Gazeteci İslam Özkan: Kürtlerin haklı talepleri karşılık bulacaktır!

 

24/10/2017 - 12:55 Kategori Söyleşi

BAS - Yağmur Çetin

Kürdistan Bölgesi’nin 25 Eylül’de gerçekleştirdiği ve halkın yüzde 93’ünün ‘Evet’ dediği tarihi bağımsızlık referandumundan hemen sonra Irak Ordusu, İran destekli Haşdi Şabi ile YNK’nin bazı kadrolarının da desteğiyle Kerkük’ü işgal etti. ABD’nin, Avrupa’nın, Rusya’nın ve İsrail’in bu işgale sessiz kalması eleştiriliyor.  Bölgede referandum sonrasında yaşananları, Irak Ordusu’nun İran desteğiyle Kerkük’ü işgalini gazeteci – yazar İslam Özkan ile konuştuk. Özkan, ABD’nin, Rusya’nın ve İsrail’in Kerkük’te yaşananlara sessiz kalmasına rağmen İran’ın bölgede güçlenmesini istemeyeceklerini söylüyor. Referandum sonrasında Kerkük’te yaşananlara rağmen Özkan, “Kürtlerin ve Kürt yönetiminin bağımsızlık gibi haklı talepleri uzun vadede bölgede karşılığını bulacaktır” dedi. Türkiye’nin dış politikasını da eleştiren Özkan, “Etnisite üzerinden, mezhepler üzerinden, kimlikler üzerinden siyaset yapılmamalı. Dış politika bunun üzerine kurulmamalı” ifadesini kullandı.

Kerkük’te yaşananlara baktığımızda Kürtlere meşru bir hak olan bağımsızlık referandumuna gittiği için ‘cezalandırıldı’ mı?

Evet, böyle bir tablo ortaya çıkmış olabilir ama benim kanaatim şu Kürdistan ve Kürt halkı bu hakkını kullanmak için doğru bir zaman belirleyemedi. Zamanlamayı doğru ayarlasaydı, Irak merkezi yönetimle diyalog halinde ve komşulardan da onay alarak böyle bir referandum yapsaydı çok daha mantıklı olurdu. Referandumdan özellikle Kerkük operasyonundan sonra çıkan tabloda Talabani ve Goran ailesinin referanduma ikna olmadıklarını gösterdi. Bağımsızlık konusunda bir bütünlük yoktu.

Gerek Suriye’de gerek Irak’ta IŞİD’le mücadelede kara gücü olarak Kürtler varken Kerkük meselesinde süper güçler Kürtlere neden sırtını döndü sizce?

Batılı güçlerin Kürtlere arkasını dönmesi referandumdaki hesap hatasıyla ilgili. Referandumdan önce Barzani AB konsolusluklarıyla bir araya gelip toplantı yapmıştı. Ve Avrupa ülkeleri referandumun ertelenmesi gerektiğini söylemişlerdi. Genel olarak dünyanın tavrı bu yöndeydi. Kimse ‘referandum yapılmasın’ demedi. Sadece zamanlamanın doğru yapılmasını istedi. Tarafları ikna edecek diplomasiye de gereksinim vardı. Tabi ki bağımsızlık ve referandum Kürtler açısından oldukça önemli ve ciddi bir mesele ama yansımalarının ciddiyeti hakkında düşünmeye ihtiyaç var.

Referandum öncesinde ve referandumdan hemen sonra Kerkük’teki Türkmenleri sık sık gündeme getiren Türkiye, Türkmenlerin şimdiki durumuna neden sessiz sizce?

