden içerideki meselenin çözümü bu kez daha açık bir şekilde Suriye üzerinden mi olacak?

202-2015’teki çözüm süreci de Suriye ile bağlantılı başlamıştı. Çünkü Ortadoğu’da son derece önemli gelişmeler yaşanıyordu. Yeniden dengeler kuruluyordu. Türkiye’de devlet aklı Ortadoğu’nun yeniden şekillendiği dönemde bu gelişmelere güçlü bir şekilde karşılık vermek istedi. Güçlü bir şekilde durmanın yolu da içeride Kürt meselesini çözmekti. Dolayısıyla genelde Ortadoğu’da özelde Suriye’deki gelişmeler yeni bir sürecin başlaması konusunda devleti harekete geçirdi. Ancak Suriye ile bağlantılı olarak başlayan çözüm süreci yine Suriye’ye bağlantılı olarak çöktü. Devletin ve PKK’nin Suriye’de izlenecek olan siyaset konusunda bir mutabakata varamamaları, ortak bir noktada buluşamamaları çözüm sürecinin çökmesine yol açtı. Eğer tekrar bir süreç başlayacaksa bu ancak Suriye’de belirli bir noktada buluşmakla mümkün olabilir. Dolayısıyla Suriye’deki gelişmeler içerideki sürecin başlamasında belirleyici olacaktır.

-Rojava – Ankara temaslarına Erbil de dahil olur mu?

Erbil önemli bir aktör. Bir önceki sürecin de önemli bir aktörüydü. Tarafların süreci müzakereyle çözmesi konusunda sürekli teşvikkar bir tutum takındı. Teşvik etti onları. Aynı zamanda kendi üzerine düşen herhangi bir görev olursa da bunu yerine getirmekten kaçınmayacağını ifade etti. Ben bu süreçte de Erbil’in böyle bir rol oynamaya hazır olduğunu düşünüyorum. Çünkü iki taraf ile diyalog geliştirme kapasitesine sahip, her iki tarafla konuşabilme, onlara talepleri doğrudan iletebilme yeteneğine sahip bir aktör.

Kürdistan referandumundan sonraki süreçte Türkiye ile Erbil arasındaki ilişkiler ciddi bir şekilde gerilmişti. Ancak son dönemde bu ilişkilerin onarıma tabi tutulduğunu, ilişkilerin eski seviyeye çıkartılmaya çalışıldığını görüyorum. Dolayısıyla Türkiye ile Erbil arasındaki ilişkiler yakınlaştıkça Erbil’in bu noktada rol alabilme şansı da artacaktır.

-Geçtiğimiz günlerde verdiğiniz bir söyleşide “Devlet gerçekten açık grevleri ile ölüm oruçlarının bitirilmesini istiyor” ifadesini kullanmıştınız. Gerçekten istiyor mu sizce?

 İstiyor. Şu anda grevde olan çok sayıda insan var. Aynı zamanda bir milletvekili uzunca bir süreden beri açlık grevde. 3 milletvekili de daha sonra grevi girdi. Bu vekillerin Allah korusun herhangi bir sorun yaşaması durumunda Türkiye içeride ve dışarıda birtakım sıkıntılarla karşı karşıya kalabilir. Hiçbir devlet böyle bir meseleden dolayı hem dışarıda hem de kendi iç kamuoyunda böyle bir sorunla karşı karşıya kalmak istemez. Bu nedenle devlet, her ne kadar ilgisiz görünse de açlık grevlerinin bitirilmesini istiyordur. Öcalan ile hem Ocak hem de Mayıs ayında yapılan görüşmenin temel nedenlerinden biri bu. Belirli bir süre açlık grevleri kontrol altında tutulabilir ama süre uzadıkça, sağlık durumları kötüleştikçe bu kontrol altında çıkabilir. Bu da devlet için bir sorundur. Ama devlet bu bitirmeyi herhangi bir pazarlık ve müzakere sonucu olarak bitirilmiş şeklinde gösterilmesini istemez. 202’deki açlık grevleri Öcalan üzerinden bitmişti. Ancak bu kez Öcalan ile yapılan görüşmelerde grevlerin bitirilmesi 2 kez denenmiş ve sonuç alınamamıştı. Burada da Kandil’in iradesi ortaya çıktı. Kandil bu sürecin uzamasını istiyor. Görüşme sonrası Kandil’den gelen beyanlar da bunu gösteriyor. Öcalan ve diğer tutuklu ve hükümlülerin birtakım haklarının verilmemesi hukuki bir sorun. İnsanların bu sorunların çözümünü hayatları üzerinden aramasına karşı olduğumu bir kez daha ifade edeyim.

-Suriye’deki meselenin bir de Rusya boyutu var.  Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un “Kürt meselesinin, Kürtlerin yaşadığı her ülkenin toprak bütünlüğüne ve egemenliğine saygı göstererek çözülmesi gerektiğine inanıyoruz” sözlerini nasıl değerlendirmek gerekiyor?

Suriye’de rejimin asıl hamisi Rusya. Onlar hem Şam yönetimini korumak hem de Kürtleri kendi yanlarında tutmak istiyorlar. Genel politikaları bu. Bazen Kürtlerin taleplerini karşılayan bazen de bu taleplere karşı çıkan bir siyaset yürütüyorlar. Efrin’de olduğu gibi. Rusya, hazırladığı anayasayla Kürtlere özellikle kültürel bir özerklik öngörüyor. Ama Şam ile ilişkilerinin devam etmesini, Şam ile iç içe bir yapıyı kurmaya çalışıyor. Bu anlamda Suriye Demokratik Güçleri yönetimi ile Şam arasında bazen arabuluculuk da yapıyor. Suriye’deki temel husus bu. Rusya’nın Kürtleri dışlayan bir tavrı yok. Ancak kültürel haklarla sınırlı bir yapı istiyorlar. Hem Suriye Demokratik Güçleri yönetimi hem de Şam yönetimi de ara ara Rusya’nın arabulucu olmasını istiyor.

Rusya’nın Kürdistan yönetimi ile ilişkilerine bakılarsa daha ekonomik temelli ilişkiler ortaya çıkıyor. Rus petrol şirketlerinin Kürdistan’daki yatırım talepleri var. Dolayısıyla Kürtlere yönelik ılımlı bir dil kullanmak Rusya için hem Irak’ta hem de Suriye’de temel bir politika olarak ortaya çıkıyor.

-ABD’nin Irak’taki bazı çalışanlarını, İran’ı gerekçe göstererek geri çekme kararı, Washington ile Tahran arasında artan gerilim bölgeye ve Kürtlere nasıl yansır?

Bu durum bütün bölge için çok ciddi bir risk oluşturuyor. Eğer ABD şu an yürüttüğü İran karşıtı siyaseti sonuna kadar devam ettirirse, bölgedeki aktörlerden kendisi ile İran arasında bir tercihte bulunmasını isteyebilir. Bu durum Kürdistan, Türkiye, Irak gibi ülkeleri ciddi bir şekilde ekonomik ve siyasi anlamda sıkıştıracaktır.  Ama Amerikan siyaseti özellikle, Donald Trump’ın uygulamış olduğu siyasetin her an değişebileceğini de unutmamak gerekiyor. Şu an çok kararlı bir şekilde İran karşıtlığını sürüyor olsa da yarın Trump’ın bunu aynı kararlılıkla sürdürüp, sürdüremeyeceğini kestiremiyoruz. Nitekim Kuzey Kore örneğinde olduğu