At yetiştiricisi Muhammed Yağmurlu: Atlara olan sevgim bir tutku...

16/11/2018 - 22:00 Kategori Söyleşi

Gönül Gün

BasNews- Günümüz dünyasında çeşitli meslek dalları var ki kimi modern dönem ile ortaya çıkmışken kimi meslekler de belki insanlık ve medeniyet kadar eskidir. Bu kadim mesleklere, at yetiştiriciliğini saymak abartılı olmasa gerek.

At yetiştiriciliğine, çok küçük yaşlarda başlamış olan neredeyse 20 yıldan fazladır yarış atları yetiştiren, Urfa Suruçlu 35 yaşındaki Muhammed Yağmurlu bu mesleğe gönül veren meslek erbaplarından biri… Bursa'da yaşayan Yağmurlu Urfa'da da at yetiştiriyor.

At yetiştiriciliği sektöründe ciddi manada Kürtlerin emeğinin olduğunu dile getiren Yağmurlu at yetiştiricilerinin çok büyük çoğunluğunun Kürt olduğunu sözlerine ekliyor.

At sahibi, yetiştiricisi ve eğitmeni Muhammed Yağmurlu ile at yetiştirmeye ve atlara dair konuştuk.

Sizi tanıyabilir miyiz. Muhammed Yağmurlu kimdir ve at yetiştiriciliği serüveni sizin için nasıl başladı?

Urfa Suruç’un bir köyünde dünyaya geldim. Biz köyde yaşıyorken ben 5-6 yaşlarında idim. Dayımın atları vardı tabi bu yarış atlarından değildi. Oradan, hep bir merak sarmıştı beni. Ata dokunduğumda kendimi iyi hissediyor sanki farklı bir şeye dokunuyor muşum gibi oluyordum, mutlu oluyordum!

5-6 yaşlarına kadar Urfa’da kaldıktan sonra 8 yaşında iken Ankara’ya geldik. Ben 8 yaşında atlar için- atlara olan sevgimden dolayı evden kaçmış bir insanım, kalkıp Bursa’ya akrabalarımın yanına gittim. Onlar at yetiştiriciliği yapıyorlardı ve 4 yıl onların yanında kaldım.  Sonra beni 4 yılın sonunda Urfa’ya götürdüler. Urfa’da 15 gün dayanabildim. Tekrar kaçtım geldim. Atlarla ilgilenmeye başladım. Atları anlamaya çalıştım. Deyim yerindeyse çekirdekten yetiştim ve atlarla iletişimi öğrendim. O günden bugüne geldim, kısacası, şuana kadar ki ömrümü at yetiştirmek ve eğitmekle geçirdim ve geçirmekteyim...

At yetiştiricisi olarak ilk atınızı ne zaman yetiştirdiniz?

Çok at yetiştirdim. Mesela bugün İzmir’de koşan adı ‘Büyük Düşün’ olan atı büyüttüm. Çok karakterli, insancıl bir hayvan.  Bir atım daha vardı ‘Docevita’ adında, bu atım da rekorlar kırdı. Her iki atım da kırılmayan rekorları kırdılar. Bu arada, ‘Ez Hatim’ (Kürtçe-Kurmanci ’de Ben Geldim anlamında) isminde bir atım da vardı. 2004-2005’lerde koşmaya başladı ve bu atımın da çok güzel dereceleri vardı. Doğrusu bu atlar kaliteli atlar. Bu şekilde at yetiştirmeye devam ediyoruz.

Size göre bir atı eğitmek, yetiştirmek kolay mıdır?

Bir atı eğitmek elbette kolay değildir, burada tabii ki tecrübe önemli. Şöyle söyleyeyim, daha anne karnındayken atlara, vitaminler çeşitli Avrupa yemleri veriyoruz ki atlar daha anne rahmindeyken sağlıklı olsun diye.