Evet, zaman zaman Türkiye, Türkmenleri gündeme getiriyordu. Türkiye’nin bakış açısında bir başkalaşım ve kayma var. Türkiye 2015-2016 yılına kadar biraz mezhep öncelikli meselelere bakıyordu. Özellikle meshebi faktörlerin bölgesel olayları bakışı noktasındaki belirleyiciliği, etkisi oldukça fazlaydı. Ama son 1 yıldır etnisitenin daha çok ön plana geçtiğini görüyoruz. Bunda tabi Kürt sorunundaki değişimlerin, gelişmelerin, çözüm sürecinin rafa kaldırılmasının da payı var. Tabi Türkiye’nin dış politikasındaki tercihleriyle ve Suriye ile Irak’taki gelişmelerle de yakından alakalı bir durum. Türkmen meselesinde mezhep değil de etnisitenin ön plana geçicinde bu kez Türkmenlerin çıkarları mantığıyla hadiseye bakılmaya başlandı. Ve Türkmenlerin çıkarlarının Irak ordusuyla birlikte hareket edilmesi gerektiği yönünde bir algı oluştu Türkiye’de.

Türkiye’nin Kerkük meselesine alkış tutması doğru bir politika mı? Bazı köşe yazarlarının dediği gibi ‘Kürtler kaybettiğinde Türkiye ne kazandı?

Bakış açısına göre, yaklaşıma göre değişir. Hangi perspektiften baktığınıza bağlı. Türk hükümetinin resmi politikalarından baktığınızda Kürdistan’ın bağımsızlık kazanması aynı zamanda Türkiye Kürtlerine ve bölgedeki Kürt unsurlara da sirayet edecek bir durumdu ve bu parçalanmaya gideceği algısıyla bir değerlendirme yapma söz konusu oldu. Dolayısıyla şu anda yaşananlar bu düşünceye sahip olanlara ‘nefes’ aldırmış oldu. Ama diğer açıdan bakanlar, çatışmayı mezhep üzerenden bakanlar Türkiye’nin Barzani’yi ve Sünni Kürtleri tercih etmesi gibi bir durum söz konusu. Ama etnisite üzerinden, mezhepler üzerinden, kimlikler üzerinden siyaset yapılmamalı. Dış politika bunun üzerine kurulmamalı.  

Türkiye ve İran Suriye politikasında karşı karşıya iken Kürtlere karşı aynı safta yer aldılar. Bu ittifak uzun sürer mi sizce?

Henüz bir ittifakın tüm köşe taşları oluşmuş değil. Rusya’nın tavrı da bölgede etkili olacak.

Kerkük meselesinden hemen önce İran’a karşı sert açıklamalar yapan Trump’ın Kerkük meselesinde ‘Biz taraf değiliz’ açıklamasını nasıl okumak gerekiyor?

Analizimi şöyle yapabilirim. Trump İran konusunda oldukça sert. İran konusunda giderek sertleşecektir de. Ama Kerkük meselesindeki tavır ilk bakışta bir çelişki gibi görünüyor. İran’ın çıkarları doğrultusunda sessiz kalmış ya da İran’ın çıkarlarıyla çelişmeme gibi bir duruş sergilemiş gibi görünse de aslında hiç de meselenin öyle olmadığını ifade etmek lazım. ABD, Irak’ı bütünüyle İran nüfuzuna terk etmemek için böyle bir politika izliyor, böyle bir tavır sergiliyor. İran’a karşı olan politikalarını Irak’a da taşısa bu kez oradaki çatışmanın İran’ın işine yarayacağını düşündüğünden dolayı burada sessiz kalıyor. Bir de bağımsızlığı ve referandum konusunu anayasal hak olarak görmüyorlar, anayasal maddeleri Irak’a yakın bir şekilde okuyorlar. Irak ordusunun yaptığı harekâtı da bu nedenle meşru gördüler.

ABD, İsrail, Rusya bölgede İran’ın güçlenmesine göz yumar mı?

