Akademisyen Şeyhanlıoğlu: Dar-ulusçu yaklaşım Kürt sorununu çözemez

08/02/2019 - 11:04 Kategori Söyleşi

BasNews- Dicle Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Öğretim Üyesi aynı zamanda, Ortadoğu uzmanı, Irak'ta Türkiye'nin algı ve imajı, Habur Sınır Kapısı'nın önemi, Kürdistan Bölgesi’nin Kurumsallaşma Durumu, IŞİD, Çözüm Süreci, Ezdiler ve PYD konusunda saha çalışması yapmıştır. Doç. Dr. Hüseyin Şeyhanlıoğlu ile BasNews okuyucularımız için bir söyleşi gerçekleştirdik.

"Kürt sorununu tıkayan, bölge gerçekliğine uymayan dar-ulusçu yaklaşımdır"

“Ulus – Devlet modeli artık dünyanın hiç bir yerinde yok. Kimlik sorunu hiçbir yerde yok. Olsaydı, Avrupa Birliği olmazdı. Amerika Birleşik devletleri bile bir Ulus-Devlet modeli değildir. Öyleyse, biz farklılıkları bir arada yaşatmalıyız. İncir ağacıyla, zeytin ağacının birbirine verdiği destek gibi bir bahçe şeklinde yaşatırsak, hepimizin meyvesi daha güzel olur. Türk'ün de Kürt'ün de Arap'ın da güzel olur. Bu coğrafyada herhangi bir köye gittiğinizde, orada Kürt, Türk ve Arap'ı, bir arada görebiliyorsunuz Alevi, Suni, Ezdi'yi bir arada görebiliyorsunuz. Diyarbakır'ın herhangi bir sokağını gezdiğinizde, herkesin birbiriyle olduğunu görebiliyorsunuz. Bu kadar gördüğünüz bir şeyi, ulus-devlet, tek millet, tek yapı şeklinde dışlayıcı, ötekileştirici, bir şekilde yorumlayamazsınız.”

"Şeyh Said sonrası Kürt sorununa yaklaşımda şiddet daha da artırıldı"

Günümüzde Türkiye'de Kürtler nasıl görülüyor?

İttihat Terakki’nin 1908'de iktidara gelmesinden beri, onun zihniyeti hakimdir. Bu zihniyet önce Hristiyan azınlıklar ardından Arapları, Arnavutları ve Kürtleri de yanlış okudu. Kurtuluş Savaşında, Doğu Anadolu- Kürtlerin her türlü desteğine rağmen, Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren, maalesef yanlış okudu. Aslında Şeyh Sait isyanı bir Kürtçü isyan değildir. Tam tersine önceki yönetim(Osmanlı imp.) biçimine bir destektir. Ancak içerde bu bir Kürtçü isyanı, dışarda ise dinci isyan şeklinde tanıtılarak, haksız ve çok kanlı bir biçimde bastırıldı. Bunu, isyan görmek yanlıştır, herhangi bir Türk'e karşı değildir.

Şeyh Sait sonrası Kürt sorununa yaklaşımda şiddet arttı. Yanlış anlaşılmalar, karışıklıklar artarak devam etti. "Dereler katliamı" dediğimiz, Doğu Anadolu'da onlarca katliam oldu. Maalesef, çok kötü şeyler oldu. Aslında İslam odaklı tarih perspektifinde okunmuş olsaydı sorunlar çok daha kolay çözülürdü.

Ulus-devlet yapma mantığı bu ülkede İttihatçılarla başladı. Bir ulus-devlet mantığıyla, “herkes" gitti o zaman “Burası Türkiye’dir” noktasına gidildi. Hâlbuki burada onlarca millet var. Süryani, Ezdi, Kürt, Arap da var. Yapı Batı modeliyle gitti ama Osmanlı artığı coğrafya Batı modeli ile yönetilemeyecek kadar farklıdır. Dolayısıyla Türkiye'de yeni düzen, bundan sonra, farklı dilleri, kültürleri bir sorun olarak gördü. Oysaki örnek aldığı Batı sistemi, Ulus-Devlet mantığını 20.yy'ın başında aşmıştı.

Sorunun bugünkü karmaşıklığının temelinde İttihat Terakki ideolojisinin ulus devlet yaklaşımının yattığını söylediniz.

Sadece devlet yaklaşımını belirlemedi, Kürtleri de etkiledi "İttihatçıların Kürt versiyonu nedir?" diye sorarsanız, PKK zihniyetidir, derim, BAAS zihniyetidir derim. İdeolojik bütün yapılanmalar yanlıştır. Hiçbiri coğrafyanın sorunlarına çözüm olamadı, çözüm getiremez. Bir diğer nokta, sorunu en iyi bilenler Yavuz Sultan Selim ve İdris-i Bitlisi'dir. Bu konu tekrar araştırılmalıdır. Bugün altı milyon evli Türk ve Kürt'ten bahsediyoruz. Dünyanın en büyük Kürt şehrinin İstanbul olduğunu biliyoruz. Sorunun çözümünün tek bir yolu vardır. Tarihe bakmak, demokrasi ışığında, evrensel insan hakları değerleri içinde yeniden bu sorunu tanımlamaktır. Tanımlama ile yeni bir durum ortaya çıkıyor.