At doğduktan sonra da büyük bir emekle büyütülüyor. Atlara ilkin çiftliklerde bakmaya onları yetiştirmeye çalışıyoruz. İnsanlarla nasıl konuşuyorsak atlarla da aynı şekilde konuşuyoruz.

Tabi bu arada atın beslenmesine de dikkat edilmeli. At için meyve- sebze halden alınır. Atın kuruyemişi, pekmezi temin edilir. Atlar bir çocuktan daha önemlidir. Atların özel hastane ve veterinerleri de var. Onların yapamadığı ama bizlerin yaptığı işler de var. Atlarla konuşarak bunu onlara yaptırıyoruz.

Çiftlikten sonra atlar hipodromlara geldikleri vakit artık onlara seyis tutuyoruz. Seyisleri atlara, alıştırma konusunda da biz yardımcı oluyoruz. Mesela,tımarı öğretiyoruz. Çiftliklerde atlara fazla tımar yapılmaz çünkü doğal- sağlıklı büyümesi için atlara pek karışılmıyor. Bu eğitim at için ön hazırlık.

At hipodromlara geldiği zaman ilkin, sağlıklı olması için 2-4 ay ata eğitim amaçlı biliniyor. Hem atın vücudunun oturması hem de atın sağını solunu öğrenmesi için bu zaman dilimi önemlidir. Diğer yandan atlar bu sürede, hem insanlara alışıyor hem de içeride yapılması gereken hareketleri öğreniyor. Acemi at bilmez, bu süreçte atın yürüme ve koşmasını önemsiyoruz.

Atlar sahaya geçtikten sonra, bir iki gün sahayı öğrensin bilsin diye 'tırıs' (atın doğal yürüyüş kararlarından biri de süratlidir. Süratliye halk dilinde tırıs da denir) dediğimiz yürüyüş şekli ile atlar hazırlık yapıyor. 1- 2 ay kadar bu süreç devam ediyor.  Sahayı görsün kaslar açılsın ve vücut otursun diye yapılır bu. Ondan sonra yavaş yavaş 200 metre ile başlanıp 2 bin metreye çıkıncaya kadar eğitim veriyoruz.

2 bin metreye çıktığımız zaman galop dediğimiz hızlanma şekline gidiyoruz. 200-400 metreden başlayıp artık hızlandırıyoruz. Tempolarını yükseltip derecelerini tutuyoruz. Galoplar 2 bin metreye çıktığı zaman at hazırım diyor.

Atların cinslerinden bahsedecek olursak İngiliz atı 1,5 yaşında ve Arap atı da 2,5 yaşında hipodromlara gelir. Arada bir yaş fark var yani İngiliz atı daha çabuk hazırlanıp daha erken koşmaya başlıyor. Arap atı bir sene geç geliyor ama daha uzun ömürlü oluyor. İngiliz atı daha süratlidir. Arap atı daha hantal ama daha uzun vadede-ömürlü koşar.

Atların beslenme ve yaşam şartlarının önemli olduğunu ifade ettiniz. Peki, atların genleri de onların performansını etkiliyor mu?

Elbette, atların genleri de çok önemli bir konu. Atların anne ve babalarının zamanında nasıl koştukları bizler için önemli bir bilgi. Eğer bir atın anne ve babası iyi koşmuş atlar ise bu atın performansını da etkiliyor.

Atların ‘kan hattı’ çok önemli bir mesele. Yani kan hattı derken atın anne ve babasının hız, dayanıklılık performansı olarak ifade ediliyor. İyi koşmayan bir anne ve iyi koşmayan bir babadan, iyi koşabilecek bir yavru alamazsınız. Atların kan hattını yakinen takip ediyoruz.

Biz insanların kimliklerinde sadece anne- baba isimleri yazılırken atların kimliğinde dedelerinin dedesi bile yazılıyor. Atların hepsi kimlikli, çiplidir. Böylelikle atların hem genleri hem de hangi kuşaktan geldikleri bilgisini ediniyoruz. İnternette girildiği zaman görülecektir atların 7. soyuna kadar köklerine gidilebilir. Atın, ilk annesi kimdir, ilk babası kimdir. Kısacası atın hem anne hem de baba tarafından bilgileri ayrı ayrı kayda geçiyor.

