"PKK  'Şiddet Tuzağı'na düştü"

Hendekler Dönemi ve Kürt siyasetinin geleceği -2-

Öztekin Çaçan

BasNews - Dr. Mehmet Yanmış ile yaptığımız söyleşinin, ‘Şiddet tuzağı’, PKK ve değişim, Siyaset Sosyoloji ilişkisi  gibi genel başlıklarını içeren 2. Bölümünü, aşağıdaki satırlarda bulabilirsiniz.

Bir de bazı yayın organlarında, Hendek dönemi ile ilgili  devletin içerisinden de bazılarının hendek konusunda PKKyi cesaretlendirmiş  olabileceği  konuları dile getirildi.   Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Devletin olaya nasıl baktığını şöyle yorumluyorum: PKK yığınak yapıyor, devlet de ‘eyvallah baba yığılsınlar’.  Sosyolojide çok güzel bir kavram var; ‘şiddet tuzağı’.  Nedir bu kavramı içeriği, mesela devlet bir gruba yaptırım uygulamak istiyor ama ortada açık hukuk ihlalleri ya da  açık bir tehdit görünmüyor ya da uygulayacağınız şiddete karşılık o büyüklükte suç yok.  Ama devlet gözüne kestirmiş. Ne yapıyor?  Öncelikle yapacağı şeyleri bir şiddet olayı ile ilişkilendiriyor.  Geçmişte çok yapıldı,  Mısır'da İhvan’a defalarca yapıldı, bunların çoğu da başarısız oldu nedense. Sonra şiddet süreci ilerlerse, şahin kanat lider olur.  Burada (Hendek ) da devlet dedi ki,  artık masa devrilmiş,  Erdoğan'ın Türk Milliyetçilerine olan  ihtiyacı artmış; Erdoğan cemaat sonrası ulusalcılarla birlikte  hareket etmek zorunda kalmış; Onların da Kürt meselesine bakışı cemaatten  daha rijit;  neticede asker ve ulusalcılar.  Ama Erdoğan'ın da bir bahaneye ihtiyacı var, ne yapsın ki durup dururken,  Kürt oylarına da belli bir oranda ihtiyacı  ve PKK de böyle bir hamle yapıyor (hendek) gördünüz,  onu şiddet tuzağına çekersiniz. ‘ Yap bakalım ne olacak dersiniz’.  O sıra sahada ne oluyor, en az 2 yıldır süren hareketler belli bir olgunluk seviyesine ulaşmaya başlamış. Silvan'da, şurada burada özerklik ilanları başlamış.  Erdoğan tabiri caizse şöyle dedi, ‘ne yapalım artık halk dedik, Kuran’a bile el bastık,  yol  yaptık köprü yaptık, sizlere daha ne verelim’ dedi ve bir anlamda PKK’yi şiddet tuzağına çekti.  Bu tip, ‘masum halkı koruma’, ‘terörist’e saldırma gibi şiddet çıkışları, devlete, hareketlerinde hep meşruiyet sağlar.  Hitler ne yaptı,  sol parlamento binasını yaktı, deyip solcu avına başladı. Sonrada onu Führer olmaya götüren süreç hızla ilerledi. Aynı şey Güney Amerika'da, Peru da yaşanmıştır.  İhvan ile ilgili Mısır’da da bazı şeyler yaşanmıştır.  Saddam Hüseyin'in de benzer bir hikâyesi varr.  Dolayısıyla devlet, ‘PKK’yi  şiddet tuzağına çekmiştir’ diyebiliriz.

Bu tuzağa PKK düştü mü?

Evet, tam da içine düşmüştür.

Sonra ne oldu?

Devlet PKK'nın bir hatasına karşılık iki hata yaptı.  Sivil halkın menfaatlerini koruyamadı,  tarihsel dokuyu koruyamadı.  Sonunda Türk milliyetçi söylemlere fazlasıyla sarıldı,  belediye başkanları alındı.

Devlet hep kazandı mı?

PKK bir hata yaptı, şehirlere yığınak yaptı. Hafızam beni yanıltmıyorsa, Öcalan'ın ‘siz bir hata yaparsınız, devlet daima  iki hata yapar siz yine karlı çıkarsınız’ tarzında bir sözü var. Dolayısıyla devlet kendi kurduğu şiddet tuzağına bir aşama sonra ve başka bir şekilde kendi de düştü. Yukarıda da belirttiğim gibi hem halkı koruyamadı, hem de tarihsel dokuya zarar verdi. Bunlara ülkeye zarar verdiğine inandığım aşırı milliyetçi söylemleri de ekleyebiliriz tabi.

Şu anda devlet kendi tuzağına kendi düştü diyebilir miyiz? Çünkü ortada Kürt meselesi konusunda halkta müthiş bir duyarsızlık,  hatta umursamazlık hali var.