Ulus – Devlet modeli artık dünyanın hiç bir yerinde yok. Kimlik sorunu hiçbir yerde yok. Olsaydı mesela Avrupa Birliği olmazdı. Avrupa Birliği bir Ulus-Devlet modeli midir? Hayır. Amerika Birleşik devletleri bile bir Ulus-Devlet modeli değildir. Öyleyse, biz farklılıkları bir arada yaşatmalıyız. İncir ağacıyla, zeytin ağacının birbirine verdiği destek gibi bir bahçe şeklinde yaşatırsak, hepimizin meyvesi daha güzel olur. Yani Türk'ün de güzel olur, Kürt'ün de güzel olur, Arap'ın da güzel olur. Bu coğrafyada herhangi bir köye gittiğinizde, orda Kürt, Türk, Arap'ı, bir arada görebiliyorsunuz. Alevi, Sünni, Ezdi'yi bir arada görebiliyorsunuz. Diyarbakır'ın herhangi bir sokağını gezdiğinizde, herkesin birbiriyle olduğunu görebiliyorsunuz. E bu kadar gördüğünüz bir şeyi, siz kalkıp da Ulus – Devlet, tek millet, tek yapı, dışlayıcı ötekileştirici, bir şekilde farklı anlamlara gelebilecek şekilde yorumlarsanız zaman etki tepkiyi doğuruyor. İki taraf da birbirini yanlış anlıyor.

Coğrafyanın içiçeliği, tarihsel ortak yaşam eksenli bakıldığında çözüm daha mı rahat görülüyor?

Tarih ışığında en az bin 500’lerden itibaren, çokta evvelden itibaren olan siyasal birikimi ve Avrupa Birliği’nin kendi içerisinde yapmış olduğu çoğulcu birikimi bir araya getirdiğinizde çözersiniz. Sadece Kürt sorunu değil, dindarların da sorunu var, hatta Türklerin de sorunu var. başka milletlerin de sorunu var, tümünü çözersiniz. Bunların çözümü halinde, Türkiye büyük devlet olur. Kürt'ler olmaksızın Türkiye'nin Ortadoğu'da başarılı olması mümkün değildir.

Cumhuriyetle birlikte bu sorun daha da mı kötüye gitti?

Demokrat Parti'den sonra siyaset daha da kötü oldu. 12 Eylül dönemini Diyarbakır cezaevine getiren zihniyet, yani bir Kenan Evren zihniyeti tam olarak bir Türk zihniyeti de değildir. En büyük işkenceyi Mamak'ta ülkücülere de yaptılar. Dolayısıyla sorun Türk – Kürt değil zihniyet meselesidir. İttihatçıların zihniyetiyle başladı. İlginçti ittihatçıların 5 kişisinden ikisi Abdullah Cevdet ve İshak Suxuti Kürt’tür.

"Yeni bir çözüm süreci görünüyor mu?"

AK Parti ile yeni bir kavram doğdu, Yeni Osmanlı perspektifiyle Ortadoğu'ya yaklaşım. Fakat Kürt sorununda bir çözüm olamadı, ne dersiniz?

AK Parti 2002'den beri iktidar. İlk beş yılı kendine de çok bir hayrı olmadı. Kapatılma tehlikesi 2008'e kadar sürdü. Sonrasında, OHAL kaldırıldı, anadilde eğitim imkânı sağlandı, Avrupa Birliği normlarına ulaşılmaya çalışıldı. Çözüm sürecine gelindi. Türkiye'nin siyasal yapısının temelinde İttihatçı zihniyet olduğundan, AK Parti kendi yakasını bile kurtaramadı. Çözüm sürecini sonuca götürebilmeliydi. Başlattı, üç sene boyunca çok büyük riskler aldı. Karşı cephede bir çukur savaşı, hendek savaşına el attı. 15 Temmuz darbesinde de düşünün, AK Parti'nin işi de zor. Mesud Barzani'yi Diyarbakır'a davet edip konuşturmak çok zor. Orada Erdoğan'ın “Kürdistan“ demesi, Barzani'nin İstanbul'da Kürdistan bayrağıyla konuşması, Türkiye tarihinde nadir görülen şeylerdir. Fakat Ortadoğu da olaylar o kadar hızlı gelişiyor ki, referandum sürecinde Erdoğan en büyük tepkiyi gösterdi. Burada herkes külahını önüne koyup, düşünmeli. Biz bu sofrada bir arada yaşamak zorunda mıyız, değil miyiz? O zaman sırtımızı, birimizin ABD'ye, birimizin Rusya'ya, dışarıdan bir ülkeye dayayıp, kavga yerine, sorunlarımızı kendimizin çözmesi lazım, Ortadoğu da Uluslar üstü bir örgütlenme modeli kurmazsak, kaybedeceğiz. Avrupa Birliği, Osmanlı'dan daha iyi bir örnektir. İnsanların, sermayenin ve kültürün serbest kalması güzel bir şey. Siyasal sınırlara dokunalım demiyorum. Ama Ortadoğu'nun kendi Şengen'i neden olmasın? Aksi, Ortadoğu'da daha ciddi sorunlar hepimizi bekliyor. Bir insan neden bir günde Diyarbakır'dan Erbil'e Bağdat'a, Şam'a gidemesin. Irak güzel ilerliyor, ilkokulda Arap çocuk Kürtçe, Kürt çocuk Arapça öğrenebiliyor. Dil yakınlaştırır. Hepimiz bütün dilleri öğrenelim.