Şöyle de dile getirebiliriz, atların çiftleşmesi konusu önemli bir konu. Atların üreme süreci takip ediliyor. Herhangi bir at her istediği başka bir atla çiftleşemez. Atların kan hatlarını internetten karşılaştırıyoruz. İşte bu anne bu baba ile daha iyi olur şeklinde özel çekimler yapılır. Anne ve baba adayı atların, güçlü ve zayıf taraflarını tespit edip ona göre atları eşleştiriyoruz. Böyle davranmamızın nedeni de sağlıklı ve uzun ömürlü bir atın dünyaya gelmesini sağlamak.

Yarış atları hangi özellikteki çiftliklerde yetiştiriliyor. İngiliz ve Arap atları hangi şartlarda daha iyi büyütülüyor?

İlk olarak çiftlik için arazi önemli bir konu yani arazinin geniş olması gerekli ön şart. Çiftlik için arazi ne kadar büyük olursa o kadar iyidir. Dümdüz araziyi pek tercih etmiyoruz. Hem atı zorlaması hem de at koşarken kas yapması için engebeli araziyi önemli buluyoruz.

Atların cinslerine göre yetiştirilme şartları konusuna geldiğimizde ise İngiliz atları için engebeli arazinin önemli olduğunu söyleyebiliriz. Arap atı için ise sadece sıcak bir iklim olması önemli. Yani aslında şöyle söylemek gerek atlar geldikleri yerlerin, iklimsel özelliklerini taşıyorlar. Mesela eskiler söylerdi, “ Arap atının sırtı hiçbir şekilde açık bırakılmaz” diye. Arap atı üşüyen bir at ırkıdır. Bu cins atı, genelde sıcak iklimlerde yetiştirmeye çalışıyoruz.

İngiliz atı tam aksine, dışarıda hava ne kadar soğuk ve sert olsa da gezebilir ve dışarıda ayazda kalabilir. Sorun olmuyor, tabi biz buna hiç müsaade etmiyoruz.

Arap atı daha az dayanıklı olduğu için kışın bazı değişimler gösterebiliyor. Kış tüyü dediğimiz tüyü çıkarıyor. Arap atı koşuda dayanıklı iken İngiliz atı da hızlı bir at türü. Her zaman İngiliz atı ve Arap atı arasında aynı mesafede 10 saniye oynar. 10 saniye kısa gelebilir size ama at yarışında bu süre önemli bir fark olarak kabul edilir. Aralarında 300 metre fark oluyor.

Mesela benim hem Urfa hem de Bursa’ da at çiftliğim var. Bursa’daki 28 dönüm at çiftliğim benim için ideal bir büyüklük çünkü burada sadece 5-6 atımı yetiştiriyorum. Çiftliğin etrafını çiftlerle çeviriyoruz. Atlar yetiştirirken temizliğe çok dikkat edilmeli, etrafta çöp olmamalı. Çiftliğin dağa yakın olması da dikkat edilmesi gereken diğer bir özellik. Çünkü temiz hava ve oksijen atlar için çok önemli. Çiftliklerde ahırlarımızı yapıyoruz. Yine atlar için suluklarımızın otomatik olması gerekiyor. Atların beslenmesine de dikkat edilmeli ve onlara bol bol yonca verilmeli.

Atların yarışları nasıl belirleniyor, bu süreç nasıl işliyor. Bu arada şuanda faaliyette olan hipodromlar hangileridir?

Atların hangi program ve süreçte yarışacaklarına biz karar vermiyoruz, işin bu tarafına karışmıyoruz. Devletin ilgili kurumu program yapıyor, yıllık her yılbaşından başına program çıkarılır. Biz sadece programda olan periyoda-sürece bakarız. At hangi yarışa girecek biz onunla ilgileniyor ve ona göre hareket ediyoruz. Oyuncular oynamış, oynamamış o bizi ilgilendirmez.

