"Çözüm sürecine tekrardan girilecek"

Hendekler Dönemi ve Kürt siyasetinin geleceği -3-

Öztekin Çaçan

BasNews - Mehmet Yanmış ile yaptığımız röportajın bu hafta son kısmını yayımlıyoruz. Dr. Yanmış, bu bölümde; PKK değişimi başarabilecek mi? Çözüm süreci tekrardan başlayacak mı? Toplumda radikallerin sayısı hızla artıyor mu? gibi sorulara yanıtlar veriyor.

O, eksenden, çıkamazlarsa nasıl olacak.  Türkiye koşulların da, Kürt meselesinin geleceğinde PKK olacak mı, olmayacak mı?

Kürt meselesi bu şekilde giderse PKK'nin tekelinde kalmaz. PKK zayıflar ve zaman içerisinde etkisizleşir. Sanırım bu kısa zamanda olmaz. Günümüzde bütün dünya’da olduğu gibi Kürtlerin de karizmatik veya kuşatıcı lider sorunu var. Öcalan hayatta olduğu sürece bunun olacağını zannetmiyorum. Böyle zor dönemlerde otoriter yapılar veya liderler güçlerini pekiştirir.

Ne ya da kim ortaya çıkabilir?

Ben Kürt toplumunun sosyolojik gerçekliğini okuyabildiğim kadarıyla yine liberal, sol  yapıda  bir şeyler çıkabilir. Kürt toplumunda bu tarafa doğru bir meyil var.  Dindar bir toplum değil, dini seven, saygı duyan bir toplum. Bunu bir din sosyoloğu olarak söylüyorum. Yedi yıldır yakın dönem Kürt toplumunun dini ve geleneksel hayatını araştıran biri olarak söylüyorum.  Kürt toplumunun dindarlığı biraz devletin projesidir. Devlet onun dindar olmasını istiyor. Çünkü yüzyıldır din kardeşliği üzerinden birçok şeyi örtmeye çalışıyor. Salt dini yapıların bir araya gelmesi ve kitlesel destek alması da zor.

Peki, varsayımsal konuşuyorum, şiddetten uzak, sosyolojik olarak Kürt halkıyla barışık, halktan geniş destek alan  bir yapı, siyaset ortaya çıkarsa, devlet bu yapıyla çözüm için müzakereyi göze alır mı?

Devlet herkesle müzakere yapıyor ama çözüm yok. Devletin ya da bu ülke siyasetini belirleyen elitlerin ulus-devletçi kurucu felsefeyi kutsayan bir zihniyet yapısı var. Kürt sorununda samimiyet noktası, kırmızı çizgiler var. Mesela Kürtçeyi okullarda seçmeli ders yapacağız demek anlamlı değildir. Bunu verdim ve sorunsuz uygulatıyorum diyebiliyorsan sorunu çözersin. Erdoğan oraya kadar geldi, fakat bu daha sonra bambaşka bir şeye dönüştü.  Bu hakkın kullanımı ülkeyi böler noktasına geldi.  Ben de eski bir Türk milliyetçisiyim ve ilk kırılma dönemlerimde Kürtlerle konuşurken, tabii şu da olmalı, bu da olmalı derdim. Ama içimden de derdim ki, “bugün dille ilgili bir referandum olsa, sen hangi tarafta olursun! O zaman derdim ki ya ne gerek var işte böyle devam etsin gitsin. Bayraklarını mitinglerde sallasınlar, dillerini de evde öğrensinler!” Çünkü biz devletin terbiyesinden geçmişiz, hepimiz, ben-siz-o. Devlet bize nasıl düşünmemiz gerektiğini öğretiyor. O yüzden birçok kesimden insan hiç umulmadık bir şekilde bakıyorsunuz ki bir anda devletçi olmuş. Ama devlet bu felsefesini sorgulayabilmeli. Yeni bir Kürt hareketi çıksın, elinde sadece gül olsun ve bütün Dünya’ya yemin etsin ki benim silahla işim yok bu şartlarda yine de bu sorunu çözemezsiniz. Çözüm için Türklerin bu vatanı Kürtlerle birlikte kurduğumuzun ve temel kültürel haklarını almalarının bizi daha güçlü kılacağının farkında olması gerekiyor.

Son olarak size iki küçük soru sormak istiyorum. Öncelikle Türkiye'de tekrardan bir barış ve çözüm sürecine girilebilir mi?

Mutlaka girilecek.

Tekrardan bu döneme girersek,  başarılı sonuç elde edilebilir mi?

Kamuoyu araştırmalarında çözüm sürecine destek 2013-14’te Türklerde bile %50 üzerindeydi. Kürtlerde ise bu oran yüzde 80'i buluyordu.  Evet, çözüm olacak diyenler çoğunluktaydı.  Siz sürekli çözüm diyorsunuz ama bir türlü çözüm getiremiyorsunuz.  Özal, Demirel hatta Tansu Çiller birçok adım atmasına rağmen bir türlü çözüm bulunamadı. Türkiye'de aydın, gazeteci, yazarlar işler iyiyken bu meselenin “aslında nasıl bir mesele” olduğunu kamuoyuna anlatması lazım. Bir de artık Kürt meselesinin Diyarbakır’da değil Trabzon, Konya, Edirne’de anlatılması gerekiyor. Bunu muhafazakâr-dindar Türklere anlatamadığımız sürece yol alamayız.