Peki, Türkiye'de yeni bir çözüm süreci mümkün mü?

Yeni çözüm sürecine ilişkin, 31 Mart yerel seçim sonuçları belirleyici olacak. Kolay olur mu derseniz? Hayır, kolay görünmüyor. 'Olmalı mı? Evet, buna isim koymaya gerek yok. Sadece HDP'yi veya PKK'yi muhatap alarak değil, temel insan hakları itibariyle zaten olması gereken bir şeydir. Dil, yönetimler, kimlik bunlar temel haklardır, adını koymanıza gerek yok. Türk neyse, Kürt, Arap, Ezdi, Süryani de odur. Bu haklar Türkiye'nin güçlülüğünü gösterir, parçalamaz.

Türkiye demokrasisinin normalleşme süreci ilerledikçe zaten sorunların büyük kısmı çözülür. 1876'dan beri, sivil bir anayasası yoktur. İhtiyaçlara uygun bir anayasa düzenlenmesi gerekiyor. MHP'nin, devletin temel ana organlarının bu konuda nerede olduğunu sormak gerek? Osmanlı bizim için tek referans kaynağı değildir. Büyük devlet olmanın yolu bu çoğulculuktan geçer. Amerika Birleşik Devletleri 52 eyaletin üzerinde ABD'yi kurmuş. Bütün bu birlikleri düşünerek geleceğe dair Ortadoğu'da, yeni bir Ortadoğu birliği fikri etrafında bir siyasal sistem kurmak her şeyden daha güzel olur.

"Kürdistan Bölge Yönetimi ve Türkiye sivillerin güvenliği için bir çözüm bulmalıdır"

Şeladize'de Türk savaş uçaklarının bombalaması sırasında, sivil kayıplar yaşandı. Halkın öfkesi, Türk üslerine yöneldi. Kürdistan Bölgesi yönetimi hızlı müdahale etmezse, vahim durumlar yaşanabilirdi. Fikirlerinizi alabilir miyiz?

Tüm Ortadoğu'da atıl ve dâhil olan ideolojiler, örgütler kadim ve geleneksel yapıyı kökünden bozuyor. Bu bir aşiret yapısı olur, tarikat yapısı ya da genel bir toplumsal yapı olur, bunları kökünden bozuyor. Eğer bu ideoloji, silahlı örgütlenmeye dönüşmüşse, Siyasal yapıları bozuyor. Şu an da Irak'ın Kürdistan Bölgesinde her gün Diyarbakır'dan kalkan savaş uçakları bu coğrafyayı bombalıyor, Kandil'i bombalıyor. Fakat orada PKK yüzünden de 350 ile 400 arasında köy boşaltılmış vaziyette, yüz binlerce insan köylerinden yurtlarından uzaklaştırıldı. Türkiye'de binlerce köy boşaltıldı, milyonlarca insan yerinden yurdundan edildi. Sadece bu son olayla (Şeladize) ilgili olarak, artık insanlar tarlalarını ekemiyor, bağ-bahçelerinden faydalanamıyorlar. Örgüt var. Halkla iç içe geçtiği için Türkiye terör örgütü oralarda diye bombalıyor. Fakat aşağıdaki gariban sivil halk da bundan olumsuz etkileniyor. Hem Türkiye'nin, hem Irak Kürdistan Bölgesi'nin bu bölge halkını koruyabilmesi, topraklarının korunabilmesi, hayvancılık ve tarımın korunabilmesi için gerekli önlemleri almaları gerekiyor. Örgütün oradan çekilmesi ve Türkiye'nin de oraları bombalamaması, insanların da köylerine dönmesi lazım. Bu ilk değil son da değil, onlarca benzer olay yaşandı. Fakat daha kötülerinin yaşanmaması için bir an önce orada masa, komisyon türü bir şey Türkiye ile Irak Kürdistan'ı Bölgesi arasında kurulmalıdır. Orada yaşayan insanlar yazık günahtır. Özellikle olayların hemen ardından Sayın Neçirvan Barzani'nin yaptığı sağduyu çağrısı ve olayları kışkırtanların cezalandıracağı teminatı önemliydi. Bundan sonra da Roboski benzeri olayların yaşanmaması için, her kesimin üzerine düşeni yapması gerekmektedir.