Aktif hipodromlar sorunuza gelince de şuan 7-8 hipodrom açık ve atlar buralarda yarışıyor. Söz konusu bu hipodromlar şu kentlerdedir; Elazığ, Diyarbakır, Urfa, Adana, Ankara, İzmir, İstanbul, Kocaeli. Bu arada, şimdi açılacak iki hipodrom daha var. Biri yakın zamanda açılacak olan Antalya hipodromu diğeri de Samsun’da açılacak hipodromdur. Tabii Konya’da da bir hipodromun yapılacağı söyleniyor.

İngiliz atı ve Arap atlarının genel özelliklerinden bahsettiniz. Atlar hangi şartlarda artık koşmaya başlıyor?

Atlar koşma ve yarış kabiliyetine doğuştan sahip olarak doğuyorlar. Diğer yandan bunun eğitimini de görüyorlar. Atların yarış için koşmasında yaş ve güç sınırlaması var. Bazı koşularımız da dişi ve erkek atlar ayrı koşar. Bazı yarışlarımızda da karışık koşulur.

İngiliz ve Arap atlarına gelecek olursak, Arap atı 3 yaşında koşmaya başlar, 4 yaşına kadar onlardan büyük, hiçbir at onların yarışında koşamaz. Arap atı 4 yaşına geldiğinde bazı yarışlarda kendinden büyük atlarla koşabilir. Onlardan büyük atlar gelip de onlarla koşamaz. Gücün dengelenmesi için buna dikkat edilir.

Diğer yandan, aynı şey İngiliz atları için de geçerli. Onlar da 2 yaşında kendi yaşıtları ile koşuyor. 3 yaşına girdikten sonra atlar için 6. aydan sonra belli yarışlar var. Bakanlığın koyduğu programlar var. Bu programa göre istediğin gibi 3 ve yukarı yaşlarda koşabilirsin.

Diğer yandan Gazi koşusu adında bir yarış vardır bu koşu senede bir kere yapılır. Bu yarışa sadece 3 yaşındaki İngiliz atları katılabilir, böyle sistemleşmiş. Bu koşu, bir İngiliz atının hayatında bir kere katılma fırsatına sahip olduğu bir yarıştır. Bu yarışa atın katılması için atın iyi bir derecesi olmalı yani iyi yarışlar kazanmış olması gerekiyor.  At, her yarıştan aldığı sonuca göre, göre puan alıyor. Bu arada bu yarış için en fazla 22 at koşabilir.

20 yıldan fazladır at yetiştiren, eğiten ve at sahibi biri olarak size göre atlar nasıl hayvanlar?

Doğrusu, atlar benim için özel ve kutsal hayvanlardır. Atlara olan sevgim bir tutku! Şunu söylemek gerek, atlar gerçekten duygusal hayvanlardır. Atlar, kıskançtır. Ata nasıl davranırsan o da sana aynı şekilde davranıyor. Atlar çok kırılgan hayvanlardır. En küçük ses yükseltme durumunda bile küsüp yemini yemeyebilir. Bu seferde atın neşesini yerine getirmen gerekiyor, bunun için epey bir zaman harcamak gerek. Atların bu duygusallığı beni çok etkiliyor. 35 yaşındayım inanın şu atlara gösterdiğim ilgiyi kime gösterseydim şimdiye kadar evlenmiş olurdum…  Atların ve onların sevgisini tercih ettim. 2o yıldan fazladır at yetiştiriyorum. Beni sektörde tanırlar, görenler benim içim “Bu çocuğu biliyoruz, bu çocuk at sırtında büyüdü” derler. Çünkü bu işe başladığımda çocuktum...

Bence en asabi, hırçın insanı kedilerin, köpeklerin, atların ya da diğer başka hayvanların yanına götürün inanın bu insanlar uysallaşıyor, güzelleşiyor. Hayvanlar insandaki kötü enerjiyi yok ediyor ve gerçekten insana, insan olduğunu hatırlatıyor.