ABD, İsrail ve Rusya’nın bölgede İran’ın güçlenmesine göz yumacağını düşünmüyorum. Çünkü aralarında çok köklü bir mücadele var. ABD’nin İran’la mücadele yaklaşımıyla İsrail’in İran’a yaklaşımı arasında farklılıklar olabilir. Değerlendirme ve okuma farklılıklar var. İsrail daha sert daha askeri bir mücadeleyi öngörürken ABD ise daha farklı yaklaşıyor. Obama döneminin siyaseti de daha farklıydı. Ama Rusya zaten İran’ın müttefiki. Dolayısıyla İran’ın nüfuzunun artmasına Rusya’nın bir ses çıkaracağını düşünmüyorum. Suriye’de, Rusya bizzat İran’ın çağrısıyla bölgeye geldi. Aralarındaki ittifakı görmezden gelemeyiz. Belli bir noktaya kadar İran’ın nüfuzunun artması Rusya’nın da işine gelir. Ama İran’ın bütün bölgede belirleyici hale gelmesine Rusya istemez.

Son kertede Kürtleri önümüzdeki dönem ne bekliyor sizce?

Uzun vadede bakıldığında Kürtlerin özerklik, bağımsızlık taleplerinin karşılık bulacağını düşünüyorum. Bu sürecin hızlanması ya da yavaşlaması Kürtlerin, Kürt hareketlerinin liderlerinin izlediği siyasetiyle de ilgili olacaktır. Bölge ülkelerinin özgürlükler, haklar, adalet ve kardeşlik temelinde bir perspektif içerisinde olmalıdır. Kürtlerin, Kürdistan yönetiminin haklı talepleri mutlaka hayata geçirilecektir. Bu engellenemez. Suriye’de, Türkiye’de, Irak’ta hatta İran’da Kürtlerin talepleri yerini bulacaktır mutlaka. Komşularıyla iyi geçinen, bölgenin doğal yapısı gibi hareket eden bir Kürt siyasal hareketi bölgede başarılı olacaktır.

 “AK Parti’nin Kürt oylarına olan bağımlılığı önemli”

Birkaç önce Kürdistan bayrağını iki büyük havalimanında dalgalandıran Türkiye’nin değişime uğrayan Kürdistan siyaseti nereye evrilir?

Türkiye siyasetçileri, hükümeti şu andaki durumun ideal olduğunu düşünüyorlar. Doğu Perinçek ve Devlet Bahçeli ile ittifak devam ettiği sürece onları politikaları yansıyacaktır. Bu nedenle Güvenlikçi bakış açısı uzun bir süre devam edecektir. Ancak 2019 genel seçimleri düşünüldüğünde Türkiye’nin Kürt ve Kürdistan siyaseti böyle devam etmez. 2019 genel seçimleri öncesinde ciddi bir yumuşama olacaktır. Çözüm süreci dosyası da rafından indirilecektir. Bu da Kürdistan Yönetimine yansımaları olacağını bekleyenler var. Ama Türkiye darbe girişiminden sonra son derece tepkisel sorunlar geliştiriliyor.  Kürt sorunu ulusal ve milli güvenlik politikası olarak görüldüğü sürece işin içinden çıkması mümkün olmayacaktır.

Türkiye’nin Kürdistan politikası, Türk medyasının milliyetçi söylemleri içeriye nasıl yansır? Önümüzde 2019 seçimleri var sonuçta…

AK Parti’nin Kürt oylarına olan bağımlılığı önemli. 2019 seçimleri öncesinde bir yumuşamaya gideceğini düşünenler de buradan hareket ediyor. AK Parti’nin Kürt seçmenin desteği olmadan başkanlığı kazanmayacağı ifade ediliyor. Kürt seçmeni ile Türk milliyetçi seçmen arasında bir tercih yapıldığında Erdoğan’ın Haziran, Kasım seçimlere bakıldığında milliyetçi ve muhafazakâr tabanı tercih ediyor. Onu iktidara getireceğini düşünüyor. Hüda Par üzerinden Kürt seçmenini etkileme operasyonuna girişecektir AK Parti ama Barzani meselesindeki tutumu nedeniyle kısmi kayba uğrayacaktır. Bunu tolöre edeceğini düşünse de…

Bas Gazetesi