Sosyolojide bir hikaye anlatılır; Adamın biri komşunun atını çalacak, geceden hazırlık yapmaya başlıyor.  Komşu ahırdan gelen seslere uyanıp bakıyor ki  yan komşu,  atın iki ayağını birbirine bağlayan demir zinciri kesiyor. Adam ‘Ne yapıyorsun orada diye seslendiğinde’ hırsız olan yan komşu  ’keman çalıyorum’ diye cevap veriyor. Adam ‘bu ne biçim keman çalmak, sesi hiç duyulmuyor’ deyince, hırsız ‘hele bir sabah olsun, bak kemanın sesi nasıl çıkacak’ diyor.  Sen sabah atı görmeyince nasıl bağıracaksın.  Bugün onun sesi duyulmuyor, bugün onun sesi çıkmaz.  Onun sesi ne zaman çıkar tekrar demokratik bir dönem geldiğinde biz bu sesi duyacağız. Bir devlet bu kadar baskı sürdüremez,  belediyeleri sürekli kayyum yönetiminde tutamazsınız. Elbet bir gün değişecek bu durum. Herkesin konuşmaya başladığı bir gün gelecek. İşte o gün bu halkın bugün sessiz olarak ne düşündüğünü o zaman  anlayacağız.  

Yani bu sesi (halkın sesini)  duymak için 2019 yerel seçimlerini mi bekleyeceğiz? 

Sadece siyasal değil,  bir seçim, iki seçim sonra da ortaya çıkabilir. Hatta bir iki seçim Erdoğan oy da alabilir. Ben dikkatinizi şuraya çekmek istiyorum;  Kürt ulusalcılığı 78’den sonra nasıl bir ivme izledi. Kürt ulusalcılar geçmişte de yanlışlar yaptı, Kürt köylerini bastı,  korucu köylerini bastı,  hatta çocukları öldürdü.  Sonra bu eylemleri bir ölçüde savundu.  Dedi ki ‘bunlar işbirlikçiydi, saklamadı ben yapmadım’ demedi. Fakat en nihayetinde PKK büyüyerek devam ediyor. Olaya bir de bu açıdan bakın.  Türklerin şöyle bir yanılgısı var; mesela Güneydoğu'da bir başkan görevden alınıyor,  eylem var mı, taşlı sopalı bir nümayiş var mı diye akşam televizyona bakıyoruz.   Eylem yoksa rahatlıyor,  güzel yoldayız diyoruz. Bu çok yanlış bir düşünce tarzı,  yanlış bir felsefe.  Kürt toplumu çok politik bir toplum haline gelmiştir ve  artık tepkilerini de politik göstermeye başlamıştır.  Bu cümleyi özellikle yazmanızı isterim.  Tepkilerini sadece fiili olarak göstermiyor artık.   Kürt ulusalcıları artık sadece fakir semtlerin  bir  görüşü değil.   Sadece fakirlerin ideolojisi ya da bir davası değil.  Artık zenginlerin de, okuyanların da davasıdır.  Bunu siz sadece taşlı sopalı eylem var mı, yok mu diye okursanız, yanlış ve eksik okursunuz.

Kürt  meselesi artık yoksul semtlerin meselesi değil,  okumuşların da zenginlerin de  meselesidir diyorsunuz ya  bir orta sınıflaşmaya mı işaret ediyorsunuz?

Evet, yeni yeni oluşuyor.

Peki PKK bu kesimlere, okumuş, zenginlere  ulaşabilecek mi? Siyasal misyonunu bu kesimelere benimsetebilecek mi?

Ben genel olarak söyleyeyim, PKK  toplumla barışmak zorunda,  HDP toplumla daha barışmak zorunda.  İdeolojisinden taviz vermek zorunda.  2000'lerde Ne dediler Apoculuk yani ‘biz Marksizm Leninizm’ i,  toplum gerçekliğini harmanladık, Apoculuğu  kurduk’, halkın  değerlerine (İslam vb.) daha saygılı olacağız vb. Ben bunu Apo'nun avukatlarından çok defa duymuşumdur.  Apo'nun görüşü şimdiki PKK'yi yöneten kadrodan bu konularda çok daha yumuşak.  Apo bu konuda, orta sınıflara açılma, barış gibi konularda daha samimidir derler.

 Peki Barış sürecinde PKK Apoyu yeterince dinledi mi?

Ben dinlediğini düşünüyorum. Evet, dinledi.

Mesela Öcalan  silah artık miadını doldurmuştur dedi, sanki örgüt tersini yaptı ne dersiniz? Hemen arkasından YDG-H, hendekler birçok şey geldi.  