Kürtlerle ilgili binlerce kitap var ama bunların %80’i politik ve edebi çalışmalar. Alana inilerek tırnağıyla kazıyarak yapılmış çalışmalar az. Yani çoğu çalışma toplumunun gündelik yaşamına dokunmuyor. Ciddi kaynakların büyük bir kısmı çeviri. Üniversiteler Kürtlerle ilgili ya çalışma yaptırmıyor ya da sınırı çizerek yaptırıyor! Peki, o zaman bin yıl beraber yaşadığını iddia ettiğin halkı nasıl tanıyacaksın? Sürekli inkâr psikozundan çıkmadan bunu başaramayız.

Bu çalışmaları Kürt tarafı da yapmıyor, HDP’nin de elinde pek derli toplu çalışmalar yok.

Nasıl yapabilir ki! HDP de çoğu zaman inisiyatif alamıyor. Hendekler başladığında kısık sesle karşı çıktı. HDP’nin kendisi bir proje partisidir ve farklı kimlikleri içerisinde ‘misafir’ olarak barındırır. Kendisi için siyaset yapan bir parti değil ki. Şimdilerde Demirtaş hapisten o zaman hata yaptım, savaşa karşı çıkmalıydım diyor. Unutmamak gerekiyor ki, çatışmacı toplumlarda silah kimin elindeyse güç ve söz hakkı ondadır. Ancak extra güçlü sivil liderler buna karşı koyar. Kürt ulusalcılardan bağımsız gruplar da genelde güçlü ekonomik kaynaklara sahip olmadığı için etkili çalışmalar ortaya koyamıyor.

Soruyu tekrar edeyim…

Halk, PKK'yı sorguluyor ve şimdi değil başından beri  sorguluyor.  Ama henüz PKK’ye açtığı kredi bitmiş, sona gelmiş değil. Devlet de bunu biliyor. Çünkü siyasi tercih sadece sizinle birkaç konudaki fikir birliğimiz ya da fikir ayrılığımız değildir. Mesela AK Parti ile aynı ideolojiyi paylaşmasa bile, ona destek veren liberaller ve demokratlar ve hatta AK LGBTİ’ler var. Bunlar AK Parti ile aynı dini-ideolojik görüşü savunmuyor. Ama onunla birlikte yürümeye devam ediyor. Kürt halkı PKK’yi sorguluyor; tabi ki sorguluyor ama onunla henüz yollarını ayırması gerektiğine inanmıyor.

Çözüm her seferinde daha zordur. Bir barış girişimi başarısız olursa akabinde gelen yeni barış görüşmeleri çok daha zor olur. İnsanların beklentileri yükselir.  Mesela bir daha barış süreci yaşanırsa ben Kur’an-ı Kürtçeye çevirdim, efendim Kürtçe seçmeli ders vereceğim, belediyelerde Kürtçe ikinci dil olacak dediğinizde halk size ne diyecek? Hele bir ver artık, lafını yapma diyecek. Aynı şekilde, Türkler dönüp PKK’ye, her seferinde silahları gömdüm diyorsun ama bu silahları yeniden bir yerlerden çıkarıyorsun diyecek!

O zaman çözüm bir muammaya mı tekabül ediyor?

Evet, öyle fakat bunu başaran çok toplum var.  Çözüm süreci de başlamak zorunda.  Ya ayrılacağız, ya yeniden masaya oturacağız.

Kürtlerin ayrılmak gibi bir gücü ya da isteği var mı?

Benim gördüğüm, çoğunlukla Kürtlerin ayrılmak gibi bir isteği yok.  Çünkü ayrılsak ne olacağız sorusu Kürtler açısından önemli bir soru. Bölgede güçlü hareketler ve liderler, mesela PKK, Hizbullah, devletçi ailelerin çoğulcu düşünme, demokratik kültür konularında pekiyi bir sınav verdiğini söylemek zor.

Barış adımı bir türlü gelmeyecek, söylediklerinizden o anlaşılıyor.

Barış artık profesyonel bir iş. İyi niyet, samimiyet vesaire önemli ama tek başına yeterli değil. Türkiye'nin bütünlüğünü isteyen, savunan bir insan olarak kötü öngörümü  söyleyeyim, nihayetinde Kürtler/Türkler 3-5 sefer daha çözüm süreci benzer süreçler yaşar ve her seferinde bizim ayrılmamız gerekir diyen yüzdelik kesim büyür. Evet, insanlar biz medenice barışamıyoruz, o halde artık medenice ayrılmamız lazım! Diyecek doğal olarak. Her geçen gün devletin toplumsal bütünlüğü sağlaması için daha fazla çaba harcaması gerekiyor. Öncelikli şey devletin toplumsal farklılığa bakışını değiştirmesidir. Tek tip olmayı dayatması sorunun kaynağıdır.

Son söz olarak  rahatlıkla şunu  söyleyebilirim; çözüm süreci başladığında (2012–13) ‘ben bağımsız olmak isterim’ diyenlerin oranı -gözlemlerime dayalı olarak söylüyorum- yüzde 5 ise, bu son süreçlerden sonra bunların oranı %15’e yakındır. Çünkü her başarısız çözüm süreci ve akabinde çatışma bağımsızlık isteyenlerin, radikallerin sayısını artırıyor. Yalnız bu düşünce sadece Kürtlerde değil Türklerde de artıyor.  Boşa harcanan barış süreçleri birlikte yaşamaya ve barışa olan inancı azaltıyor. Her seferinde kandırıldık düşüncesi zihinlere daha fazla hâkim olur.