Ölümüne şahit olduğunuz atlarınız oldu mu?

Evet, ölümüne şahit olduğum bir sürü atım oldu. Dizlerimin üzerinde ölen birçok atım oldu. Öleceğini bildiğim atın kafasını yere vurmaması, yere değmemesi için atın başını dizlerime almışımdır.

Zaten atlar öleceklerini biliyorlar ve bunu sana hissettiriyorlar. Atlar duygusal hayvanlar oldukları için hastalandığında veya başka bir durumda intihar edebiliyorlar. Evet, mesela at hastalık, sancıdan dolayı acı çekiyorsa eğer bu acısı dinmezse at acıdan kurtulmak istediği için intihar edebiliyor. Böylesi olaylara çokça şahit olduk. Atların, bu durumlarda intihar etme eğilimleri yüksek…

Atın ölümüne, şahitlik ettiğimde sanki kendi evladımı kaybetmiş gibi oluyorum. Çocuğum yok ama ben defalarca atlarımı yani çocuklarımı toprağa verdim. Mezarın başında ağlamışlığım da var. Sadece ben değil birçok at yetiştirici böyle…

Mezarlıklarımız var. Atların dışarıda bırakılmasına hiçbir zaman izin verilmez. Mezarlıklar hipodromların içinde oluyor. Hatta hipodromdaki insanların da atı öyle görmelerini istemeyiz. Çünkü at bizim için aileden biridir ve onu doğrudan toprağa gömeriz... 

Atların ömürlerine soracak olursanız, 30 yaşına kadar yaşayan at gördüm ama ortalama atların ömürleri 15-30 yaş arasındadır... 

Yetiştirdiğiniz kimi atları, bir takım yerlere de bağışlıyorsunuz. Bu konuda okuyucularımıza neler söylemek istersiniz?

Evet, birçok yere ve birtakım kurum ve kuruluşlara atlarımızı bağışlıyoruz.

Bazı atlar yarış atı olduğu diğer bazı atlar da kan hattı nedeniyle hırçın olabiliyor. Bu hırçın atları mümkün mertebe çocuklardan uzak yerlere gönderiyoruz. Mesela bazı arkadaşların çiftlikleri var böylesi hırçın atları oralara veriyoruz.

Uysal olan atları ise okullara hediye ediyoruz. Atlı spor kulüplerine hediye ediyoruz. Hastanelere hediye ediyoruz. Askeriyeye hediye ediyoruz. Bizim için burada önemli olan şey, atlarımızın eziyet görmeyeceği rahat edeceği yerlerde olmasıdır. Yani hayvanın sağlığı yaşadığı müddetçe yerinde olsun, işkence görmesin, aç kalmasın bunların hepsi bizim için çok önemli. Hatta atı verdiğimiz yerlere şunu söylüyoruz 'bizi arayın gerekirse yem getirir ya da atların bakımlarını da bizzat kendimiz yaparız' diyoruz…

Kimi hasta veya engelli çocukların tedavisinde hayvanlara doğrudan temas etmenin, onlarla vakit geçirmenin önemli olduğu belirtiliyor. Böylesi çocuklar sizi ziyarete geliyor mu yahut sizler hasta- engelli çocuklar için neler yapıyorsunuz?

Evet, bizler bahsettiğiniz deneyimi at sahipleri ve yetiştiricileri olarak tecrübe ediyoruz. Yaptığımız işin hem devlete hem de topluma katkısı var. Yani hasta– engelli insanlar için yerler açıyoruz, terapi merkezlerimiz var. Engelli çocuklar ata bindiklerinde onların ne kadar mutlu olduğunu görüyoruz.