Bence örgüt bunu bir anlamda doğru anladı.  Çünkü; Öcalan  çoğu zaman der ki devlete her şeyinizle teslim olmayın, her şeyi birden elinizden bırakmayın. Haklarınızı almadıkça,  devlet size bunu  sadece  söyledi diye  kanatları  indirmeyin.  Yani o tip ‘silah miadını dolduruştur’ sözünün karşılığı Kandilde öyle okunuyor.  Devlet istedi diye şimdi bütün adamlarımızı Avrupa'ya, ‘Kuzey Irak'a mı yerleştirelim.  Bu bir karşılıklı güvensizlik meselesidir.  Barış sürecinde her iki tarafta birbirine güvenmedi.  Kürt meselesi maalesef uluslararası arenaya bu yüzden kayıyor.  Taraflar  artık birbirlerine güvenemiyor.  Barış eli niye uzandı diye bir soruyu zihninizde muhafaza ettiğiniz müddetçe, barışa ulaşamazsınız.  Karşılıklı olarak, ben ve siz de birbirimizle kavga edersek de aynı şey geçerlidir.  Ben seninle üç defa, barışalım deyip sonrasında kavga ettiğimizi görsem  sizin  barışınıza güvenebilir miyim? Ben bu meseleyi biraz böyle düşünüyorum.

Biraz geriye dönüp “orta sınıflar” meselesini biraz deşmekte fayda var bence. Çünkü; Kürt halkının arkasında olmadığı hiçbir atılım veya çıkış başarı şansına sahip değil diye düşünüyorum?

Orta sınıflar çok önemli. Onun bir anlamda alt kesimini oluşturan  öğretmenler, memurlar da önemli. Orta halli esnaflar, doktorlar, avukatlar diyelim Kürt orta sınıfları bunlardan oluşuyor. Ama Kürt halkının problemleri sadece ulusal problemler, savaş şiddet gibi meseleler de değil.  Savaş dışında da Kürt toplumunun kültürel birçok problemi var. Onları ayrı tutmak,  ayrıca konuşmak lazım.  Sadece Kürt meselesi değildir Kürtlerin meselesi.  Sadece devletle olan meselesi değil.  Kürt toplumu tarihinde ilk defa şehirde yaşıyor.  Tarihinde ilk defa bir orta sınıf oluşturmaya çalışıyor. Şimdi bu kesimlerde bir sekülerleşme, PKK'ye yönelik bir ilgi var. Yukarıda meslek olarak sıraladığımız bu insanların birçoğu da odalarda, derneklerde etkin. Ama HDP’nin içerisinde ne kadar etkin, bunu kestirmek pek mümkün değil. Ama özetle şunu söyleyebilirim; Orta sınıfı olsun, olmasın birçok sosyo-politik mesele diğer tolumlarda olduğu gibi Kürt toplumunda da kendiliğinden var.  Devlet olmasa da vardır.

Neden çözemiyor?

Bir tanesi de bu sınıf meselesi bence. Çünkü orada birkaç aileden oluşan bir elit yapı var. Bunların dışında da devletin baktığı büyük bir kitle var. Dolayısıyla orta sınıflaşma henüz çok gelişmemiş durumda.  Orta sınıf toplumun tabiri caizse direğidir.  Sosyo politik anlamda, eğer o sınıflar çok gelişip, bilinçlenmemişlerse,  o toplum çok hızlı sağa sola savrulabiliyor.  

PKK o siyasal dönüşümü sağlayabilir mi? Rotasını Kürt orta sınıfların da içerisinde olduğu bir politikaya oturtabilir mi?  Bu meseleyi örgütsel meseleden çıkarıp, ulusal mesele haline getirebilir mi?

Bunun için PKK'nin çok yol alması, mücadelenin odağına oturttuğu şiddetten vazgeçmesi gerekir. Savaşı bitirememişsiniz ki, siyasetle uğraşasınız diyorlar.   Gücümüzü siyasi meseleye mi, silaha mı verelim  diye  düşünüyor. Güney Amerika'daki sol örgütlerin de temel problemi buydu.

Tamam da PKK  bunu Türkiye özelinde aşmak zorunda mı, değil mi?

Tabii ki aşmak zorunda.

Peki bu aslında çok ciddi bir mesele. PKK bunu aşmayı başarabilecek mi? “Aşma” sadece politik bir niyet ve kararlı mı, yoksa yapısal sorunlar da var mı? Bu değişime PKK izin verebilecek mi?

Bence bunu aşması, kendini yenilenmesi gerekiyor. Beceremezse en büyük sebep Kandil’de ki kliktir. Yani orada toplumsal gerçekliği görmek istemiyorsun onunla yüzleşmek istemeyen -okuyamayan demeyeceğim- yüzleşmek istemeyen bir yapı var.  Kürt toplumu birçok toplumun 150 yılda yaşadığı şeyi 30 yılda yaşadı.  Öcalan içerde bu dönüşümü daha rahat izleyebiliyor.  Çünkü okuyor, devletle görüşüyor.  Tabii kandilde de mağarada yaşamıyorlar onlar da dünya ile görüşüyorlar onlar da dünyayı geziyorlar. Fakat ellerinde bir silah var beri bir silahlı mücadeleye girmişler ayakları orada bağlı.  Bu eksenden çıkamıyorlar.

Dr. Mehmet Yanmış ile yaptığımız söyleşinin Hendekler Dönemi ve Kürt siyasetinin geleceği -1-

 

Devam edecek...