Terapi merkezlerimizin dışında, birçok aktivitelerimiz var. Hipodromlarda sadece yarış yapılmıyor, başka etkinlikler de var. İnsanlar aileleri ile beraber gelip atları ziyaret edip görüyorlar. Beraber yarışları izliyoruz ve oyunlar oynanıyor. Yaptığımız iş halka açık yani yurttaşlar hipodromlara geliyorlar. Yarışlar da aynı şekilde heyecanlı ve güzeldir. Çocuklar, kadınlar, gelip ata biniyorlar. Piknik alanlarımız var. Atı sevebilir, ata buralarda dokunabilirler. Bazı ziyaretçilerle daha sonra arkadaş bile oluyoruz.

Mesela bizim poli kulüplerimiz var. Atları buraya hediye ediyoruz. Onlar da kulübe bağlı. Okullarla anlaşıyoruz okullar geliyor. Çocuklar hipodromlar gelip atlara biniyorlar.

At yetiştiriciliği, eğitmenliği işinden geçinmek kolay mı?

Bu işten geçinmek bilgine ve şansına bağlı. Yani bilgin fazla ise çocuklarının çocuklarını rahat ettirebileceğin gelire sahip olabilirsin. Şansının da biraz yaver gitmesi gerekiyor elbette… Ata bir çocuğa bakar gibi büyük bir emekle bakıyoruz.

At yarışlarında saniseler trilyonu da kazandırabilir trilyonu kaybettirebilir de Böylesi durumları çok yaşadım yani yarışı sanise ile kaybetmişimdir. Bu iş kar amacıyla da sevdiğin için de yapılabilir.

Aileni geçindirme zorunluluğun var. Biz eskiden bu işten daha iyi para kazanıyorduk ve ailemizi de iyi geçindiriyorduk. Zamanla vergi yükümüz arttı. Vergi at sahiplerinden, yarışlardan, kesiliyor, önceden bu kadar vergi yoktu. Devlet, belediyeler nezdinde bizim sektörden çokça vergi alıyor. Yüzde 60 vergi veriyoruz. At sahibi ve yetiştiricilerine yardımcı olunmalı. Çünkü insanlar hem bu işi severek yapabilsin hem de dışarıdaki insanlar da bize katılıp yapılan işi gelip görsünler.

Daha önce at yarışları kaldırılacak diye bir konu oldu. Sonrasında bu konu konuşulmadı.

Birçok sektörde olduğu gibi at yetiştiriciliği sektöründe de Kürtlerin ciddi bir emeğinden bahsediliyor. Bu konudaki bilgi ve gözlemleriniz nedir?

Her ne kadar yaşlı bir insan olmasam da 20 yıldan fazladır at yetiştiriciliği işi ile ilgileniyorum. Türkiye’nin büyük kentlerinin hemen hepsini gezdim. Bütün hipodromlara gittim. Bu sektörde ciddi manada Kürtlerin emeği var. Abartısız diyebilirim ki bu sektör Kürtlerin sektörü. Sektörde hem at sahibi hem at yetiştiricisi, eğitmeni birçok meslek çalışanı bu işe gönül vermiş Kürt emekçisi var. Bu sektör, Kürtlerin emeği ile ayakta…

Çok küçük yaşlarda at yetiştiriciliğine başlamış ve atları çok seven biri olarak ömrünüzün sonuna kadar bu işi yapacağınızı düşünüyor musunuz?

İşimi gerçekten severek yapan biriyim… Karşılıksız hiçbir beklenti içinde olmadan bu işi yapamaya başladım. Bu işi yaparken para da kazandım. Ama atlar ile meşgul olurken parayı düşünmüyorum, işimi sevgi ile yapıyorum. Atlara olan sevgim ve atların koşu sonrası elde ettiği başarılar benim için önemli olan şeyler.

Bir hayalim var, şayet uzun bir ömrüm olursa bir çiftlik evim olsun isterim. Büyük bir çiftlikte atlarım ve ailemle bir arada olmak isterim.  At yetiştiriciliği konusundaki tecrübelerimi çocuklarıma aktarmak isterim. Bu benim hayalim. Bence hayali olmayan ve hayvan sevgisi olmayan insan bana göre, insan değildir!